Türkan Şoray

Sinemamızın Sultan’ı Türkan Şoray, NTV Yayınları tarafından yayımlanan ve kısa sürede 3. basımına ulaşan Sinemam ve Ben adlı kitabını imzalamak üzere, geçtiğimiz hafta 2. Antalya Kitap Fuarı’nın konuğu oldu. Binlerce hayranının uzun kuyruklar oluşturup kendisini beklediğine tanık olduğumuz Şoray, anlık buluşmalara sevgisini katmayı ve onları memnun etmeyi başarmış, sayısız seveninin fotoğraf taleplerini kırmamış; hatta pek çoklarının yakınlarıyla telefon görüşmesi dahi yapmayı kabullenmişti. Planlandığından saatler sonra gerçekleşen söyleşimiz sırasında yalnızca Sinemam ve Ben‘i değil, Yeşilçam yıllarını, yönetmenlik serüvenleri ve gelecek projeleri, ayrıca gündeme ilişkin kimi konuları görüşme olanağı bulduk:

Tuncer Çetinkaya Tuncer Çetinkaya

Atilla Dorsay, Agâh Özgüç, Burçak Evren, Alican Sekmeç gibi yazarların yaşam öykünüzden hareketle hazırladıkları kitaplar, Feridun Andaç ile söyleşiniz, bunların dışında pek çok sosyolojik araştırma, bilimsel makale vs. Olasılıkla sinemamızda hakkında en çok kitap yazılmış isimlerdensiniz. Buna karşın otobiyografinizi kaleme alma ihtiyacı hissettiniz. Neden?

Öncelikle kitabımın bir otobiyografi olmadığının altını çizmek isterim; o yüzden diğer çalışmalardan çok farklı bir yere koymanız gerekir. Sözünü ettiğiniz kitapların hepsi de çok saygın çalışmalardı, sinemama ve bana değer verdiler; ancak her biri de kendi bakış açılarıyla, kaçınılmaz biçimde öznel ve çoğunlukla oyunculuk serüvenimi kapsayan eserler ürettiler. Sinemam ve Ben ise farklı kalemlerin tanımlamalarının dışında, bir gerçekten yola çıkıyor; çünkü yaşayan ve aktaran bizzat benim. Buna rağmen hakkımda yapılan tüm çalışmaları beğeniyle karşıladığımı, özellikle Seçil Büker’in “starlık” kavramından hareketle yaptığı inceleme de dâhil olmak üzere (Yeşilçam’da Bir Sultan, Afa Sinema, 1993) benimle ilgili kitaplara emek harcayan tüm yazarlara teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Otobiyografi konusuna gelince, tam olarak böyle ifade edilmesi ne derece doğru olur bilemiyorum; ama bu kitapta oyunculuğa başladığım ilk günden, 60’lardan bu yana sinemanın nasıl bir evrim geçirdiğini, toplumsal değişimlerin sanata nasıl yansıdığını ve buna paralel olarak benim kişiliğimin bundan nasıl etkilediğini, rollerimdeki farklılaşmayı esas alarak anlatmaya çalıştım.

Tuncer Çetinkaya - Türkan Şoray

Bu tarz kitaplarda yazarın / sanatçının samimiyeti, kendisini okura ne derece açabildiği genellikle sorgulanır. “Sinemam ve Ben” bu anlamda kamuoyundan ve köşe yazarlarından olumlu tepkiler aldı. Buna karşın sormadan yapamıyorum: Kendinize sakladığınız çok şey oldu mu kitapta?

