
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
6 Oca
Çağan Irmak milleti nasıl etkileyeceğini iyi biliyor; Ulak’ın yarattığı hayal kırıklığının ardından Issız Adam’la gişede büyük çıkış yakalayan, yapımcısının moralini düzelten Irmak kırık bir aşk öyküsünü sarıp sarmaladığı, dikkatle süslediği şarkılarla müzik pazarının da umudu olmuş durumda.
Şimdi herkes koşturmaca içinde; nostaljiyle ilgili ne kalmışsa raflarda, tozu alınıp parlatılıyor, çekimi süren filmlerin müziklere daha bir itinayla yaklaşılıyor, geçmiş adeta yeniden keşfediliyor.
Nedeni tamamen ekonomik; Issız Adam müzik albümünün yüz binlik tiraj civarında seyretmesi, yaprak kıpırdamayan bir piyasa için çok önemli tabii…
Bu yazının niyetiyse şu; film müziği konusu böyle birden bire alevlenince yakın geçmişe dönüp neler olup bittiğini bir kez daha tarihe not düşelim, yanlış bilinenleri düzeltelim dedik.
Şöyle ki; bizde film müziği denince tartışmasız akla ilk gelen yapıt Samanyolu. Türk sinemasının Love Story kadar ölümsüz hiti Samanyolu’nun (söz: Teoman Alpay, beste: Metin Bükey) bileğini büken çıkmadı şimdiye dek. Şaka değil; üç milyon 45’lik sattığı tahmin ediliyor.
Hababam Sınıfı’nın Melih Kibar imzalı temasını da unutmamak gerek; ancak uzun yıllar 45’lik ya da albüm halinde halka ulaştırılmaması Samanyolu’yla kıstas olanağı vermiyor bize. Aynı durum Cahit Berkay’ın Selvi Boylum, Al Yazmalım’ı için de geçerli…
Film müziği işi bizde Doksanlar’da popun patlatılıp çatlamasıyla at başı palazlandı. O dönemde Türkiye’ye giren çokuluslu film şirketlerinin pazarlama stratejilerini taklit eden yerliler plakçılarla kafa kafaya verip pazarı hareketlendirmeye başlamıştı.
Ne yapıyordu Hollywood; posterler, tişörtler, çıkartmalar, hediyelik eşyalar ve film müziklerinin albümleriyle yan sanayi yaratıyor; oradan da para kazanıyordu. Bizimkiler ise bu formülden sadece film müziklerine rağbet etti. Milad, Yavuz Turgul’un yapıtı Eşkıya’nın müzikleri oldu. 1997 tarihli Eşkıya’nın albümüne dek Türk sinemasında bir albümü dolduracak kadar özgün müzik içeren filmlerin sayısı çok azdı.
Zülfü Livaneli’nin Otobüs ve Yol albümleriyle Film Müzikleri ve Crossroads adlı toplama müzikleri, Mehmet Soyarslan’ın Toprağın Teri filmine yazdıklarının uzunçaları, Mehmet Güreli’nin kısa metrajlı çalışması Vapurlar’ın müzikleri, Mazlum Çimen’in Mem U Zin’i, Tuluyhan Uğurlu’nun İstanbul Kanatlarımın Altında’sı, Esin Engin’den Film Müzikleri Vol.1, Baba Zula’dan Tabutta Rövaşata, TV dizisi Süper Baba’ya Yeni Türkü’nün yazdığı temaların toplandığı albüm ile yine aynı grubun Film Müzikleri’nden başka çalışma çıkmamıştı Yeşilçam’dan. Oysa Türk sinemasının Samanyolu gibi bir şarkısı, her festivalde müziğe ayrılmış ödülleri, hatta Akın Ok’un hazırladığı Türk Sinemasında Film Müzikleri (Arion Yayınevi) adlı kitabı bile vardı.
Yerli sinemanın bunca yıldır oluşturabildiği bir müzik ekolünden söz edilemese de ‘orta kuşak’ Esin Engin, Attila Özdemiroğlu, Cahit Berkay, Melih Kibar, Onno Tunç, Derya Köroğlu’nun, onları takip eden Cengiz Onural, Mazlum Çimen, Fahir Atakoğlu gibi isimlerin nitelikli yapıtları bazı temelleri atmıştı belli belirsiz.
