
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
Fırat Sayıcı uzun bir araştırma döneminin ardında Türk yazarların kaleme aldığı en iyi 20 sinema kitabını belirledi.
Türk yazarların kaleme aldığı en iyi 10 sinema kitabı listesi istendiğinde, bu işin kolay olacağını düşünmüştüm. Ancak kütüphanemdeki kitapları tararken aslında bunun ne kadar zor bir iş olduğunu görerek listeyi zar zor 20’ye indirebildim.Sayısal olarak bir sıralama yapmadım. Genel olarak, benim için en iyi olan 20 kitabı seçtim. Tamamen kişisel bir liste olduğunu ve aynı yazarın birden fazla kitabına yer vermemeye çalıştığımı göz önünde bulundurmak gerek. Listeyi oluştururken dikkate aldığım birkaç unsur var. Bunlardan ilki söz konusu eserlerin sinema sektörüne olan yararları, ikincisi sinema-tv öğrencilerinin, araştırmacıların faydalanabilecekleri güçlü bir kaynak olup olmadıkları, üçüncü ve son nedense kullandıkları üslup ve dil…
"Türk Yazarların Yazdığı En İyi 20 Sinema Kitabı" için 5 Yanıt
"Önce artizleri severiz,sonra sinemayı. Bana da öyle oldu. Sinemayı hep sevdim. Tutkuyla sevdim. Sinemayı sevmek kolaydır. Zor olan edebiyatı sevmektir. Edebiyatı sevenlerin sevdikleri sinemaysa,sanki daha farklı,daha hakiki bir sinemadır. İyi edebiyatı sevenler,sinemayı edebiyata benzetmeye çalışmazlar, edebiyattan alacaklarını almaktadırlar zaten. Sinemayı, sinema olduğu için severler; farklı bir dille konuştuğunun bilinciyle severler. Sinema yaparken edebiyata benzetmeye çalışan yada sinema, ancak edebiyata benzediğinde sevenler edebiyatı da kötü sevenlerdir.
Oysa sinema da, edebiyatta da, "ehil ellerde" disiplinlerarası ilişkiler bağlamında birbirlerinden nasıl ararlanacaklarını, birbirlerinden ne alıp ne vereceklerini; nerede birbirlerine benzeyip nerede benzemeyeceklerini, nerede melezleşip geleceğe doğru yol alacaklarını bilirler."
Murathan Mungan'ın Kullanılmış Biletler
adlı kitabından alıntı cümleler. Ve şahane bir sinema kitabıdır.
Ah Metin, vah Metin… Seni ve sinema alanındaki o içten çırpınışlarını unutabilmek ne mümkün…
Geride bıraktığımız son bir kaç yıl içinde, bana e-posta ile ulaşıp “Fantastik Türk sineması”nın ve “Erotik Sineması”nın birer nüshasına ihtiyacı olduğunu bildiren, binbir rica eşliğinde para gönderip bu kitapları aldıran Kanadalı, Amerikalı, Yunanlı sinema tarihçileri oldu. Ben de bütün o insanların taleplerine dostça yardımcı olmaya çalıştım.
Emek verdiği kitaplar sinema tarihçileri arasında bu düzeyde bir kabul görürken, Metin ise her zaman olduğu gibi o ayki kirasının derdindeydi.
Ölümünden sonra Kabalcı’nın sitesine defalarca göz attım. En önemli sinema yazarlarından biri olan Metin Demirhan hakkında tek satırlık bir taziye mesajı bile koymamışlardı siteye… En sonunda ağzıma geleni söyleyen bir e-posta gönderdim heriflere… Bilemiyorum okudular mı, okumuşlarsa en azından öfkem hedefini bulmuş olur.
Bu müthiş kaynak kitaplarla hala itibar ve para topluyorlar, ancak Metin’in emekleri ise leblebi çekirdek parasına ziyan oldu gitti. Hoş sanki, Metin bunu yaşadı da has dostu Giovanni usta trilyoner mi oldu ki?
Türkiye’de kitap yazmak kadar hafife alınan ve sömürülen başka bir iş yoktur.
Toprak Mahsulleri Ofisi’ndeki ilkokul mezunu bir çayçının bile sendikası vardır, adamı kanunun sınırlarını çizdiği süreden bir dakika bile daha fazla çalıştıramazsın.
Fakat, yazarlar, hele de arkası sağlam olmayan, beyaz Türk olmayan, sabetaycı olmayan, mason olmayan yazarların emekleri tek kelimeyle sebildir.
Binbir tafranın ardından ver 1000 doları, al adamın ya da kadının koca bir ömürlük emeklerini… Sonra da rezil bir sözleşmeye dayanarak aynı emekleri sonsuza kadar sömür dur.
Kendi kitabının korsanını basıp yazarına kazık atan bir ülke burası…
Daha bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş’den aradılar. Orası, bir bilbboard’a 50 milyar lira harcayan bir kurum… Genç bir herif, sinema yazarlığımdaki en büyük uzmanlık alanım olan “Dünya sinemasında İstanbul’un yeri” konusuna talip olduklarını ve bu konuda bir kitap yazmamı istiyordu. Kallavi bir kitap yazacak ve 20 yıldır biriktirdiğim bütün arşivimi de o kitapta bu arkadaşların hizmetine sunacaktım. Yüzlerce poster, lobi fotoğrafı, resmi belge, kamera arkası resimleri v.b…
“Ne vereceksiniz bu kitap karşılığında” dedim muhatabıma… “Her türlü masrafınız dahil olmak üzere, 5000 TL telifiniz var” dedi.
