Sinema yazarlarına sorulmak üzere 10 soru hazırladık. Tümüyle Ters Ninja’ya münhasır 10 ilginç soru. Maksat elbette sinema yazarlarını daha iyi tanıyabilmek… The S-Files adını verdiğimiz bu dosyaların ellincisini ‘Beyazperde.com’ yazarı, aynı zamanda senarist olan Oktay Ege Kozak için açıyoruz.

Nerede, ne şekilde, kiminle seyrettiğinizi hatırladığınız en eski film hangisi?

Bu hikaye biraz da annemin anılarının desteğiyle oluşuyor ama yaklaşık 3-4 yaşındayken annem ve teyzem ile E.T.‘yi izlediğimi hayal meyal hatırlıyorum. Filmin ilk yarısında korkup (Sanırım özellikle E.T. ve Elliot’un tarlada birbirlerini korkuttukları sahnede) anneme göre 10 dakika ara boyunca eve gidelim diye yalvarmışım. Sonra tabi ikinci yarıda “E.T. gitmeee!” diye ağlamışım.

Bir de aynı yaşlarda Cazcı kardeşler‘i (Blues Brothers, Caz ve Blues arasındaki kallavi farkı bilmeyen tercümanlar sağolsun) izledikten sonra annem her sinirlendiğinde “Take it easy be anne!” dermişim. Filmi bilenler John Belushi, Carrie Fisher‘ı öpüp yere attığında Dan Aykroyd‘un ünlü repliğini hatırlayacaktır.

Sinema yazarı olmasaydınız, ne yazarı olmak isterdiniz?

Aslında senaryo yazarı olmasaydım, sinema yazarı olmak isterdim desem? 10 yıldan fazladır senaryo yazmak ve bu senaryoları Hollywood’da satmak ile uğraşıyorum. Bir avuç kısa filmim çekildikten sonra, In Another Life isimli uzun metraj senaryom çekiliyor, şu an üçüncü perdenin yeniden yazımlarıyla uğraşıyoruz.

Senaryo yazarlığı özellikle Amerika’da çok zor iş. Şu ana kadar 7 uzun metraj senaryo yazdım ve halen bu işten para kazanan profesyönel bir senaryo yazarı değilim. Aaron Sorkin gibi kallavi yazarlar bile 10 senaryo yazdıktan sonra ancak bir senaryo satabiliyorsa daha çok işim var demektir. Amerika’da senaryo yazarı olmak isteyen okuyuculara tavsiyem, şimdiden kolları sıvasınlar.

Hayatınızın sonuna kadar tek bir filmle idare etmeye mahkum edildiniz. Hangi filmi seçerdiniz?

Yedi Samuray, 2001, İyi Kötü ve Çirkin, Fargo, Network isimlerini bir kutuya koyup gözüm kapalı birini seçerdim. Hangisi denk gelse bana yeter.

Kendinize içlerinden hayali bir arkadaş seçme şansınız olsaydı. Hangi sinema karakterini seçerdiniz?

The Big Lebowski’den Jeff “Ahbap/The Dude” Lebowski. Onun rahat “bırak gitsin abi” zen filozofisine gıpta ederim. Ayrıca bowlingi sevmeme rağmen halen doğru düzgün oynuyor değilim. Bana Bowling dersleri verebilir. Fakat Walter’a dikkat etmek lazım. Penaltı çizgisinin üzerine basarsam silah çekebilir.

Hangi sinema oyuncusunun görüntüsüne sahip olmak isterdiniz?

Charlize Theron. Bütün günümü aynada çıplak kendime bakmakla geçirirdim.

Hangi yönetmenle sıkı dost olmak isterdiniz?

Billy Wilder. Kurosawa ve Kubrick, iki kocaman idolüm ama ikisi de göründüğü kadarıyla pek te eğlenceli kişilikler değil. Kubrick‘le dost olsam, iki dakikada satrançta yener beni, Kurosawa ise dehasıyla beni iyice aşağılık kompleksine sürer.

Wilder da bir dahi ama en azından röportajlarda gördüğüm kadarıyla canayakın ve şirin bir adam. Kendisiyle uzun bir sohbet, Kurosawa ve Kubrick‘ten daha keyifli olur gibi geliyor. Sidney Lumet de keyifli sohbeti olan birine benziyor.

Hangi film gerçek olsun ve siz de içinde yer alın isterdiniz?

Almost Famous‘ta Cameron Crowe‘un kendi anılarından esinlenen, 15 yaşında Rolling Stone’a yazan şanslı pezevenk William Miller olmak isterdim. 1960lı ve 70lı yılların gerçek Rock’a damgasını vurduğuna inanan ölümsüz bir klasik rock hayranı olarak günümüz banal müziğinden uzakta, o dünyanın içerisinde yaşamak isterdim. Ayrıca William’ın yaptığı gibi üç taş gibi kızla aynı anda bekaretimi kaybettikten sonra “Penny Lane gitti elden” diye salya sümük ağlamazdım.

Sinemayı sevmek için iyi bir neden söyler misiniz?

Edebiyat, tiyatro, veya sinemadan binlerce yıl önce bile, insanlığın doğumundan beri mitoloji, kendi yaşamlarımızdan anlam çıkarmak, yaşam boyunca bize yol göstermek için yaratılmış hikayeler. Bir bakıma hikaye bazlı bütün sanat dalları, modern mitolojiyi temsil ediyor. Sinemanın en büyük avantajı ise sadece hayallerimizde canlandırabileceğimiz bu muazzam hikayeleri görsel olarak yaratması.

Sinemanın en kötü özelliği ya da en büyük zararı nedir sizce?

Sinemayı sevme sebebiyle aynı. Yüzyıllardır edebiyat ve tiyatro, mitolojilerini bütün kapsamlarıyla aktarabilmek için toplumun hayal gücüne güvendi. Kitapların insan hayal gücünü açmaktaki önemi tartışılamaz ve her ne kadar sinema görsel ve işitsel olarak çok daha kapsamlı bir deneyim sunsa da, toplumu kitaplardan ve gelişmesi gereken hayal gücünden uzakta tutabilir.

Bugüne kadar gittiklerinizin içinde en sevdiğiniz sinema hangisiydi?

Hava atmak gibi olmasın ama, Amerika’da yaşamanın en büyük avantajlarından biri sağlık sistemi dünyanın geri kalanından sebepsizce bin kat daha pahalı olmasına rağmen, elektronik eğlence cihazlarının çok daha ucuz olması. Bu sayede Türkiye’de zengin kesiminin kurabileceği bir projeksiyon sistemi, benim gibi işçi sınıfı kişilere bile yadigar olabiliyor. İki sene önce 1080p projektör ve surround ses sistemim ile ikinci yatak odamızı kişisel bir sinemaya çevirdim. 120-inch ekranda Blu-Ray Kurosawa ve Kubrick izlemek, sesi sonuna kadar açıp Apocalypse Now ile kafayı yemek, hemde evimiz konforunda pijama giyerek, müthiş bir deneyim.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA