“Gişe hasılatı umurumda değil, ben bağlantılara bakarım. Filmlerimin kültürel fenomen olmasını istiyorum. İzleyici kendisini filmdeki o mekanlarla, insanlarla ve anlatılanlarla bağlantılı hissetmeli.” M. Night Shyamalan

Popüler sinemanın klasikleşme yolundaki yönetmeni M. Night Shyamalan’ı en pratik şekilde nasıl tanıtırım diye düşünürken böyle bir şey geldi aklıma.

A

Hak ettiği boyutta seyirci kitlesiyle buluşan ilk büyük filmi Altıncı His (Sixth Sense) ile tüm sinemaseverlerin gözüne giren popüler bir film yaparken aynı zamanda beğeni eşiği yüksek elit sinema izleyicisini de etkilemeyi başarmıştı.

Ç

Shyamalan mistik unsurlar konusunda hayli zengin Hint kültüründe yetişmiş. İlk gençlik döneminde de gotik edebiyatın devamı olmasa da, bir kolu olarak gördüğüm çizgi romanlarla yoğrulmuş. Tüm bu birikimleri beyazperdeye ustalıkla aktardığında ise çabalarının karşılığını şöhret, para ve saygınlık olarak almış. Ölümsüz (Unbreakable) filminde ise çizgi romana başlı başına bir rol verdi.

D

Şeytan (Devil) 17 Eylül 2010’daki vizyona girişini sabırsızlıkla beklediğimiz bir Shayalaman projesi. Yönetmen koltuğunda John Erick Dowdle otursa da filmin teaser’ında yer alan M. Night Shyamalan’ın Aklından (From The Mind of M. Night Shyamalan) ibaresi her şeyi açıklıyor. Chris Messina, Geoffrey Arend, Logan Marshall‘ın oynadığı film asansörde mahsur kalan bir grup insanın çevresinde gelişiyor. Ama içlerinden birinin Şeytan olması olaya “biraz” gerilim katacaktır.

E

Shyamalan gişelerle işi olmadığını her fırsatta söylüyor. Onun esas işi atmosfer yaratmak ve seyirciyi bu atmosferin içine çekebilmek. Vampirlerle, hayaletlerle, esrarengiz şatolarla dolu gotik edebiyatının da anafikri budur aslında. Ünlü yönetmen ve gotik edebiyatın en önemli temsilcisi Poe arasında benzerlik kurmamızını nedeni burada saklı zaten. Edgar Allan Poe da Altın Böcek ve Morg Sokağı Cinayetleri gibi polisiyeler haricindeki korku öykülerinde “Neden-Nasıl”dan çok yaratacağı atmosferle ilgilenmiştir. Poe, yaşarken olmasa da edebiyat dünyasında gereken saygıyı görmüştür ama aynı akım doğrultusunda yazan çoğu ismin ürünleri edebiyattan bile sayılmamıştır.

H

Hindistan’da dünyaya geldi. Doğduğu sırada annesiyle babası Hindistan’daki aile büyüklerini ziyaret ediyordu. Shyamalan ailesi doğumdan birkaç ay sonra tekrar Amerika’ya döndü. Hint asıllı yönetmen hatırladığı kadarıyla “ekstra” hassas bir çocuk olduğunu ve her şeyden korktuğunu söylüyor.

I

Çocukluk yıllarında çok çeşitli konulara ilgi duyan, adeta daldan dala atlayan Shyamalan o yıllarla ilgili olarak basketbol sevgisini ve bir de Indiana Jones/ Kutsal Hazine Avcıları’nı anımsadığını söylüyor. Bu film onda öylesine derinlemesine izler bırakmış ki, giderek tırmanan sinema tutkusu sonucunda henüz on yaşındayken 8 mm.lik kamera kullanarak ilk filmini çekmiş.