Sonucunda, 250 bin kopya satan Eşkıya’nın beklenmedik çıkışı ve Doksanlar’ın ikinci yarısında sinemanın büyük gişe hasılatlarını yakalaması film müzikleri piyasasını da paldır küldür harekete geçirdi. Müzik endüstrisinin arayıp da bulamadığı armağandı yeni durum; patronlar ilave bir para harcamadan filmin reklamından yararlanıyor, popüler kültürle beyni yıkanmış tüketiciyi iki cepheden kuşatarak yatırılan parayı kısa sürede geri döndürüyordu.
Tabii film müziği pastasının büyüklüğünü fark eden müzisyenler de artık eskisi kadar cömert davranmamaya başlamışlardı şirketlere; o güne kadar düşük teliflerle çalışan besteciler bütçeden dişe dokunur miktarlar istiyordu. Eşkıya’nın tirajını gören yapımcılar da kaz gelecek yerden tavuğu esirgememeye başlamıştı.
Piyasa hareketlenmişti; yabancı ürünler kısa sürede plakçı vitrinine ulaşırken yerli filmlerin müzikleri albümü dolduracak kadar zenginse muhakkak satışa sunuluyordu. Her yerli filme müzik albümü üretme prensibi oturmuştu artık.
Film müziklerinin istikrarlı bir tiraja sahip olmasıyla albümler ardı ardına gelmeye başladı:
Işıklar Sönmesin (Mazlum Çimen), Hamam (Transcendental), Mektup (Hasan Cihat Örter-Anouar Brahem), Kuşatma Altında Aşk ve Film Müzikleri (Kamran İnce), Nihavent Mucize (Erhan Şakar), Drejan (Çeşitli), Film Müzikleri Volüm 1 ve Volüm 2 (Cahit Berkay), Karışık Pizza (Ömer Ahunbay-Hakan Özer), Ağır Roman (Atilla Özdemiroğlu), Herşey Çok Güzel Olacak (Mazhar Alanson), Hoşçakal Yarın (Cengiz Özdemir)…
Ancak sağlam bir altyapı olmadan üretimin bu derece zorlanması kaliteyi zedeledi zamanla.Bu ilk akının ardından piyasaya giren Asansör, Salkım Hanımın Taneleri, Deli Yürek, Kahpe Bizans, Güneşe Yolculuk, Güle Güle, Yılan Hikayesi, Komser Şekspir gibi örnekler beklenildiği ölçüde kabul görmedi. Sonrasında sektörün nefesi kesilmeye başladı. Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, G.O.R.A., Neredesin Firuze, Sınıf, Devrim Arabaları gibi iyi istisnalar dışında vasat ürünler yerleşti tezgaha. Film müziklerinin tahtını ise Deli Yürek, İkinci Bahar, Asmalı Konak, Zerda, Kurtlar Vadisi, Bir İstanbul Masalı gibi TV dizilerin ezgileri ele geçirdi…
Gelelim bu işin en büyük emekçisine. Bizde film müziği deyince ilk isim olarak anımsanan Cahit Berkay’ın çabası ayrı bir övgüye layık. Aslında bir yanlış inanışı hemen düzeltmek gerekiyor. Berkay’la üyesi olduğu Moğollar’ın film serüvenleri çok farklı. Moğollar’ın ürettiği parçalar birçok yerli filmde kullanıldığı için grubun Yeşilçam için özel yapıtlar verdiğini düşünenler olabilir. Oysa hiç alakası yok; Moğollar’ın nitelikli enstrümantal parçaları, izne bile gerek duyulmadan bir çok yönetmen tarafından kesilip biçildi yıllar yılı.
Cahit Berkay’ın öyküsü farklı. Grubun ilk dağılma günlerinde, 1974’te Deli Yusuf (yön: Atıf Yılmaz) adlı filme müzik yazarak bu sektöre giriş yapan, Antalya’dan dört altın Portakal (Fırat’ın Cinleri-1978, Kırık Bir Aşk Hikayesi-1982, Gizli Yüz-1991, Melekler Evi-2001), Uluslararası Ankara Film Festivali’nden üç, Uluslararası Akdeniz Film Festivali’nden bir (Herşeye Rağmen) ve Sinema Yazarları Derneği’nden bir ödül kazanan Cahit Berkay’ın 149 uzunmetrajlı film müziği, 58 televizyon dizisi var portföyünde .
