Vahşi Batı’nın Zombileri: Billy The Kid – Ölmeyen Kin

Türleri kesin ve tekçi ayrımlara tabii tutmak doğru değil, ama kavramsallıştırma açısından kolaylık sağlaması adına, Western türünü henüz doğaya uyumluluğunu tam kaybetmemiş (sanayileşmemiş ve kentleşmemiş) bir medeniyetin kapitalizm sancılarını gösterdiği, Zombi türünü ise modernist toplumun ikiyüzlülüklerini ifşa etmedeki uygunluğu nedeniyle önemsediğimi söyleyebilirim. Roberto Recchioni’nin yazdığı Billy The Kid – Ölmeyen Kin bu iki türü sentezleme açısından çok başarılı bir çizgi roman.

Deniz Akhan

Ancak yukarıdaki paragrafa bakıp Billy The Kid’in tamamen sosyal eleştirel bir çizgi roman olduğunu düşünmeyin. Aşk, arkadaşlık, intikam ve şiddet dolu hikâyede sosyo-ekonomik eleştiri sağlam bir alt-metin olarak kendini gösteriyor.

Çizgi romana ismini veren Billy The Kid (1859-1881) sayısız filme, romana ve elbette ki çizgi romana konu olmuş oldukça meşhur bir Vahşi Batı kahramanı. Kısacık ömründe pek çok cinayet işlemiş, ama asıl şöhretini Lincoln Bölge Savaşı’nda (1878) üstlendiği rol ile kazanmış.

Billy The Kid'in günümüze kalan tek fotoğrafıFazla detaya girmeden anlatmak gerekirse, Lincoln Bölge Savaşları ticari monopol nedeniyle çıkan bir kan davası. Bölgenin yerleşik hakimi olan James Dolan’a meydan okuyan İngiltere doğumlu John Tunstall, bölge şerifinin göz yumduğu bir cinayete kurban gidiyor. Billy The Kid’in önderliğindeki grup da kendi adaletini sağlamaya girişiyor. Pek çok şerif yardımcısını ve Dolan’ın beslediği Jessie Evans Çetesi üyelerini öldürdükten sonra bir noktada sıkıştırılıyorlar ve üç gün boyunca çatışıyorlar. Sayıca çok az oldukları için dağılıyorlar ve Billy The Kid saklanıyor. Şerifliğe atanan Patrick F. Garret daha sonra Billy’i bulup öldürüyor. Billy’nin silahsızken ve karanlıkta vurulduğu söyleniyor.

Billy The Kid çabucak efsaneleşiyor. İktidarı elinde bulunduran ve adaleti dilediğince kullanan bir zümreye karşı giriştiği mücadele ezilen yoksul kesim tarafından yüceltiliyor. Billy bir sistem karşıtı değil, haksızlığa göz yummayan bir intikamcı. Fevri ve atak kişiliği daha çok gençliğine bağlanıyor. Bu nedenle sinema filmlerinde ideal bir kişilik olarak sunulmadı. Ama öte yandan Beni Orada Arama (I’m Not There, 2007) filminde romantik bir imaj olarak sunulması da garipsenecek bir durum değil.

Nispeten yakın tarihli de olsa Billy The Kid’i bir nevi Köroğlu gibi mitoslar sınıfına sokabiliriz. Tarihi gerçeklere ilişkin yeterli belge yok elimizde, en detaylı biyografisinin yazarı da Billy’i öldüren Garret’a ait. Ama bunun önemi yok, tarihi gerçeklerden ziyade Billy The Kid efsanesini biçimlendiren zihniyet daha önemli. Bunun için dönemin koşullarına kabaca biraz bakmak gerek.

19. yy’ın sonu, emperyalizmin hakimiyetini pekiştirdiği, teknolojik gelişmelerle dört bir yana yayıldığı, toplumda köklü değişikliklerin yaşandığı bir dönem. İngiltere’deki Sanayi Devrimi kent hayatını dönüştürüp işçi sınıfını biçimlendiriyor. ABD’ne bakarsak aslen Kuzeyli sanayi burjuvazisi ve Güneyli feodalitenin çarpıştığı Sivil Savaş’ı Kuzeyliler kazanmış; ülkenin dört bir yanı demiryolları ile döşenerek sermayenin dolaşımı hızlandırılmış. Avrupa’dan yeni bir başlangıç yapmak ve özgürce yaşamak için gelen göçmenlerin İngiltere’ye karşı savaşarak kurduğu ülkede köleci feodalitenin yerini atölye ya da esnaf çapının çok ötesine geçerek ticari tekeller oluşturan yeni burjuva sınıfı alıyor. Batı’ya Hücum sırasında kendilerine yetecek kadar toprak kazanmış küçük çiftçi ve hayvancıların bu yeni zümre karşısında boyun eğmekten başka çaresi yok.

ABD’de kapitalizmin en  önemli süreçlerinden biri: Merkezi Pasifik Demiryolları ile Birleşik Pasifik Demiryolları, inşasına ABD’nin iki ucundan başlayan Kıtalararası demiryoluna son çiviyi çakıyorlar (Promontory Tepesi/Utah, 10 Mayıs 1869)

Billy The Kid’in efsaneleşmesi bu nedenle anlamlı. Tıpkı Köroğlu gibi kendi döneminin iktidarına karşı korkusuzca mücadele ediyor. Elbette imkansız bir savaş bu, bu nedenle alabildiğine romantik bir kahraman. Ancak ne Köroğlu ne de Billy’nin sistemle ilgili bir dertleri yok. Billy’i isyan ettiren şey adaletsizlik. Amerikan Rüyası’nın temeli olan serbest girişim hakkının gaspedilmesi ve buna göz yumulması.