İ

Shyamalan kendine has tarzını (şüphe+merak+gerilim) en şaşaalı şekilde sergilediği üçüncü filminin başrolüne ise ne ölüleri ne de süper bir kahramanı oturtmuştur. İşaretler (Signs) filminin başrolü için uzaylıları, daha doğrusu “Uzaylı paranoyası”nı seçen yönetmen, ona eşlik edip seyirci çeksin diye de Mel Gibson ve Joaquin Phoenix’e rol vermişti. Ölümsüz’e göre daha “mainstream” olan İşaretler, Shyamalan filmi seyretmeye gelenleri tatmin edecek, uzaylıları duyup bilimkurgu filmi seyretmeye gelenleri ise biraz hüsrana uğratacak bir filmdi. Klasik bir bilimkurgu çekme peşinde olmayan Shyamalan, uzaylı unsurunu yalnızca üslubu gereği atmosfer yaratmak için bir araç olarak kullanmıştı. Bunu da mükemmel denebilecek oranda başarmış, adeta bir tiyatro sahnesini andıran minimal bir çevrede (olayların neredeyse tamamı evin içinde geçiyordu) maksimum gerilim yaratmıştı. Oysa bilimkurgu filmi izlemeyi bekleyenler yanlış bakış açılarından dolayı karşılarında mantıksal boşluklarla dolu bir senaryo bulmuşlardı. (Gezegenler arası yolculuk edebilen bir teknolojiye sahip uzaylıların kapalı bir odaya girememesi , çıkamaması gibi.) Haklılardı, ama yanlış yöne baktıkları için asıl noktayı kaçırmışlardı. Onlar filmi eleştire dursunlar, Shyamalan bu filmle Hollywood’un en çok kazanan senaryo yazarlarından bir tanesi haline gelmişti. Disney ona İşaretler’in senaryosunu yazması için 5, yönetmesi için de 7.5 milyon dolar ödemişti. Rol verdiği ünlü oyunculara rağmen Shyamalan’ın ikinci filminin ardından artık kendi başına bir marka olduğunun ispatıydı bu. İnsanlar onun filmlerine ünlü oyuncuları değil, öncelikle Shyamalan tarzını izlemeye gidiyorlardı.

K

Köy’ün (The Village) başrollerinde Joaquin Phoenix, William Hurt, Sigourney Weaver ve Adrien Brody vardı. 19. yüzyılın sonlarında kırsaldaki bir köyde geçen olayları konu alır film. Köy’ü çevreleyen ormanda korkunç yaratıkların barındığına inanılmaktadır. Köyün gençleri bu konuda çok meraklı ve kuşkuculardır ama büyükleri huzurlarının kaçmasını istemediklerinden gençleri dizginlerler. Canavarlarla aralarında ateşkes vardır ve bunun sorunsuz devam etmesi konusunda kararlıdır. Ama bu ateşkes canavarları ormanda tutmaya yetmez. Köy bir felaketin eşiğindedir. Bu filmde de Shyamalan benzer taktikleri kullanarak seyirciyi kontrol altına alıyordu. Her zamanki gibi yalnızca finalde öğrenebileceğimiz “gerçeği” önümüzde bir havuç gbi sallayarak bizi istediği yöne sürüklüyordu. Film boyunca merak ve şüphe içinde kıvranıp o istediği zaman gerileceğiz, korkacağız ya da rahatlayacağız. Tam rahatladık dediğimiz anda her şey yeniden başlayacak.

L

Sudaki Kız (Lady in the Water) Shyamalan’ın 2006 tarihli filmiydi. Paul Giamatti ve Bryce Dallas Howard‘lı film filmografisinin zayıf halkasıydı.

M

Shyamalan’ın 2008 tarihli film Mistik Olay (The Happening) insanoğlunun neslini tehdit eden bir doğa fenomenini konu alıyordu.

Ö

Ölümsüz (Unbreakable) oyuncuları hariç popüler olmaktan hayli uzak, ortalama sinema seyircisine hitap etmeyen, bağımsız ruha sahip bir filmdi. Shyamalan’ın beslendiği bir alt kültür olan çizgi roman için tasarlanmış bir saygı duruşuydu. Ölümsüz’ün alt kültürlere ilgisiz, “mainstream” takipçisi seyirci için fazla bir şey ifade etmesi mümkün değildi. Yine de Shyamalan’ın ilk filmden kalan kredisi, çarpıcı teaser ve fragmanlar, ve en önemlisi Bruce Willis, Samuel L. Jackson’dan oluşan oyuncu kadrosuyla film bir kısım seyirciyi salonlara çekmeyi başardı. Ama bu seyircilerin çoğunluğu salonlardan memnun ayrılmadığı için ufak çaplı bir gişe hüsranı da yaşandı.