Yapıtları arasında Selvi Boylum Al Yazmalım, Kırık Bir Aşk Hikayesi, Çiçek Abbas, Kılıbık, Devlerin Aşkı, Davaro gibi çok sevilmiş melodilerin de bulunduğu Berkay, yıllar önce Cumhuriyet’te yayımlanmış bir söyleşide şöyle anlatmıştı film müziği serüvenini:
“Yeşilçam’da bir tarafta müziğin önemini ve nasıl yapılacağını bilenler vardı. Onlar hem süre ve hem maddi açıdan besteciye yardımcı oluyorlardı. Diğerleri de ‘Sen aslansın, yaparsın’ diye yaklaşıyorlardı olaya. Çıkan sonuç tabii ki birincide daha iyi ve kaliteli oluyordu. O dönemde bazen önceden senaryoyu alıyorduk ve müziği planlıyorduk. Ancak genellikle teknik şuydu; çekilen filmi izleyip müzik gerektiren bölümlerin uzunluğunu kronometreyle ölçüyorduk. O bölüm kesiliyordu ve devamlı beyazperdede dönüyordu. Uğur Dikmen (tuşlular), Asım Erken (davul), Oğuz Durukan (gitar) ve ben ses stüdyosunda ilkel şartlarda prova yapıp canlı çalıyorduk. Genellikle bir filmin müziğini bu yolla iki günde bitiriyorduk.
Yönetmen de çıraklıktan yetişmeydi, ben de. Onun istediği müziği bana anlatması, aktarması zordu. ‘Neye benzesin’ diye alabiliyordum kafasındakini ancak. Bu nedenle yanlış noktalara gittik; çünkü onlar genellikle plak çalışması gibi frapan müzikler istediler benden…
Her film için en az üç tema yazmak gerekiyordu geçmişte. Bunlar kıla oğlanın aşk teması, kötü adamın teması, kavga-gürültü ya da zaman doldurma teması diye isimlendirilirdi. Temaların sayısı bazen yirmiye kadar uzardı. Bunlar da hesaplandığında Yeşilçam’a hayli emek verdiğimiz ortaya çıkıyor.
Bu işten para kazandığım dönemler oldu., ama fazla bir şey elde edemedim. Zaman oldu, tanınmış parçalarla filmin müziğini kapatan yönetmenleri özendirmek için parasız film müziği yaptım. Aslında para aldığımız filmlerde de bütçenin büyük bölümünü starlar götürüyorlardı. Geriye kalan para müzik, montaj, ışık gibi bölümlere dağıtılıyordu. Bu işi sevdiğimden paraya pek dikkat etmedim.
Görüntüyü, hareketi müzikle tarif ediyorsun, destekliyorsun, yönetmenin istediği verimi alamadığı sahneyi müzikle kapatıyorsun. Çok oldu böyle; örneğin yönetmen ışığı iyi yapamamış, çarpıcı bir müzik koyunca dikkat gözden kulağa kaçıyordu. İsmini vermeyeyim, çok ünlü yönetmenlerden biri, ‘Halk yer’ diye bu yöntemi sık sık kullanmıştı…
Artık sinemayla paralel olarak film müzikleri de iyi satış yapıyor. Çok memnun oluyorum. Bu ortam başladığım günlerde olsaydı her halde ben bu satış tirajları sayesinde özel uçaklardan inmezdim. İşin şakası tabii bu; ama eskiden insanlar filmde müziği fonda bir ayrıntı gibi değerlendiriyordu, emekler uçup gidiyordu. Şimdi müzik güzelse sinemadan çıkan insan albümünü alıp evinde defalarca dinliyor ya da arşivine koyuyor. Bugünleri de gördük sonunda…”
"Türk sinemasında film müziklerinin seyri ve Cahit Berkay’ın Yeşilçam izlenimleri" için 15 Yanıt
Hepsi iyi, hepsi hoş da… Bu müziklerin hiçbirinin "uluslararası arena"da elle tutulur gözle görülür bir başarı sağlayamamış olması; başarıdan geçtim, tanınmıyor olmaları benim için güzelliklerine düşen bir gölge.