Kitapta kullanılacak malzemeler arasında öyle görseller var ki, yalnızca bir tanesini eBay’den (anamdan emdiğim sütler burnumdan gelerek) 1000 liraya, 2 bin liraya almışım. Toplamda, özellikle 2000 yılından bu yana yalnızca görsellere harcadığım para bir daire aldırırdı.
Üstüne bir de 250 sayfalık devasa bir sinema tarihi araştırması yazacağım.
Ve yarısı işin başında, yarısı da sonunda ödenecek bir 5000 TL…
Belediyenin tek bir iftarında ödediği paranın 5′te, 10′da biri yani… Ya da bir tek Kadir Topbaş billboard kampanyasının bedelinin 30′da biri…
“Yok be abiciğim, ben işporta işi çalışmıyorum” dedim kibarca ve arkadaşı piyasadaki diğer meslektaşlarımıza havale ettim.
Bir psikoloğun, yanındaki saatiyle, yüzünüze bön bön bakarak karınızla nasıl kavga ettiğinizi dinleme karşılığında saatte 250 lira vizite ücreti aldığı bir ülkede, ömür törpüsü konuların üzerinde çalışmış ve bu uğurda sakalarını beyazlatmış araştırmacı ve yazarlara 1000 TL telif ücreti ödeyen yayınevlerinin ülkesinde yaşıyoruz. Ve ben bundan utanç duyuyorum.
Millet Fransa’da, İngiltere’de bir tek kitap yazıp, bunun üzerine yatarak hayatını idame ettiriyor.
Eğer ki bir ülkede kitap denilen nesne satmıyorsa, o halde satacağı güne kadar da çıkmamalıdır. O yüzden, yıllardır “Sana kitabından beleşe 100 nüsha verir, ödeşiriz” şeklinde tekliflerle karşıma gelen hiç bir yayınevini kabul etmiyorum.
Bütün yayınevlerinde para var aslında, fakat yazar parasını temel masraf kalemleri arasında görmüyorlar. sektörde geçirdiğim yıllardan iyi bilirim ki Türkiye’de kitap maliyet hesabı yapılırken kağıt, baskı, ciltleme ve nakliye bedelidir hesaba esas teşkil eden… Yazarın hakkı ise yalnızca bir teferruattır, yıllarca rahatça sallanabilecek bir teferruat…
Kitap yazarlığı bir kez ucuzladı mi hiç kimse o yazarlara yitik itibarlarını bir daha kazandıramaz. bilgi üretmek saygı duyulan ve hem maddi hem de manevi açıdan iyi ödüllendirilen bir işe dönüşmelidir.
Bilemiyorum, haksız mıyım?
Ali Murat Güven
Gerek var mı söylemeye bilmem ama…
Ben altına imza atarım bu söylenenlerin…
bu arada, ne acıdır ki aslında 5000 YTL bizim ülkede bir kitap için verilmiş epey iyi bir para…
buna rağmen başkasının değil kendi doğruları istikametinde ilerlemek uğruna böyle bir teklifi reddeden birini de kutlamak gerekiyor… Herkes böyle davranabilse, yazarların haklarını alabilmesi için bir umut ışığı doğabilirdi…
Avrupa'nın Kültür Başkentliğini yapmaya hazırlanan İstanbul'da Yazar'ın İçinden İstanbul Geçen Filimler adlı bir film festivali düzenleyecek olduğunu okuduğumda ne kadar sevinmiştim. Bu festival kapsamında hem sergiler olacak hem de Yazar'ın hazırlayacağı Türkçe ve İngilizce basılacak olan kitabını edinme şansımız olacaktı. Bu şahane proje şimdi rafa mı kaldırıldı? Yapmayın! Çok mühim bir projeydi bu.
Topladığınız 1000 civarında görsel malzeme, zamanında İstanbul'da çekilmiş adı sanı unutulmuş pek çok film yani kocaman bir kayıp filmler hazinesini görebilecek olmak ve hazırlayacağınız kitap tabi, küçük taşra şehrinde yaşayan beni bile heyecanlandırmıştı. Niye hiç değer vermiyorlar emeklerinize? Sizin için ne yapalım? İki kelam yazsak etki eder mi acaba belediyeye? Vazgeçmeyin olur mu? Çünkü bu hem İstanbul hem de sinemacılık adına şahane bir proje! Vazgeçmeyin lütfen!
Sayın Ali Murat Güven'in yazdığı olay aslında tam bir skandal. Bu bizim ne kadar geri kalmış bir toplum olduğumuzun göstergesi. Çocuklar bilgisayar oyunlarına, yetişkinler basit senaryolu dizilere ve ailelerin özel hayatlarını deşifre eden programlara gömülmüş durumda. Şu an için toplumdan bu konulara tepki beklemek iyimserlik olur.
Vergi veren işyeri kaldırımı işgal edebilir. Alt sokaktan dolaşırsın. Yılda 5 vatandaşın ölmesi, üst geçit yapılmasından daha az maliyetlidir.Yeter ki vatan sağolsun. Ali Murat Güven sinema ile ilgili maliyetli bir kitap yazmasada olur. Suyumuz akıyor o yeter. İşte bize bu bakış açısı kanımıza iliklerimize kadar öğretilmiştir. Öyle çok işlemiştir ki konu Kadir Topbaş konusuda değildir. Konu bizim Millet konusudur. Ali Murat Güven o tarz bir projeye Türkiye'nin hiçbir yerinde iyi bir destek bulamaz. Hatta 5000 TL fazla bile vermişler.
Vatan sağolsun ve bizde o vatanın içinde mutlu olalım.
Yorum Yazın