
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.


Sağolsun Landlord’umuz hiçbir görüşmemize eli boş gelmez; ya DVD ya kitap ya da çizgi roman getirir. Bir dostun hediyesi her zaman güzeldir, ama hayatın cilveleri bunlardan bazılarını beklenmedik anlamlara kavuşturuyor. Mesela, hakkında bir yazı yazdığım Joker albümü, çevirmeni Emre Yerlikhan vefat ettiğinden beri farklı bir yere sahip gözümde. Maalesef tanışamadığım ve çok genç yaşta kaybettiğimiz Emre’yi tekrar anmak adına, yazıyla alakasız bu bahsi açmamı maruz görün.
Deniz Akhan
Asıl konumuza dönersek: Landlord’un son hediyelerinden biri NTV Yayınları’ndan çıkan Suç ve Ceza. Çizgi romanı bir yaşam biçimi olarak gören Ters Ninja’nın bu konuda yazı yayımlaması gerekliydi, çünkü NTV’nin reklam gücü sayesinde ilk kez kitapevlerinin çok satarlar listesine çizgi romanlar giriyor. Başka yayınevleri de bu furyadan nasiplenmek adına başka uyarlama çizgi romanları piyasaya sürüyorlar. Yani, ortada idealizme prim vermeyen bir ticari faaliyet söz konusu. Kapitalizmin bütün hücrelere nüfuz ettiği bir çağda yaşadığımız için kanıksadığımız, hiç de şaşırmadığımız bir durum bu -hüznümüzü kendi içimizde yaşayıp gidiyoruz. Peki, tecimsel ambalajı sıyırdığımızda ne görüyoruz bu kitaplarda?
“Önce esere bakmak lazım”cılardan olduğum için, önyargılarımdan “olabildiğince” sıyrılıp okudum Suç ve Ceza’yı.

Alain Korkos‘un fazla detaya girmeyen, siyah-beyaz kontrastına dayanan çizgileri hoşuma gitti. Gri tonlamalar bu kontrastı yumuşatmış, ama atmosfer yoğunluğunu zedelememiş. Raskolnikov’un rüyalarında net çizgiler yerine eskizvari, kirli çizgilerin kullanılması orijinal bir yöntem değil, ama işlevini yerine getiriyor.
Ancak iş senarist David Zane Mairowitz‘e gelince aynı şeyleri söylemek güç. Psikolojik yoğunluk içeren, derin felsefi ve ahlaki çatışmaların yaşandığı bir konuyu çizgi romanda nasıl kurarım diye pek fazla düşünmemiş. Asıl derdinin romanı çizgi romana uyarlamak değil, çizgili bir şekilde aktarmak olduğu belli. Bu yüzden sadece romanı karelendirmiş, ama onu da becerememiş. Bunu da romanın (doğal olarak) en hezeyanlı karakteri olan Raskalnikov’un savruluşlarını düzgün aktaramamasında belli ediyor. Tek özgün dokunuşunu konuyu zamanımıza taşımakla yapmış, ama bu “şekli” bir yöntem olarak kalmış, hikayenin özüne ulaşmamış. Bu yüzden kitaba albeni kazandırmamış.
Sonuçta, bir çizgi-roman severi tatmin etmeyen, vasat bir çalışma. Benim açımdan zihnimi meşgul edecek bir eser değil, ama yukarıda bahsettiğim gibi, günümüzde yaşanan bir furyayı temsil ettiği için söylenecek sözler çoğalıyor.
Öncelikle, bu kitaplar üzerine bir “uyarlama” tartışması yapmak istemiyorum. Çünkü bu kitaplarda maksat sanat değil, zanaat. Romanı özümseyerek, yeni açılımlar kazandırarak, kendi okumasını geliştirerek vs. üretilmiş eserler yok ortada. Haliyle, pazarlama hedef kitlesini çizgi-roman severler oluşturmuyor. Amaç, tıpkı sinemada olduğu gibi, çizgi-romanın görsel gücünü ve alımlama kolaylığını kullanarak edebiyatın zorluğuna katlanamayan okuyuculara ulaşmak ya da edebiyat severleri farklı bir form ile cezbetmek.
Çizgi romanların okuma hevesi aşıladığını kendimden biliyorum. İlkokula başlamadan önce babamın eve getirdiği iki çizgi roman bugünkü benliğimin harçlarından biridir. Dolayısıyla, bu kitapların satın alınması, belli yaştaki çocuklara okutturulmasına bir itirazım yok. Hatta, gelişmiş bir yayım sektöründe bu tür çizgi romanların süreklilik kazanması, yerleşik bir hal alması gerekir. Ancak iş, bu kitapların bir furyaya dönüşmesine gelince benim canım sıkılıyor.
"Uyarsa diye bir uyarlama: Suç ve Ceza" için 2 Yanıt
"Mutlu musun?"
"Hayır"
"Halk kendi kendini yaratirken kaybeder"
Fahrenheit 451 den aklımda kalan bi replik.Bu çizgi romanlarla kitapçılarda ilk karşılaştığımda inanılmaz derecede canım sıkıldı…İnsanların ilgisi şaşırtıcıydı.Nedenlerini çok iyi ifade etmişsiniz Deniz Akhan…Bu yazı beni garip bir şekilde rahatlattı..Anlamama yardımcı oldu..Elinize sağlık…Umarım yönetmenin öngördüğü gibi evlerimize gelip kitaplarımızı yakmazlar..Gerçi tarihte birçok örneği var..Çevremde yaşayan birisi Suç ve Ceza için çok sürreal demişti…Sinirlerim bozumuştu.Ben de Suç ve Ceza nın düşünsel boyutundan ona bahsederek kendimi paralamıştım…Ama onun zihnine dokunmam mümkün değildi…
Bazı faşist ve diktatör rejimlerde olguğu gibi 3 F toplumuyuz…Fado,fiesta,futbol…Müzik, eğlence, futbol ..Ya da kinder,kirche, küche…Seks,eğlence, futbol da desem yanlış olmaz sanırım..Entellektüel işler hep bir çaba,bir düşünce serüveni gerektiren şeyler..bu yüzden karmaşık ve gereksiz görünüyor insanlara sanırım..kötü…
"…eğer dünya kitap okumayanlarla, öğrenmeyenlerle, bilgisizlerle dolmaya başlarsa, kitapları yakmak zorunda kalmazsınız değil mi? Eğer dünyanın geniş ekranı basketbolla ve futbolla dolar ve MTV içinde boğulursa, gazyağını ateşlemek veya okuyucu avlamak için Beatty'lere gerek kalmaz. Eğer ön bilgiler okul odalarının çatlakları ve vantilatörleri arasında eriyip yok olursa, bir süre sonra bunları kim bilir ve umursar?"
Ray Bradbury'nin önsözünden…
Yorum Yazın