Örneğin, satın aldığım tek Türk "original motion picture soundtrack" albümü Ağır Roman filmine ait. Bunun nedeni de, romanın ve filmin bende özel anılara sahip olması.
Yaklaşık 1000 albümlük "original motion picture soundtrack" koleksiyonum var ve yıllar boyunca biriktirilmiş, çoğu yurtdışından getirilmiş/getirtilmiş bu koleksiyonun tamamı yabancı filmlerin müziklerinden, yabancı bestecilerin eserlerinden oluşuyor.
Üzgünüm ama TR'de John Williams [sayamayacağım kadar çok film score'u bestelemiş bu yüce varlığın en bilinenleri arasında Star Wars serisi, Indiana Jones serisi, E.T., Jaws, Amistad, Schindler's List, Harry Potter serisi, Memoirs of A Geisha ve daha pekçok film var]; Elliot Goldenthal [Frida]; Thomas Newman [Angels In America]; Andrew Lloyd Webber ya da Güney Koreli dâhi müzisyen Yeong-wook Jo gibi "yalnızca tek bir ulusa yönelik değil, tüm insanlığa yönelik, evrensel müzik" yapabilen müzisyen çıkmadıkça, koleksiyonuma katmaya değer bulabileceğim hiçbir Türk filmi soundtrack'i olmayacak.
Bir müzisyen Erkan Oğur'dan ya da Moğollar'dan daha evrensel nasıl olabilir ki. Çıkış noktaları elbette kendi kökleridir ama vardıkları nokta itibariyle tüm sınırları geride bırakmaktadırlar kanımca. Keza Zülfü Livanelli'nin film müzikleri de başarılı ve uluslararası düzeydedir. Yukarıda ismi sayılanlarla aralarındaki fark bence daha çok imkanlar ve imkansızlıklarla alakalı. Ne Erkan Oğur, ne de Moğollar hiçbir zaman onların şartlarında üretim yapamayacaklar, ürettikleri de onların ki gibi iyi pazarlanamayacak. Bu arada bir film müziğini en çok öne çıkartanın döşendiği filmin başarısı ve kalitesi olduğunu unutmamak lazım tabi. Kötü bir filme isterseniz dünyanın en iyi müziğini yapın, o müzik unutulmaya mahkumdur. Vice versa. Yani çok iyi bir filme kötü bir müzik yaparsınız da, ama bir bakmışsınız o müzik "unutulmaz" diye nitelenip derleme CD'lerin içine karışmış.
Ne Erkan Oğur'u, ne Cahit Berkay'ı ne de bir başka Türk bestecisini aşağılıyor değilim. Yanlış anlaşılma olmasın. Haddimi iyi bilirim. Ancak kişisel çalışmalarını bir kenara bırakırsak, "film müziği" janrında yaptıkları işlere "evrensel" diyemem. Bilakis Anadolu toprağına ait, Türk insanına yönelik oldukları o kadar açık ve net ki.
Bilmiyorum, belki Anadolu'lu olmadığım için, çocuk yaşımdan beri yabancı dillerde eğitim aldığım için, kulağım kilise ilâhilerine ve klasik müziğe aşina olduğu için; Türk filmlerinin müzikleri bana hitap etmiyordur.
sabah sabah bu yazıyı okumak.. o kadar iyi geldi ki bana.. cumhur cambazoğlu okadar güzel derlemiş ki müzikleri de kalbime etki eden türk filmlerini.. film ve müzik şahane bir evliliktir öyle değil mi..
kafa ayarında okumuştum daha önce.. zeki demirkubuz sinemayla-müzik kötü bir evlilik diyordu.. anlatıyor bu konudaki düşüncelerini ve sözlerini ”bir sahneyi gerektiği gibi anlatamazsanız yine aynı şekilde mizansenini sahnenin yazılma amacını anlatamazsanız müzik devreye girer diye bitiriyordu.. okuyunca bu sözleri canım sıkılmıştı.. pek işime gelmemişti doğrusu.. filmde müziği seviyorum ya..
