Sporla aram hep kötüydü. Kendi içimde ‘tipik’ bir insan türü olarak, Beden Eğitimi dersinden nefret eden ve mümkün olduğunca sektirmeden ‘oram ağrıyor, buram ağrıyor’ ayağına yatarak ya da 3 hafta üst üste soyunma odasında nöbetçi olup, bir atletizm şampiyonasında olamasa da dersi ekmeyi başarma konusunda madalya alabilecek kapasitede bir insanımdır övünmek gibi olmasın. 1994’ten bugüne, iki adım dahi koşmadan gelebilmeyi başarmış bünyem, ayrıca lise yıllarında 19 Mayıs vb. etkinliklerde stadyumlarda rengarenk kıyafetler giymek suretiyle ergen kız triplerini (ki o zamanlar kendimi erkek sanıyordum) reddederek bedensel tembelliğin bir hak olması gerektiği yolunda yasal bir boşluk aramaya dahi koyulmuştu. ‘Halbusu’ kalıcı olmayı, kalitesinden ziyade, en entelektüel insanın bile beyninin bir köşesindeki ‘kıroluk’ lobuna borçlu olan o korkunç poptrik şarkılar eşliğinde dans etmek yerine, elime verilmiş alüminyum bir kılıçla bir turna, bir kaplan ya da ne bileyim hiç yoktan bir maymun tekniğiyle kıvrılsa idim, şu paragrafı şimdi yazacağım belgesellerle bağlamak için fazla takla atmış mı olurdum, onu hep birlikte yazının devamında görelim.

Tuğba Keleş

Seyrettiğim filmlere bakarak ‘Aradan adam gibi bir film çıkar mı acaba?’ diye düşünen kötücül insanların aksine, ben belgesel de seyrederim beyabi! Misal bugün tamı tamamına 3 adet belgeselden dem vuracağım sizlere. Benim için umutlanan olduysa aranızda, hemen gelin güvey olmasın. Zira belgesellerin tamamı Shaolin Kung Fu’su ve onun sinemadaki serüveni üzerine.

Belgesellerden ilki 2003 yılında televizyon için yaklaşık 50’şer dakikalık üç bölüm halinde yapılmış olan Chop Socky-Cinema Hong Kong. Belgesel, genel olarak Shaw Brothers sineması üzerine kurulmuş. Kung Fu başlıklı ilk bölüm, türün kökeninin, Wong Fei Hung adında bir dövüş sanatları ustası hakkında yapılan onlarca filme dayandığı, hatta ustayı canlandıran aktörün, sürekli gerçek Wong Fei Hung olarak algılandığıyla başlıyor. Kung fu filmlerinin gözde olduğu yıllardaki oyuncu, dövüş koreografı gibi insanlarla konuşarak o yıllara bakış atıp devam eden belgeselin konukları arasında oyunculardan Gordon Liu’yu, Jet Li’yi, Jackie Chan’i verdikleri demeçler, Bruce Lee’yi arşivsel kayıtlar eşliğinde görmek mümkünken, ünlü dövüş koreografı ve yönetmenlerinden Lau Kar Leung’u da son filmi Drunkey Monkey’nin çekimi esnasında kung fu’yu sinemaya aktarırkenki incelikleri anlatırken seyretmek mümkün. Bruce Lee’nin kung fu türünün ortaya çıkmasındaki önemi, Chang Cheh’ye kadar filmlerde dövüş koreografı gibi bir unsurun olmadığı gibi anekdotlar, belgeselin bilgilendirme görevini yerine getirmesini sağlıyor.

İkinci bölüm Wu Xia’nın (Sword Fighting) konuk yıldızı ise hiç kuşkusuz kadın oyuncu Cheng Pei Pei. Bu bölümde, kılıç dövüşü filmlerinin Çin sinema tarihinde çok çok eskilere dayandığı, üstelik söz konusu filmlerde görsel efekt adına nice numaralar çekildiği anlatıldıktan hemen sonra, türün altın çağının, yönetmen King Hu’nun Cheng Pei Pei ile çektiği Come Drink With Me adlı film olduğunun altı çiziliyor. Oyuncuların bir çoğunun kökeninin Pekin Operası olduğu göz önüne alındığında, Cheng Pei Pei’nin sanılanın aksine dövüşçü değil de dansçı olması çok şaşırtıcı olmasa gerek. Bölümde üzerinde durulan en güzel noktalardan biri de yine yönetmen Chang Cheh ile ilgili olan bol miktarda kanın ve işkencenin kendisiyle Hong Kong sinemasına girmiş olması ve ‘maço’ olarak bilinen yönetmenin Cheng Pei Pei’nin ikinci kez Golden Swallow’u canlandırdığı aynı adlı filmde kadının rolünü, Come Drink With Me’deki ‘özgür ve kahraman kadın’ kavramlarının aksine bir yöne çevirmiş olması ki, Cheng Pei Pei kendi ağzıyla buna oldukça bozulduğunu söylemekten geri durmuyor. John Woo tür hakkında, kendi filmlerinin de, kılıç yerine silahın kullanıldığı bir tür wu xia olduğunu söylüyor.

