Tokyo’ya Ağıt: Tokyo Sene Sıfır/İşgal Altındaki Şehir (David Peace)

Bundan tam bir yıl önce *Sel Yayıncılık’tan Tokyo Sene Sıfır adında bir üçlemenin ilki olarak lanse edilen bir kitap yayımlandı. Aradan daha bir yıl geçmeden üçlemenin ikinci kitabı İşgal Altındaki Şehir de yayımlanınca, aslında gaijinlere (Burada Japonya hakkında Japonmuş gibi yazanlar kastedilmektedir) karşı ön yargılı olsam da kitaplara daha fazla kayıtsız kalamadım.

 Tuğba Keleş

İngiliz yazar David Peace, üniversite hayatını yarıda bırakarak farklı ülkelerde İngilizce öğretmenliği yapmış biri. Bir dönem İstanbul’da da öğretmenlik yapan yazar, 1994’te Tokyo’ya taşınarak 15 yıl kadar orada yaşamış, bu süre içerisinde de bir yandan kitaplar yazmış. Sinema dünyasının da fazla uzak olmadığı David Peace’in 2006 tarihli The Damned United isimli romanı futbol ile ilgili olan aynı adlı filme çekilirken (2009), polisiye-seri katil vb. konuların işlendiği Red Riding Dörtlemesi ise üçleme olarak filme aktarılmış (2009).

Yazımıza konu olan Tokyo Sene Sıfır (Tokyo Year Zero-2007) ve İşgal Altındaki Şehir (Occupied City-2009) romanlarının her ikisi de gerçek bir olaydan yola çıkılarak kurgulanmış kitaplar. İşin içine polisiye ve seri katil mevzusu da katılınca bir çırpıda okunan kitaplardan bahsetmek de boynumun borcu oluverdi.

Tokyo Sene Sıfır, 1946 yılında Yoshio Kodaira adlı bir seri katilin gerçeğine nüfuz etmekte. Kitabı bir polis dedektifinin ağzından yani birinci ağızdan okuyarak bir yandan katili bulma sürecindeki izleri takip ederken diğer yandan dedektifin hayatına ve elbette geçmişine de sızmak durumunda kalıyoruz. Yazar, dedektifin sancılı geçmişindeki acıları, kafasından geçen düşünceler şeklinde normal olay örgüsünün satır aralarına katarak, okurken içine girmesi zor ama adapte olduktan sonra okuyucuya oldukça çarpıcı gelecek bir tarz yakalamış. Olayın geçtiği yıl göz önüne alınırsa, dedektifi etkileyen geçmişin doğrudan II. Cihan Harbi ile ilgili olduğunu söylemeye bilmem gerek var mıdır? Roman zaten doğrudan 1945 yılında Japonya’nın yenilgiyi kabul ettiğine dair İmparator’un radyodan yayınlanan konuşmasını ön plana çıkararak başlıyor ki, Tokyo Sene Sıfır ismi de tam da yeni bir hayatı simgeleyen bu travmatik bitişten ve yeni başlangıçtan gelmekte.

Kadın cesetlerinin bulunduğu arazide olay günü çekilmiş fotoğraf

İmparator radyodan o meşhur duyuruyu yaparken bir arazide biri çıplak, diğeri sadece kemiklerden oluşan iki kadın cesedi bulan polis ekibi, otopsi sonrası aynı katilin eseri oldukları büyük ihtimal olan cesetleri, iki farklı gruba bölünerek araştırırken, travmatik geçmişiyle normal okumanın sürekli olarak bölündüğü dedektif Minami, araştırmasını aynı katil üzerine yoğunlaştırmasına rağmen, peşini bırakmayan kabuslar, kendisini sürekli olarak hırpalayan hap bağımlılığı ve dönemin bir başka ilginç konusu mafya ile ilişkisi hasebiyle, oldukça zor zamanlar geçiriyor. Roman için tam bir polisiye demek pek doğru bir tabir değil doğrusu ama heyecanlı bir polisiyeden de geri kalır yanı yok. Roman dedektif Minami ve etrafındaki insanları savaş sonrası tam anlamıyla çökmüş bir toplumda hayat mücadelesinde gösterirken, tarihsel bazı gerçeklere daha doğrusu savaşın gerçeklerine dokunmadan da edemiyor, ki romanı sıradan bir kurgudan daha ön plana çıkaran şey de bu durum. Gelelim Yoshio Kodaira vakasına.