şimdi bu yazıda da cahit berkay demiş ya.. (off..off.. ne severim selvi boylum alyazmalım’daki cahit berkay sazının tınılarını.. saygıyla eğilim önünde.. ) ”yönetmenin istediği verimi alamadığı sahneyi müzikle kapatıyorsun. çok oldu böyle; örneğin yönetmen ışığı iyi yapamamış, çarpıcı bir müzik koyunca dikkat gözden kulağa kaçıyordu” hımm..demek ki doğru..
gene de düşünemem ben.. melih kibar müziği olmadan hababam sınıfı’nı.. ya yüreğimi dağlayan eşkiya filminin müziğini.. ya ağır roman.. nasıl düşünebilirim ağır roman filmini müziği olmadan.. cumhur cambazoğlu o kadar güzel yazmış ki.. her bir film müziği kulağımda tınladı.. ellerine sağlık..şahane olmuş bu yazı..
bir de artemis’in yorumunu gördüm ya sabah sabah.. valla yorum yazayım dedim önce.. sonra dedim never yapma.. yazma.. 1000 albümlük koleksiyonu var artemis’in öyle mi.. muhtemelen landlord da öyledir..sen ne yapıyorsun acemi çaylak.. gör bak kimlerle dans ediyorsun dedim kendi kendime.. sonra yazacağım dedim.. cahil cesaretimle.. ben de böyle düşünüyorum işte.. şahane bir yazı bu.. sabah sabah iyi geldi bu çaylak bünyeme..
landlord.. bu yorumum size.. her sabah tersninja'yı açtığımda.. mecbur hissediyorum kendimi her reklamı tıklamaya.. da… her seferinde akıl yaşını hesapla reklamı çıkıyor ya.. sadece tıklıyorum.. hesaplamıyorum ama.. korkuyorum ya kötü bir sonuç çıkarsa bana diye.. gerek yok di mi hesaplamama.. sadece tıklamak yeterli di mi size katkı yapmaya.. yetmezse olsun hesaplarım yeter ki faydası olsun size.. siz onaylamayın ama bu yorumumu..sadece bir işaret verin bana olur mu.. misal,yukarıdaki yorumumu onaylarsanız gerek yok hesaplamaya never diyorsunuz olsun.. onaylamazsanız anlayayım ki hesaplamam lazım akıl yaşımı.. bilmelisin akıl yaşını öyle yorum yazmalısın diyorsunuz diye öyle anlarım..
madem ki konu film müzikleri, o zaman bu müziklerin kaderi filmlerin kaderiyle sımsıkı bağlı. demek istediğim "selvi boylum, al yazmalım" filmini yurtdışında kim biliyor ki müziklerini de bilsinler? tersten mantık yürütürsek, biz hollywood ve avrupa filmlerinin dışında hangi ülkelerden çıkmış film müziklerini seviyor ve takip ediyoruz?
Sevgil Never,
Bir yazının altına alakasız bir konuda yorum yazılmasından ve yazmaktan nefret ediyorum. Ama bu konu önemli, onun için bir istisna yapıyorum. Aslında bu reklamlardan geçen sene elimize geçen üç beş kuruşu (B.B.den aldığım rapora göre iyi bir restoranda bir yemek parası falan) düşününce, bu reklamların olmaması daha iyi olurdu diyorum. Bu "google adsense" ilanları altyapıdan sorumlu ortağım B.B.'nin tasarrufu. Server, register masrafına gidiyordur deyip sesimi çıkarmıyorum. Keşke bir tane paralı ilan gelse de, bunları kaldırsak. Gelen parayı da Ters Ninja için harcayacağımdan emin olabilirsin. Mesela tişört yaptırırım, çıkartma falan bastırırım. Fazlasını kazanırsak da, yazarlarımla paylaşırım.
Senin sorunun yanıtına gelince, sanırım sadece tıklamak yeterli.
Not: Keşke birileri Ters Ninja'dan Adsenseler Kalksın kampanyası başlatsa da ben de imzamı atsam altına :)
Yazı güzel bir derleme olmuş. Cumhur Canbazoğlu'nun ellerine sağlık demek lazım öncelikle.
Yerel-evrensel tartışmasında da Deniz Akhan gibi düşünüyorum. Sonuçta uluslararası alanda büyük ses getirmeyen bir filmin müzikleri nasıl bilinebilir, bu filmlere müzik yapan insanlar nasıl çok tanınan isimler haline gelebilir ki?