Üçüncü bölüm The Beauties of The Shaw Studio, kişisel olarak şimdiye kadar Shaw Brothers filmleri içinde pek bulaşmadığım drama ve müzikal gibi türlerdeki Lily Ho, Li Li-Hua gibi yıldız kadın oyuncular üzerine kurulu. Yapımcı Run Run Shaw’un acımasız tavrının daha bir ortaya çıktığı bu bölümde ayrıca Hong Kong sinemasında kadın oyuncuların erkek oyunculara nazaran daha önemli olduğunun altı çiziliyor.

İkinci belgesel, Amazon.com’da 1994 tarihli görünse de, iç güdülerim vesilesiyle daha erken bir tarihe işaretlenmesi gereken Shaolin Kung Fu. Bu biraz karışık bir belgesel. Zira tamamıyla Shaolin Tapınağı’ndaki kung fu’nun icra edilişine yönelmiş gibi görünse de, arada bir ortaya çıkan gencecik Jet Li, akışı biraz ‘tuhaflaştırıyor.’ Ama belgeselin aslında 1982 tarihli Shaolin Temple isimli filmle olan ilişkisini kuran seyirci için sorun olmayacağı da aşikâr. Söz konusu film, küçük yaştan itibaren kung fu yaparak kendini geliştiren ve şampiyonluktan şampiyonluğa koşan Jet Li’nin henüz 19 yaşındayken oynadığı, Xinyan Zhang tarafından yönetilmiş ve ilk defa stüdyo haricinde gerçek bir Shaolin tapınağında çekilme özelliği taşıyan bir film. Eziyette kendine rakip tanımayan Ching Hanedanı’ndan bir general tarafından babası öldürülen Jet Li, harap bitap ve bir o kadar da haşat bir şekilde Shaolin Tapınağı’na sığınır. Gencimiz, intikam hırsıyla yanıp tutuşarak, dövüş yeteneğini kung fu’nun hayrete düşürücü stilleriyle harlı tutarken, Shaolin rahiplerinin “öldürmeyeceksin!” temelli felsefesiyle de bir nevi ‘adam’ olmasının hikâyesini ekrana yansıtmaktadır. İşte belgesel de filmin konusundan hareketle, kung fu’nun 72 stiline, gelmiş geçmiş en iyi hocalarına ve ara ara da Jet Li’nin saygı uyandırıcı dövüş yaşamına, insanın ağzını bir karış açtırarak baktırıyor. Mantis tekniğini, sadece kafayla nasıl takla atılacağını, göbeğinize tabak yapıştırmanın inceliklerini, taştan bir kafaya nasıl sahip olunacağını ya da efsane tek parmak zeninin nasıl yapıldığını öğrenmek isteyen meraklı ve sportif bünyeler için iyi bir seçim olabilir (Tek parmak zeninin sinemadaki örneği için bakınız One Armed Boxer). Belgeselin hiçbir yerinde ikaz olmamasına rağmen, sorumluluğunu ta yüreciğinde hisseden ben, diyorum ki: Belgeseldeki rahiplerden etkilenmeyin, kel başa şimşir tarak misali bunları evde denemeyin. Son olarak belgeseli seslendiren kişinin Jet Li olması, insanda biraz, ‘insan kendini över mi be?’ sorunsalını gündeme getiriyorsa da adam çalışmış başarmış işte, diyecek bir şey yok.