İdam edilmek üzere götürülen Yoshio Kodaira

1945 ile 46 yılları arasında 10 kadını tecavüz edip boğarak öldürdüğüne inanılan Yoshio Kodaira’nın işlediği cinayetlerin hepsi ispatlanamamış. Kodaira’nın tecavüz ve cinayet vakalarından önce 1932’de kayınbabasını öldürdüğü ise bir başka gerçek. İşlediği suç dolayısıyla kısa bir süre hapis yattıktan sonra salıverilmiş. Yoshio Kodaira, suçlandığı vakalardan bazılarını kabul etmese de tutuklanarak 1949 yılında idam edilmiş.

Tokyo Sene Sıfır, gerçek bir seri katil öyküsünü, arka planında savaşın acımasız izlerinin bireyler üzerindeki yıkıcı etkisini göstererek anlatan bir roman kısaca.

Üçlemenin ikinci kitabı İşgal Altındaki Şehir, ilk kitaptaki altyapının bir benzeri üzerine yine bir suç vakasını işliyor. Kitaba konu olan asıl vaka, 1948 yılında Shiinamachi semtindeki Teikoku Bankası’nın bir şubesine gelerek, mahallede görülen dizanteri hastalığı sebebiyle banka çalışanlarına ilaç içirmek amacıyla devlet adına geldiğini söyleyen sözde doktor kılığında bir adamın, banka çalışanlarından 12 kişiyi ilaçla öldürmesi vakası.  Olaydan kurtulan 4 kişinin tanıklığıyla hemen robot resmi çizilen zanlının peşine düşülürken, yazar bu defa olayı farklı kişilerin ağzından, dolayısıyla farklı bakış açılarıyla anlatmayı yeğlemiş. Japon korku kültüründe de önemli bir yeri olan mum ışığı etrafında hayalet öyküleri anlatma ve hikaye bittikten sonra mumu söndürme geleneğinden yola çıkan yazar, işin içine kendi çaresizliğini de katarak, hikayeyi 12 mum ve haliyle 12 farklı kişinin ağzından anlatıyor. Anlatıcı kişilerin arasında kurbanlardan zanlıya, dedektiflerden olayın karanlık boyutuyla ilgili kişilere kadar geniş bir anlatıcı yelpazesi var.

Teikoku Bankası zanlısı için çizilen gerçek robot resmi

Romanın farklı ağızlardan yazılma stili, yazarın da kitabın sonunda belirttiği gibi Ryûnosuke Akutagawa’nın Rashômon and 17 Other Stories adlı kitabındaki In a Groove adlı öyküsünden esinlenilmiş. Küçük bir not olarak ekleyeyim; bendeki Penguin Classics Deluxe Edition versiyonunda öykünün adı In a Bamboo Groove olarak çevrilmiş. Akutagawa’nın öyküsünde de bir cinayet vakası, farklı kişilerin ifadeleriyle ele alınır. 48 yılında gerçekleşen olaya geri dönecek olursak; olay ile ilgili Sadamichi Hirasawa adında bir suluboya ressamı, hem robot resimden yola çıkılarak hem de başka ipuçları sebebiyle tutuklanır. Sadamichi Hirasawa, kurtulmayı başarmış kurbanlardan birinin katil olmadığına dair ifade vermesine rağmen, kendisinin verdiği çelişkili ifadeler sebebiyle hapisten çıkmayı asla başaramaz. Bankada işlediği suçu asla tam olarak ispat edilemese de dolandırıcılık gibi suçlar dolayısıyla ömrünün sonuna kadar hapishanede kalır ve 95 yaşında hayata veda eder.

Olay mekanındaki ilk görüntü
Tutuklanan Sadamichi Hirasawa

Roman, bankada meydana gelen bu gerçek olayı ön plana almasına rağmen, arka planında II. Cihan Harbi’nde Japonların üzerine yoğunlaştıkları biyolojik silahlar ve 731. Ünite’yi işlemektedir. Olay örgüsü içerisine işbu sebeple bir Amerikan ve Rus askeri de girerek, kendi mumlarını söndürene kadar, dönemin 731. Ünite ve biyolojik silah çalışmaları vakalarının üzerindeki gizemi kaldırmaya çalışırlar.

İşgal Altındaki Şehir, kısaca II. Cihan Harbi’nin biyolojik silah gerçeklerini, işlenen gerçek bir cinayetin gölgesinde kendi kurgusuyla işleyen, suçu asla ispatlanamamış katil açısındansa son derece “adil” bir roman. (Olayla ilgili daha fazla gerçek fotoğraf için şu siteye bakabilirsiniz.)

Üçlemenin son kitabı henüz yayımlanmamış olan Tokyo Regained. Dost Körpe çevirisiyle çıkan yukarıda anlattığım ilk iki kitap dolayısıyla bu kitabı da yine Körpe çevirisiyle heyecanla bekliyorum.