Not: Cahit Berkay ve Moğollar ismi çokça geçmiş. Ben de SONY'nin Play Station 3 için hazırlattığı ve müzik olarak 1970'de Moğollar'ın çıkardığı Garip Çoban isimli şarkıyı kullanan, kısa film tadındaki şu reklam filmini tavsiye edeyim size. Yerelden evrensele dikey geçiş için de güzel bir örnek teşkil ediyor.
Buyrunuz: http://www.timsah.com/Mogollarin-sarkisi-PS3-rekl…
Bu konuda Deniz'e hak veriyorum. Türk filmlerinin tanınırlılığı ile düz orantılı sontrack tanınırlığı. Ama bir zuzaylıya bile selvi boylum al yazmalım'ın ya da Hababam sınıfı'nın müziğini dinletsek evrensel bulacaktır. Müzikde evrensellik ne demek belki onu biraz açmak lazım. Alakasız olacak mesela ama Pentagram anadolu ezgileri ile evrensel bir müzik yaparken Kargo avrupa ezgileri ile yerel bir müzik yapıyor bilmem anlatabildim mi? (sanmıyorum)
Reklam olayıan gelince Landlord biz ötekisinema'ya tişört yaptırdık tişo mu ne siteden görebilirsin. Bir biz aldık gerçi ama kendi sitenin tişörtünü giymek de güzel bir duygu.
Herkese sevgiler.
@ deniz akhan:
Sizi bilemeyeceğim ama ben Japonya, Güney Kore, Rus ve Güney Amerika (Arjantin, Brezilya) filmlerinin müziklerini dinlemeyi seviyor, soundtrack albümlerini koleksiyonumda bulunduruyorum.
Son olarak, bırakın normal sinema filmlerini, birkaç animeden örnek vermek istiyorum.
Müziklerini Joe Hisaishi'nin bestelediği, büyük üstad Hayao Miyazaki'nin iki ayrı animesinin müziklerini ikinci bloğumda podcast olarak yayımladım, lütfen dinleyin:
Sen to Chihiro no Kamikakushi [a.k.a. Spirited Away]
Hauru no Ugoku Shiro [a.k.a. Howl's Moving Caste]
Altı üstü "çizgi film" müzikleri değil mi? Hayır, değil! Hauru no Ugoku Shiro'nun valsini babama dinlettim. Hemen ardından, ikinci dinletişimde birlikte vals yapıyorduk.
Kız kardeşimin kızı, 6 yaşındaki yeğenim piyano ve solfej dersleri alıyor. Hemen çalmayı öğrenmek istediği parçalar arasında Sen to Chihiro no Kamikakushi'nin müzikleri var. Çünkü bu müzikler Bach ya da Brahms kadar evrensel.
Mangaka Lynn Okamoto'nun aynı adlı mangasından televizyon dizisi olarak uyarlanan anime Elfen Lied'de soprano Kumiko Noma'nın seslendirdiği Lilium aryasını her dinleyişimde gözlerim doluyor. [Elfen Lied linkinden gidip dinleyebilirsiniz siz de.]
@ yarikin'in yaptığı bir saptama çok doğru:
"Sonuçta uluslararası alanda büyük ses getirmeyen bir filmin müzikleri nasıl bilinebilir, bu filmlere müzik yapan insanlar nasıl çok tanınan isimler haline gelebilir ki?"
Yani her şeyden önce, uluslararası alanda isim yapabilecek düzeyde filmler/müzikaller olmalı ki, müzikleri de, bestecileri de tanınsın.
Tabii bunun için, Türk yönetmenlerin de, yapımcıların da, bestecilerin de, tabularından arınmış olması gerekir. Zira, Jesus Christ Superstar veya The Last Temptation of Christ benzeri yapıtlar ortaya koyabilmek için, yaratıcılığın yanı sıra, avam söyleyişle "mangal gibi yürek" gerekir bu ülkede.
(Başlıkla Alakasızdır)
Bilmiyorum seçkincilik mi yapıyorum ancak gugıl adsens bünyemde cnbc-e seyrederken tv'nin parazitlenerek ekrandan mehmet ali erbil çıkması gibi bir etki yapıyor bende. Madem konu açılmış ben de arkalardan bağırıyorum, Ters ninja'ya hiç yakışmıyor. Adsense kaldırılsın, profeyşınıl reklam görüşmeleri yapılsın.