P

Shyamalan’ın yönetmenliğini üstlendiği ilk film aslında Praying with Anger (1992) adını taşıyan bağımsız bir yapım. 92 yılında gösterime gören film 7000 $ hasılat yapmıştı. Hindistan’da çektiği filmin başrolünde de kendisi oynamış ve köklerini aramak için bu ülkeye giden bir Amerikalı’yı canlandırmıştı.

S

2010 tarihli Son Hava Bükücü (The Last Airbender) 3D olmasının yanı sıra Shyamalan’ın kendi fikirlerinden türemeyen ilk filmi olması hasebiyle filmografisinde farklı bir yerde duruyor. İhale usulü kendisine verilmiş gibi durduğunu inkâr etmeyeceğim. Belli ki Avatar’dan pek haberdar değilmiş. Avatar’dan haberdar olan seyiciler de sevmedi filmi, haberdar olmayanlar da. Belki de Shyamalan bu topa hiç girmemeliydi. Ama paranın yüzü tatlı. Hem bir sürü Hintli’ye de ekmek çıkardı filmden.

W

Wide Awake, Shyamalan‘ın 1995’te çektiği ama gösterime ancak 1998’de çıkan az bilinen filmi. 6 milyon dolar bütçeli film 2 milyon dolar bile kazanamayınca batmıştı.

5 YORUMLAR

  1. Şu sitede Shayamalan’ı öven bir yazı göreceğimi hiç tahmin etmezdim. Hele bir de sinemanın Edgar Allen Poe’su diye adlandırmak…Hiç yakıştıramadım ne söylüyeyim

  2. Shyamalan’a Avatar’dan dolayı ben de gıcık oluyorum, ama son filmi berbattı ve Avatar gibi bir fenomeni harcadı diye adamın önceki filmlerinin tarihini yeniden yazanlardan değilim. Demek istediğim gayet hoş bir yazı olmuş, mesela bir Unbreakable ile The Village’ı ne kadar sevdiğimi anımsattı.

  3. Shyamalan’ın son birkaç filmi gişede beklenen başarıyı gösteremedi. Her ne kadar ” Gişe benim için önemli değil .” dese bile bu sözünü bir süre sonra yutmak zorunda kalacak. Yapım firmaları ve prodüktörlerin; bu adam’ın isteklerini gerçekleştirmek için para saçacak halleri yok. Amerikan sineması heleki bu kadar zorlu dönemden geçerken, hiçmi hiç gişede başarı sağlayamacak shyamalan projelerine yönelmezler. Elbet onu destekleyen firma ve produktörlerde birgün tıkanır. Açıkcası ben birkaç filmini başkalarına istinaden oldukça beğendim. Ama nedense beceremediği filmlerin başarısı o kadar düşükki; başarılı filmlerine bile gölge’de bırakıyor. Adamın sinemanın Edgar Alan Poe’su olma ihtimali ise oldukça düşük. Söz konusu bir durum bile değildir.

  4. Sinemanın Edgar Allen Poe’su diye adlandırmak? Hiç yakıştıramadım. Poe’nun yanına bile yaklaşamaz bence. En iyi filmi de Ölümsüz (Unbreakable).

  5. Edebi yazar olmak ayrı, yönetmen olmak ayrı bişey. Elmayı armuta benzetmek gibi. Heleki Edgar Allen Poe benzetilecek en son kişi. Mistik konulara ilgi duymaları dışında bence ortak noktalarıda yok.

    Shyamalan, başarıları ve başarısızlıkları ile kendine has ve bence benzersiz bir yönetmen. Yani adamı övmek için illa birisine benzetmeniz gerekmezdi. Ilk dönem filmleri özellikle ilgi çekici, ama nedense son dönemlerde ya kendini tekrarlıyor yada kötü proje seçimleri oluyor. Özellikle Avatar da resmen batırmış. Shyamalan gibi bir yönetmenin, Avatar gibi başarısız senaryo ve kopuk karakterli bir filmi çekip vizyona girmesine nasıl izin verdiğini anlayamıyorum.

    Yazının başında Shyamalan dan alıntı yaptığınız hiç birşeyle uyuşmuyor son dönem filmleri.
    Buda bir nevi Shyamalan nın ya bunalımda olduğunu yada abartılacak kadar iyi bir yönetmen olmadığını gösterir.

CEVAPLA