Bir Japon Filmleri Festivali’nden daha merhaba sevgili okur-izlekler. Son iki yıldır olduğu gibi bu yıl da daha önce seyretmediğim Japon filmleri hakkında ahkâm kesmek üzere yeniden karşınızda bulunuyorum. Öyleyse fazla uzatıp dağılmadan geçelim bu sene 26-29 Ocakta (yani bu haftasonu) 8.si düzenlenecek olan Japon Filmleri Festivali’nin programına.

 Tuğba Keleş

…Geçemedik sevgili okurlar! Zira filmlere geçmeden evvel samimiyetle paylaşmak istediğim bir konu var ki, beni üzüntüye gark etmekte. Festival programını ilk gördüğümde duygusal (!) yapımdan dolayı gözyaşlarımı tutamadım. Çünkü hiçbir filmin özüme hitap etmediğini fark ettiğim program, bana bu sene de sillesini atmış idi. Ama mücadeleci bünyem yılmadı, uğraştı didindi ve kendisi için yine de şans tanıyabileceği bir iki film buldu. Bu arada tüm bu serzenişim anime bölümünün dışındaki filmler içindir. Yoksa en dandik konulu animeyi önüme ver, gerisine karışma Aziz İstanbul!..

Ne diyordum? 26 Ocak Perşembe akşamı yani bu akşam 19.15’teki açılışın hemen ardından gösterilecek ilk film Bizim Unutulmaz Günlerimiz (Bokura no Wandafuru Deizu) adındaki tanımadığım yeni bir yönetmen olan Ryoko Hoshida’nın filmi. Zaten toplamda iki adet televizyon filmi ile festivalde gösterilecek bu film dahil iki adet sinema filmi olan yönetmeni tanımamam gayet doğal iken, filmle ilgili asıl dikkatimi çeken şey, oyuncusu Naoto Takenaka. Daha öncede bu sayfalarda bahsetmiş olmalıyım, televizyon dizilerinden anime seslendirmelerine kadar geniş bir alanda işler ortaya çıkarmış oyuncuyu mangadan uyarlanmış Nodame Cantabile adındaki bir televizyon dizisinde fark etmiştim. Algıda seçiciliğin bir uzantısı olarak da o günden sonra sürekli olarak karşıma çıkmaya devam etti Naoto Takenaka. Takenaka’nın yanısıra kadrodaki diğer oyunculardan Satoru Saitô’nun da emektar geçmişi, bu filme bir şans vermek için yeterince güçlü doneler. Kaldı ki konu itibariyle insana hem duygusal hem de eğlenceli anlar yaşatacağı açık olan bir film gibi gözüküyor Bizim Unutulmaz Günlerimiz.

Cuma gününün ilk filmi İyi Uçuşlar (Happy Flight) 2008 yılında, Shinobu Yaguchi tarafından yönetilmiş. Yönetmen 2001 yılında çektiği Waterboys ve 2004 yılında çektiği Suwingu Gâruzu (Swing Girls) filmleriyle tanınıyor. Waterboys öyle tutmuş ki zamanında hemen ardından iki sezonluk aynı isimli dizi gelivermiş. Vikipedik bilgilere göre başarısızlık ve imkansızlık durumundaki karakterleri ya da olayları ele alarak, mücadele sonucunda elde edilmiş başarıları anlatan yönetmen, programdaki bu filmiyle yine bir uçak yolculuğu sırasında meydana gelen bir zorluk ve mücadele hikâyesi anlatıyor. Ayrıca gençler; doğru beyazperde başına! Çünkü filmin oyuncularından biri, Haruka Ayase.

Cuma gününün ikinci filmi, Bir Milyon Yen Kazanan Kız (Hyakuman-en to Nigamushi Onna). Yönetmeni ve senaristi Yuki Tanada. Tanada da son dönem yönetmenlerden biri. Tıpkı bu film gibi genellikle kendi filmlerinin senaryosunu yazan bir isim. Dolayısıyla bünyemde, sırf bu özelliği dolayısıyla bir kıpırtı oluşmadı desem yalan olur. Konusundan anladığım kadarıyla gençliğin sürüklenişi havası aldığım filmi daha sonraki zamanlara havale ediyorum.

Cumartesi günü açılışı yapan ilk film Rengarenk (Karafuru) adındaki anime. 2010 tarihli animenin yönetmeni Kureyon Shin-chan uzun metrajlarından ve Kappa no Kut o Natsu Yasumi animesinden tanıdığımız Keiichi Hara. Shin-chan vesilesiyle zaten kafadan on puan verdiğim anime hakkında daha fazla bir şey yazmayı gereksiz görüyorum.

