Kiracı ya da sahip, neden bir evimiz olsun isteriz… Sokaklar zor, Luke biliyor sokakları. Bir evimiz olsun isteriz çünkü korunmak isteriz. Yağmurdan, soğuktan, çok sıcaktan. Evimiz olsun isteriz çünkü gidecek bir yerimiz olmalı, sevdiklerimizle bir araya gelebilmeliyiz, dışarıda olanları unutabilmeliyiz, çocuklarımıza yuva vermeliyiz, yatağımıza girdiğimizde huzurla uyumalıyız ve daha onlarca sebebi var bir ev istememizin. Bazen daha pahalıya satıp biraz da kar etmeyi düşleriz ev alırken Hugh Crane gibi. Maddi de düşünürüz elbette, kirasını, kredisini, maliyetini ve sonradan elde edebileceklerimizi Olivia gibi. Tepedeki Ev (The Haunting of Hill House) akıllardan geçme ihtimali daha düşük bir madde daha ekliyor bu listeye: Ev sahibi olmak isteriz çünkü ev, bir nevi tabuttur.

Türkiye’de “kefen parası” diye bir kavram vardır. Yaşlılar evleri, arabaları, ziynet eşyaları olsun ya da olmasın ölüm vaktinin yaklaştığını hissettiklerinde cansız bedenleri ortada kalmasın diye yatırım yapmaya çalışırlar. Dizideki ev bu cansız bedenlerin ebedi ikametgahı, kefeni, tabutu metaforik olarak. Ve kardeşler arasındaki hiç bitmeyen para kavgası da bunun yansıması. Shirley istemeden kullanıyor, Steven kullanmak ve kullandırmak istiyor, Theo onunla kendine yatırım yapıyor yani evlerinin/tabutlarının/kefenlerinin parası üzerine öyle ya da böyle tartışmaları bitmiyor. Peki ya bizim evlerimiz, Amerikan filmlerinde dizilerinde gördüğümüz o kocaman yapılara benzemeyen, şu an içinde olduğumuz ya da bu akşam gidip yatacağımız evlerimiz; onlar da birer tabut mu? Bir artı bir’lerimiz, kerpiçten ya da en son malzemelerden depreme dayanıklı bodrum katta ya da ellincideki evlerimiz, peki ya onlar da bizi öldürmeye çalışıyorlarsa Tepedeki Ev gibi, mümkün mü böyle bir şey, düşündük mü bunun üzerine hiç, hiç sanmıyorum.

Evler uğruna para harcadığımız şeyler. Birçok insan maaşlarının hatırı sayılır kısmını evlere veriyor. Bir nevi kefen parası biriktiriyorlar daha gençliklerinde bile farkında olmadan, başlarını sokacak bir ev, bir tabuta yatırım yapıyorlar. İçini güzelleştiriyor, onu daha sevimli kılmaya çalışıyor, sevdiklerini davet ediyor ya da seveceklerini doğuruyorlar o duvarlar arasında. Duvar ören karakter gibi kendine dizide, arkasında mutlu huzurlu olacaklarını zannedip duvar örüyorlar fakat o duvarın arkasında mutsuzluğa da korkuya da endişeye de yer var sizinle birlikte yani hiçbir duvar sizi mutlu edemez, hiçbir duvarın (evin) arkasına saklanıp mutsuzluktan kaçamazsınız. Bunu anladığınızdaysa çok geç olabilir, bu kez de sesinizi duyurmaya çalışırsınız, dizideki gibi tırnaklarınızla kazıyıp dışarı çıkmaya, ilgi çekmeye çalışırsınız ama ya başaramazsanız ya görünmez olmuşsanız artık ya sevgiye ulaşamazsanız…

Dizi, sevgi ve anlayış gösterin birbirinize diyor. En azından bunu yapın. Kardeşinizi, ebeveynlerinizi, kendi cinsinizi ya da karşı cinsi sevin diyor. Sevdiklerinizi kollayın ama aşırı koruyucu da davranmayın. Hayır, anne karakterinin hatalarına düşmeyin. Evinizi inşa etmiş güvenli ve huzurlu bir yuva kurmuş olabilirsiniz ancak dış dünya hala orada, olmadığı yanılgısına düşmeyin. Çocuklarınızı ya da evin dışına çıkanları korumak için aşırıya kaçmayın. “O kadar çok seviyorum ki içime sokasım geliyor” lafını duymuşsunuzdur, en çok da annelerden. Oysa hiçbir anne sizi içine sokamaz yeniden ve bunu istememeli de diyor dizi. Bırakmalı çocuklarını hayata kulaç atsınlar. Sonu bir morgun metal sedyesi de olsa, eroin iğneleriyle dolu sokaklar ya da; onları evde tutamazsınız. Tutmaya çalışmamalısınız. Luke’un hoşlandığı kadını tutamadığı gibi de ayrıca, sadece aileyle de bitmiyor olay.

Tepedeki Ev’de evin farklı tezahürlerinden biri de Six Feet Under’a selamlarla dolu cenaze evi. Baba, kızının cenaze evine ilk geldiğinde kızı Shirley merasim yapılan bölümün asıl ev olmadığını, yaşadıkları evin, binanın diğer tarafında olduğunu anlatmaya girişiyor. Baba anlamaz bakışlarla karşılık veriyor fakat son bölümde biz anlıyoruz. Shirley cenaze evinde yaşadığını kabul etmek istemiyor fakat her ev bir cenaze evidir diyor dizi finalde, şu an sizin yaşadığınız dahil. O evde de birileri öldü, o evde de birilerinin arkasından anma konuşmaları yapıldı, o evde de birileri yavaş yavaş ölüyor (siz), o evde de birileri ölecek; bunların biri ya da daha fazlası Tepedeki Ev’le sizin evinizin ortak yanı.

Tepedeki Ev korkutmak için yola çıkmış gibi duran, işlevsiz aile filmlerinin en iyilerine yaklaşan bir gidişatla devam eden, plan sekanslarla kotarılmış altıncı bölümüyle zirveye çıkan teknik beceri ve özenle kotarılmış sahnelerle dolu, finalindeyse daha önce belki de hiç düşünmediğiniz konularda düşünmeye iten bir dizi sizi. Tepedeki Ev en iyi korku filmlerinin korkutma amacı gütmediğini hatırlatan, en iyi filmlerin görünenden fazlasını anlattığını bilen, en iyinin her zaman en beklemedik anda geleceği umudunu aşılayan bir iş. Mike Flanagan’ın bir romandan televizyona uyarladığı, tüm bölümlerini tek başına yönettiği, bazı bölümlerini yazdığı ve hatta ortak yapımcı olduğu bir dizi yani Flanagan şu andan itibaren bir tür mucize adam bizim için ve ismini gördüğümüz her proje heyecan verecek.

Tepedeki Ev – The Haunting of Hill House (2018) tüm bölümleriyle Netflix Türkiye’de izlenebilir.

HENÜZ YORUM YOK