Roberto Recchioni ise zaten mitolojik olan bir karaktere fantastik bir devam hikâyesi yazarak bu eksikliği kendince kapatmaya çalışıyor.

Çizgi roman Lincoln Bölge Savaşları’ndan yıllar sonrasını aktarıyor. Ölüler bilinmeyen bir nedenle mezarlarından ayağa kalkmışlar. Korku ve paniği atlatan insanlar zamanla zombilerle yaşamaya alışmışlar. Tehlikeliler, ama zeki olmadıkları için kalabalık olmadıkları sürece kontrol edilebiliyorlar. Gelişmiş Doğu eyaletleri zombilerin sınırları ihlal etmesine karşı sert tedbirler alınmasını isterken, ekonomik olarak daha geri olan Batı eyaletleri, yorulmadıkları ve ücret almadıkları için zombileri kullananmak istiyor. Bu noktada Kuzey-Güney ayrımının Doğu-Batı’ya dönüştüğünü görüyoruz, ama zihniyet aynı. Kalifiye işçiye ihtiyaç duyan sanayi burjuvası zombileri bir tehdit olarak görürken kölelerini kaybeden feodal yapı zombileri yeni bir iş gücü olarak kullanabilmenin peşinde.

Beyinsiz oldukları için sınırlı tedbirlerle denetlenen zombilerde kitlesel bir hareket görülünce hükümet durumu araştırıyor. Zombi Billy The Kid ve meksikalı Miguel’in sıradışı biçimde hâlâ aklı melekelerini koruduğu ve diğer zombilere hükmedebildikleri anlaşılıyor. Bunun üzerine Şerif Garret, eski dostu Billy’i ikinci kez öldürmek üzere yola çıkıyor.

Billy The Kid‘in en popüler sinema uyarlamalarından biri 1988 tarihli Genç Silahşörler (Young Guns). Lincoln Bölge Savaşları’na odaklanan ve dönemin genç yıldızlarını biraraya getiren filmde Billy‘yi Emilio Estevez canlandırdı.

Öyküyü ilginç kılan en önemli unsurlardan biri, fahişe Charlotte ile zombi Billy arasındaki aşk. Billy’e ilk başlarda gerçekten aşık olan Charlotte, Billy’nin taze ete olan açlığına eninde sonunda yenik düşeceğini düşünüp Garret’ın yanına sığınarak bu ilişkiyi üç ayaklı bir zemine oturtuyor. Billy ve Garret arasındaki dostluk-intikam ilişkisi, paylaşılamayan kadın ekseninde daha da karmaşıklaşıyor.

Billy ve Miguel’in zombileri biraraya toplayarak yaşayanların dünyasına karşı ayaklanması da sermaye ve sermayenin hükmettiği hükümete karşı kitlesel bir isyan niteliğinde aktarılıyor. Miguel topyekün saldırı anlayışıyla Meksikalı devrimci Zapata’yı anımsatıyor. Billy ise planlı bir gelecek inşasından çok, güçlüler tarafından kullanılmaya karşı çıkan anarşist bir yapıda. Charlotte’a olan aşkının gözünü kolayca kör edebilmesi de romantik isyankar imajını güçlendiriyor. Pek çok sahnede İsa ile özdeşleştirilmesi hem yoksulların kurtarıcısı olarak lanse edilmesi hem de Garret’ın Judas gibi bir hain olması bağlamında yerine oturuyor.

İtalyan çizgi romanının “harika çocuk”u olarak görülen Roberto Recchioni (D. 1974).

Roberto Recchioni bu hikayeyi pek çok sinemacıya parmak ısırtacak kadar dengeli, akıcı ve derinlikli bir biçimde kurgulamayı başarmış. Stilize bir foto-gerçekçi çizim anlayışının kullanıldığı ve çini lezzetini doyasıya yaşatan panellerde de sinematografik çerçevelemeler hakim. Bu durum ister istemez bir sinema uyarlamasının ne kadar da başarılı olacağını getiriyor akla.

Genelde bilindik seriyallerle ülkemize yansıyan fumetti dünyası, 1001 Roman’ın Kara Dizi’si (ilk kitap Pis İşler idi) kapsamında yayımladığı albümler sayesinde asıl zenginliğini göstermeye başlıyor. Çekici ve albenili bir kapağın süslediği bu kaliteli baskının da eksikleri var kuşkusuz. Çevirilerde kulak tırmalayan ifadeler, yazar ve çizer tanıtımının yetersizliği, kitabın sonundaki Billy The Kid biyografisinin wikipedia sığlığında kalması yeterli bir editöryal çalışmanın eksikliğini gösteriyor. Buna rağmen hikâye, anlatım ve çizimlerin başarısı bu kusurları görmezden gelebilmeyi kolaylaştırıyor.

Sadece çizgi roman severler değil, zombilerin popülaritesinin arttığı şu dönemde özgün bir çalışma görmek isteyenler için de kaçırılmaması gereken bu albüme özellikle genç çizgi roman severlerin burun kıvırdığını duyuyorum. Bu da gayet anlaşılır bir durum. Çizgi romanı henüz bir fantezi-kaçış sanatı olarak görüyorlar. Western ve zombi gibi iki uzak kavramın biraraya geldiğinde hayatın gerçekliğine nasıl da temas edebildiğini kısa zamanda fark etmelerini umuyorum.

Billy The Kid – Ölmeyen Kin
Uccidero’ Di Nuovo Billy The Kid

Yazar: Roberto Recchioni

Çizerler: Riccardo Burchielli, Cristiano Cucina, Werther Del’edera, Roberto Recchioni

Yayımcı: 1001 Roman, 200 sayfa