Hazır kung fu üzerine belgesellere dalmışken, 28. Uluslararası Film Festivali’nde, Ntv Belgesel Kuşağı kapsamında gösterilen Alexander Sebastien Lee tarafından çekilen Gerçek Shaolin (The Real Shaolin, 2008) adlı belgeselle son noktayı koyalım. Bıktırma pahasına yıllardır söylemekten gocunmadığım festivalde kung fu filmleri istiyoruz temelli isteğime en azından bir belgeselle cevap vermiş olan festivali tebrik ediyor, belgeselin konusuna geçiyorum. İkisi yerli ikisi yabancı olmak üzere üç genç ve bir çocuğun, yerlilerin yoksulluk nedeniyle biraz da olsa zorunluluktan, yabancıların ise biraz özenti biraz da meraktan kung fu öğrenmek üzere geçtikleri yolları anlatan, bunu yaparken beş parmağın beşi bir değil diyerek, her insanın aslında birbirinden ne kadar farklı olduğunu bir kere daha algılamamı sağlamış, sağlam bir belgesel. Artık klasik kung fu’nun yerini, gösteri sanatı wushu’ya bıraktığını, Jet Li’nin 1982 tarihli Shaolin Tapınağı filminden etkilenerek (bazı görüntüler de kullanılmış belgeselde) klasik kung fu öğrenmek için Çin topraklarına gelmiş yabancıların kendilerine göre ‘gerçeküstü’ kalmış yoksullukla tanışmalarını, özentinin sonunun bir yere varamayacağını sade bir dille anlatarak kung fu’nun aslında yabancılara çok kapalı bir kültür olduğunun vurgusunu da yapıp, sonunda seyirciye hafif bir karamsarlık aşısı yapan belgesel, gelecek festivaller ve kung fu filmleri açısından bana umut aşıladı ne yalan söyleyeyim ama konumuz bu değil.

Tembellik öyle güzel bir şey ki, bu kadar aksiyon seyretmeme rağmen, içimden kılımı dahi kıpırdatasım gelmiyor. Neyse ki tek parmak zenine aşina olan parmaklarım şu iki sayfalık yazıyı yaklaşık bir günde tamamlayabildi. Yaşasın Shaolin gong fu’su!

Chop Socky: Cinema Hong Kong

Yönetmen: Ian Taylor

Yapım: 2003, Hong Kong / USA, 156 dk.

xxx

Shao Lin zhen gong fu

Shaolin Kung Fu

Yapım: 1994, Hong Kong, 90 dk.

xxx

The Real Shaolin

Yönetmen: Alexander Sebastien Lee

Yazan: Nicholas Rucka

Yapım: 2008, ABD, 89 dk.

3 YORUMLAR

  1. selam ninJa,

    öncelikle tembelliğin bir hak olması konusundaki düşüncelerinize katıldığımı söylemek isterim. spor niye yapılır ki? uzun yaşayalım diye mi? öyleyse tavşanlar ortalama 10 yıl yaşarken, kaplumbağlar neden 100-150 yıl yaşarlar peki? çok haklısınız.. birlikte tembeller cumhuriyeti kuralım bari. neyse.. şimdi konumuz spor değil tabii. müsaadenizle ben seyrettiğiniz filmlere döneyim.

    bu yazınız tam da işlerimin en debdebeli zamanına denk geldi. iş hayatımda rakiplerimi elemek için farklı yöntemler denemeyi severim. misal geçen yıl sevgili yönetmenim tarantino’nun filmi olan kill bill 2 deki, büyük döğüş ustası pai mei den öğrendiğim, “5 dokunuşta ölüm vuruşu tekniği”nden geliştirdiğim bir yöntemle tek tek rakiplerimi elemiştim. bu çok mühim bir tekniktir. nasıl yaptığımı şimdi söylemeyeyim. rakiplerim muhtemelen ters ninja okurudurlar. açık etmeyeyim. sadece şu kadarını söyleyeyim bu tekniği uygulayan kişinin rakibinin kazanması mümkün değildir.

    tuĞba, diyeceksiniz ki “neden aynı yönteme bu yıl da devam etmiyorsun?” yooo.. olmaz! bu yıl yeni teknikler geliştirmekti niyetim. ne yapacağımı bilemiyordum. ama şimdi yazınızı okudum. işte bu filmleri izlersem eğer, neredeyse hayatımın sonuna kadar uygulayacağım teknikleri öğrenebilirim. ve iş hayatıma adapte ederim.

    bu yazınız tam bana göre. müthiş! daha ne diyeyim?
    bari sözümü gene sizden öğrendiğim bir sözle bitireyim..
    “dank yu sayın wang you!” :))

  2. Çok kapsamlı ama birçok yanlışı barındıran bir yazı. Wushu bir gösteri sanatı değil savaş sanatıdır ve bu yüzden kılıçlar, mısraklar vs.kullanılır. Kung Fu ise Çin’de farklı anlamlara gelir. Herhangi bir konuda becerikli olmak demektir. Asıl kung fu, wushudur bir bakıma.

CEVAPLA