Cumartesinin bir başka animesi Kappa ve Sampei (Kappa no Sanpei), festivalin iki eski tarihli işlerinden biri. 1993 yılında yetmişlerin ünlü anime dizi Ashita no Joe’yu yönetmiş olan Toshio Hirata tarafından çekilmiş. Japonya’da suda yaşadığına inanılan Kappa adındaki hıyara (sebze olan) benzeyen bir çocuğun anne özlemiyle dolu hikâyesini kendine konu edinmiş animeyi takla atmak zorunda bile kalsam seyretmeye çalışacağım.

Festivalin en az ilgimi çeken filmi Noriben-Şansın Tarifi (Nonchan Noriben) adlı 2009 tarihli film. Filmografisinde fazla film gözükmeyen yönetmen Akira Ogata’nın önceki işleri hakkında bilgim olmamakla birlikte aynı adlı mangadan uyarlanmış bu filmin, bir kadın hikâyesi anlattığını söylemek olası. Ev hanımı bir kadının çalışma hayatına atılması ile ilgili ‘mücadele et ve kazan’ tipi bir film olduğunu şu an için söyleyebilirim. Ayrıca aktrist Manami Konishi’ye dikkat!

Cumartesinin son filmi, yine 2009 tarihli olan Güney Kutbundaki Aşçı (Nankyoku Ryôrinin). Konusu Jun Nishimura tarafından yazılan romandan yönetmen Shûichi Okita tarafından senaryolaştırılan film, programın ilgi çeken filmlerinden biri. Üstelik yönetmenin ilk filmi olmasına rağmen, olumlu eleştiriler almış bir komedi. Komedi olması dolayısıyla listemin en üst sıralarına da yerleşme fırsatı yakaladığını huzurunuzda itiraf ediyorum efendim.

Pazar gününün ilk filmi Küçük Cadı Kiki (Majo no Takkyûbin) hakkında fazla söze gerek yok herhalde ama Hayao Miyazaki’nin 1989 tarihli animesi, yukarıda değindiğim, festivalin eski tarihli işlerinden ikincisini oluşturuyor.  DVD’sini de piyasada bulmanın mümkün olduğu animeyi, hazır fırsat doğmuşken beyaz perdede yeniden izlemek, üstelik de Pazar sabahı, oldukça hoş olacaktır.

Haftanın son günü pazarı ve festivali bu sene kapatan film, serbest bir Shakespeare uyarlaması olan Bir Yaz Gecesi Rüyası (Manatsu no Yo no Yume). Yönetmen Yuji Nakae’nin elinden çıkan film, nedense bünyemde ‘Nasıl bir saçmalık acaba?’ formatında bir kımıldanma yaratmadı değil. Umarım beklediğim gibi güzel bir saçmalık çıkar da gözümüz gönlümüz açılır.

Görüldüğü üzere bu seneki Japon Filmleri Festivali’ni de, kağıt üzerinde yedim bitirdim sevgili dostlar. Sıra geldi, festivali yerinde bitirmeye. Öyleyse bu hafta sonu fırsat bulduğumuz her an Levent Kültür Merkezi’ne akın ediyor, bedava biletimizi alarak, salonda istediğimiz yere kuruluyoruz. Her yıl aksatmadan Japon Filmleri Festivali yapan Japonya  Başkonsolosluğu’na da teşekkürlerimizi sunarken, o eski festivallerdeki ‘çatlak’ filmlere yeniden kavuşacağımız güne kadar, elimizdekiyle idare ediyoruz.

5 YORUMLAR

  1. İnanmıyorum! Tersninja’da Numan Serteli’nin İstanbul Film Festivali yazılarını okuya okuya, heves etmiş gitmiş, yıllar içinde vazgeçemeyip alışkanlık edinmiş, festivalin baş gediklisi olmuştum.

    Nanananoommm! Şimdi Tersninja’daki Tuğba Kardeş yazıları sebebiyle Japon Filmleri Festival’ine heves ettim.

    Allahım, ne olacak benim halim:)

    Dang yu sayın wang yu!

  2. Bir Yaz Gecesi Rüyası had safhada sıkıcı, bayıcı ve tahammül sınırlarımı sonuna kadar zorlayan bir filmdi.

    Kappa ile Sampei eli yüzü düzgün sevimli bir animeydi. En azından filmin sonunu getirebildik çok sıkılmadan.

    • Ben programdan yalnızca Kappa ve Sampei’yi izledim. Çok şükür takla atmak zorunda da kalmadım. Fazla bütünlük arz etmediğini düşünsem de animenin dediğim gibi bir animeden sıkılmak o kadar kolay değil. Programın pek iç açıcı olmadığını böylelikle anlamış olduk. Anketi doldururken şikayet etseydiniz biraz. Her sene olduğu gibi bu sene de tek tür filmler istemediğimizi belirttim ama pek dikkate alan da yok sanırım. Neyse…

  3. Sevgili Tuba Keleş, güzel yazılar yazıyorsun ve bunları tezimde kullanmak istiyorum ama senin titrin hakkında ne yazacağımı bilemedim. Bilgi verir misin?

CEVAPLA