Selamlar.
goddess artemis: yorumumu yazarken belki de aklımdaki en son kişi sizdiniz, çünkü daha önceden uzak doğu sinemasına ilginizi biliyordum, bir de OST koleksiyonunuz olduğunu yazmıştınız. ben genel olarak değerlendirdim.
Joe Hisaishi, Miyazaki'nin vaz geçemediği isimlerden. tim burton ile danny elfman ya da spielberg ve lucas ile john williams'ınkiler gibi bir yarenlik söz konusu. ama bu konuda yanlış bir örnek teşkil ediyor bence, çünkü o müzikler gayet batılı tarzda eserler. mesela klişe, ama etkili bir örnek emir custarica'nın "çingeneler zamanı" filminin müzikleri olurdu.
başka bir şekilde söylediklerimi tekrar edeyim: film müziklerinden konuşuyorsak (çünkü tek başına müzikte durum daha farklı) müziğin kaderi ile filmin kaderi birbirine bağlı -özellikle de tanınırlık ve sevilme açısından. dünya çapında bir türk filminin etkili ve güzel müzikleri varsa geniş kitlelere ulaşacaktır. bu çok doğal bir şey…
burada iki konu var, yıllardır tartışılır durur ve tek bir cevabı yoktur: yerellik-evrensellik meselesi, sinema'da müzik meselesi. öncelikle bu konularda ne düşünülüyor, ortaya konması lazım. aksi takdirde söylenenler havada kalır.
Goddess Artemis'in ilk mesajına itiraz edecektim ki sonra yazılanlar ve kurduğu ilişkiyi dikkatlice inceledim…
Bu konuda birkaç kelam etmek isterim. Ben, Ercan ve Gökay sinematik blogta sinema yazıyoruz ama bizi ilk biraraya getiren şey müzik olmuştu. Özellikle Gökayla ilerleyen bir sinema müziği arşivim oluştu bu bizim hep sinema ile müziği birarada ele almamızında bir buluşma noktası idi. Schriffin, Bacalov ve bircok italyan ile geniş bir dünyaya açıldım. Tabi burada birçok farklı görüş ve bakış açısı da doğdu
Evet evrenseli sadece klasik veya senfonik muzik olarak ele alırsak gerçektende Türkiye, film müzikleri konusunda zayıf.(japonlar da vals ve senfonik müzik kullanıyorlar) Selvi boylum gibi şarkılar yerel tek sesli melodiler üzerinde inşa ediliyor. Bu nedenle Goddess çok yanlış düşünmüyor.
Ancak bu birazda müzikal bir önyargının ve batı eksenli bir müzikal sınırının sonucu. Sonuçta world müzik gibi saçma bir kavramı batı müziği olmayan olarak tanımlamışlar.
Film müziği konusunda senfonik müziği zorlayan progresif ve saykodelik rock yapan gruplar oluyor. Hatta bu gruplar hint müziğini de birçok filme taşıyorlar. Haliyle 60ların sonundan itibaren film müziği konusunda bazı şeyler kırılıyor ama bu genelde 90larda daha net.
Bugün Ferzan Özpetek filmleri İtalyada sattığı için Sezen Aksu şarkıları OSTler içinde yer alıyor ve italyanlar tarafından az da olsa tanınıyor.
Ancak yeşilçam gibi dışardan film müziği kullanmaya alışmış bir sektörde bu kadar sene içinde film müziği konusu pek gelişmemiş olması olayın diğer üzücü bir yönü.Yine de filmlerin tanınması müzikleri tanıtacak olsada akılda kalıcı ve senfonik altyapılı birşeyler üretilmeden özellikel batı sineması içinde akılda kalan birşeyler yapmak zor gözüküyor.
Müziğin kendisi evrenseldir ancak evrensel demek ortak zevk demek değil.
Bazı şeyleri kırmak veya köklü değiştirmek için zaman gerekli maalesef Türkiye müzik konusunda yapısal sorunlar varken, araştırmalar yapılmazken müziğimizi tanımıyorken film müzikleri konusunda yerel olanı genel ile düşünmemeliyiz…
Film müziği denilince aklıma hep Goran Bregovic gelir. onun yaptığı müziklerde hiçbir zaman evrensellik aramam. etnik olanın güzelliği evrensel olanınkinden her zaman daha güzeldir.
Yorum Yazın