Çok şükür! Bunları sizden duymak ne kadar güzel. (Gülüşmeler) Bu bir başarıysa eğer, nedeni soruda var zaten: Samimi oldum! Diğer kısma gelince, bu kitaba özel hayatımı sokmamaya gayret gösterdim; insanların mahremiyetleri olması gerektiğine inanıyorum ve şeffaflık adı altında hayatlarını sayfa sayfa dökmelerine karşıyım! Bir sanatçının kendisine sakladığı mahrem anları mutlaka vardır ve bunların gündeme getirilmesine gerek duymuyorum. Ayrıca sinemada beni çok üzen olaylar ya da insanların da altını çizmek istemedim. Bana haksızlık yapıldığını düşündüğüm yığınla durum oldu; ama dediğim gibi bu konularda polemikten kaçındım, hayal kırıklıklarını içimdeki hoşgörüyle erittiğim için kitabımda bunlara yer vermedim. Aksine, kitap aracılığıyla her birini çok sevdiğim meslektaşlarıma da yüreğimi açmak istedim.

Dilerseniz Yeşilçam yıllarına dönelim. Yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda ne ifade ediyor bu kavramSinemam ve Ben size?

Kitapta yanıtını bulacağınız konulardan biri de Yeşilçam. Yeşilçam sineması bir dönemde belli bir zümre tarafından küçümsense de, ona olan saygımı da göstermek istedim. Bugün imza günlerinde insanlar yanıma yaklaşıp “bize sevgiyi, dürüstlüğü, aşkı öğrettiniz” diyebiliyorsa ve sinemamız farkında olmadan böyle bir misyon üstlenmişse bu saygı kaçınılmaz oluyor. Bizler topluma nice güzellikler vermişiz ve bunların değeri şimdi anlaşılıyor. Bizler, sinemaya gerçekten de çok emek verdik; film çekimleri sırasında yeri geldi 18 saat çalışmak durumunda kaldık, yaralandık, kaynar suların altına girmek, buz gibi havalarda filmi tamamlamak zorunda kaldık. Gelinen noktada bizlere dünyanın hazinelerini sunan sinemaya şöyle bir bakıp helal olsun verdiğimiz emeklere diyebiliyorum.

Kitabın, Yönetmen Türkan Şoray’ı yeniden gündeme getirmesi bakımından önemli bir işleve sahip olduğunu düşünüyorum, katılır mısınız?

Hikâyeler üretmeye başladığım bir dönemde aldığım teklifler doğrultusunda, bir heyecanla işe girişmiştim. Cahil cesareti de diyebilirsiniz buna. Yine de çok şükür ki altından kalkabildiğimi görüyorum, iyi ki yönetmenlik yapmışım diyebiliyorum. Biraz da bu yüzden, bu yıl setlere yönetmen olarak dönmeyi düşünüyorum.

Türkan Şoray Bakış

Gerçekten mi? Sürpriz oldu bizim için. Biraz bahsedebilir misiniz?

Yaşadığımız bu çağda ve toplumda anlatılması gereken o kadar çok şey var ki… İçinde bulunduğumuz olaylar, yaşanan trajediler ve acı; bir sanatçı, bir vatandaş olarak bende çok şey biriktirdi. Anlatmak istediğim şeyler var, özellikle ikili ilişkiler ve sevgi eksikliği üzerine. Tasarladığım birkaç projeyi kısa zamanda hayata geçirmeyi çok istiyorum.

Son olarak, Kadir İnanır’ın barış söylemine sahip çıkmasının hemen ardından sizin de sürece katkı sağlamak istediğiniz yazılıp çizildi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Artık ülkemde kan ve gözyaşının olmaması, kardeşin kardeşi öldürmemesi, sevgi ve hoşgörünün yalnız ülkemize değil tüm dünyaya hâkim olması için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Ben de bir anneyim ve evlatlarımızı kaybettiğimiz haberini aldığımda ben de büyük bir acı hissediyorum içimde. Öncelikle politikacıların, ülkeyi yönetenlerin çözmesi gereken bir sorun bu; ama bizler de sevginin gücünü ortaya koyan mesajlarla bu sürece destek verebiliriz. İnsanları çok seven bir sanatçı olarak akan kanın artık durmasını istiyorum.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA