Murat Erşahin’le Vizyonda Bu Hafta (31 Ağustos 2008)Bursa ipek Yolu film festivali
Sevgili kardeşim, dostum ve ninjaların landlordu, eski Çekoslavakya’nın ayrılmaz bir parçası gibi gözüken ama ters köşe yapan Slovakya’nın başkenti Bratislava’da ruh terapisi yapıp, Slav hüznünün tadını çıkarırken, ben Bursa’daydım… Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali’nde.

Murat Erşahin

İlk festivalin jürisinde bulunduğumdan mı, yoksa Koza Han’ın mutlak sessizliğinde oturup orta şekerli kahvemi içerken, varoluşumun beni ilk kez rahatsız etmediği gerçeğinin verdiği iç huzurdan mı bilmiyorum, hep çok rahat ve mutlu hissettim kendimi Bursa İpek Yolu’nda.

Sakin, bilge, aydınlık avluları, ağaçları, evleri ve sokaklarıyla sinemaseverleri bir hafta boyunca yine en iyi şekilde ağırladı tarihi şehir. Biz sinema yazarları beraberdik sürekli. ‘Simultane’ oluşlara bırakıverdik kendimizi. Sinema salonları dışında tarihi ve doğal güzellikleri ziyaret ettik. (burada Okan Arpaç’ın incelikli doğa gezisi planına şapka çıkartmak gerekli) Sinema sohbetleri, fasıl ve şiirler eşliğinde kadehler kaldırdık. Bursa’nın simgelerinden İskender kebabın tadına defalarca baktık. Abidin Usta’nın insanı evinde hissettiren öğlen yemeklerini keşfettik.

Cumhur Canbazoğlu, Tunca Arslan, Serdar Akbıyık, Kerem Akça ve bu festivalde aramıza yeni monte olan güvenilir ve sağlam dost İdris Borak ile ünü ülke sınırlarının dışına çıkmış Bursaspor seyircisini, stadında izleme şansı bulduk. Hatta ‘oynasana oynasana, oynasana oynasana, oynasana oynasana Bursaspor’ tezahüratını, gündelik hayatımıza taşıdık…

Gael Garcia Bernal

Festivalin açılış konuğu Gael Garcia Bernal, aklını fikrini magazinle bozmuş ‘bir elinde cımbız bir elinde ayna’ kişiler tarafından özel bir ilgiyle izlendi. Bernal’e yönelik sıklıkla dile getirilen ‘kısa boylu ama çok şirin’ yakıştırması kanıma dokundu. Ben de kısa boyluydum ama çok şirin değildim demek ki… Genç bir film festivali için gerçekten önemli bir konuktu Bernal. Popüler, entelektüel, bilgili, hepsinden önemlisi son derece mütevazı ve ağırbaşlı…

Galasını Bursa’da yapan yerli film “Hayatın Tuzu”nu oldukça beğendim. Senaryosunu Ender Özkahraman’ın yazıp, Murat Düzgünoğlu’nun yönettiği yapım, ticari kaygılardan uzak, samimi, sıcak, gerçeküstü oluşlarla bezenmiş gerçekçi bir tasvir, etkileyici bir dramdı. Levent Ülgen’in başı çektiği oyuncu kadrosu, bazılarını ilk kez izlediğimiz ‘iyi’ oyunculardan oluşuyordu. ‘Gurur hayatın tuzudur’ derken, can acıtan gerçekleri seriyordu film gözlerimizin önüne.

Sırbistan yapımı “Aşk ve Diğer Suçlar” da beğendiğim bir film oldu. Acımasız vahşi düzen karşısında yenilmiş, yok olmuş insan ruhlarını izledik beyazperdede. Gri, yüksek, kirli apartman bloklarıyla çevrili Belgrad’dan yokluk ve hüzün manzaralarıydı karşımızda duran. Üstü imkânsızlıkla örtülü eski bir şehrin artık nefes almayan umutsuz insanları, birer hayalet gibi mırıldandıkları aşk ve umut melodisi yardımıyla, hayatla bir şekilde baş etmeye çalışıyorlardı. Eşsiz Meksika ezgisi ‘Bésame Mucho’nun defalarca eşlik ettiği film, tutturamamış kahramanlara ve vahşi sistemin yok ettiği eski güzel günlere selam gönderen acılı bir ağıttı…

Ulusal Altın Karagöz Uzun Metraj Film Yarışması Jürisi’nin ‘en iyi film’ seçimi hayal kırklığı yarattı bende. “Gökten Üç Elma Düştü” on filmlik yarışma bölümünün en zayıf filmiydi fikrimce. Bir Bésame Mucho patlattım kafamın içinde iyi hissetmek için, olmadı… İstediğimiz gibi yahut ta olması gerektiği gibi olan ne vardı ki zaten etrafta… Takılmamak gerekti böyle ayrıntılara, kararlara, fikirlere… Her şey deviniyordu, değişiyordu son hızla ve herkes tamamen farklıydı birbirinden. Ama insan şaşırıyordu, hatta içerliyordu bazen…

Otobüse binmiş, evime dönerken geride bıraktığım filmleri, yalnız kalmış, yorgun sinema salonlarını, Bursa’nın görkemli çınarlarını ve insan ruhuna zindelik kazandıran binlerce seans terapiye bedel avlularını düşündüm en çok. Film kervanı, gelecek seneye dek, uzak diyarlara yeni filmler bulup getirmeye doğru yola çıkmıştı.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir