
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.

Vampir pazarına nur yağdı desek yeri. Fimleri, dizileri derken şimdi de etrafımız vampir kitaplarıyla kuşatıldı. Peki değişen ve bariz bir şekilde “yeniyetmelere oynayan” modern imajıyla popüler kültür hayatımızı işgal eden vampirlerin sırrı ne? Bu zor sorunun yanıtını Giovanni Scognamillo, Yeni Şafak gazetesi sinema yazarı Ali Murat Güven, ÖtekiSinema.com’dan Masis Üşenmez ve Korkusitesi.com’dan Fatih Danacı katıldığı bir açık oturumda aradık.

Vampirler çok uzun süredir aramızda dolaştıkları için olsa gerek zamana uyum sağlamak konusunda gerçekten çok becerikliler. Modern vampirler erken dönem vampir edebiyatının en yetkin örneklerini veren Bram Stoker ve John Polidori’nin tasavvur ettiğinden çok farklılar. Yeri geliyor aşık oluyorlar, yeri geliyor iyilik timsali kesilip insanları türdeşlerinden koruyorlar. Yaşları da oldukça küçüldü vampirlerin. Eskiden orta yaşlı vampirler modayken, şimdi lise sıralarında oturan, okuldaki tüm kızların kalbini çalan, gerçek hayatta ise posterleri genç kız odalarının duvarları süsleyen yakışık çocuklar arasından çıkıyor vampirler.

Sinemaya da taşınan Alacakaranlık, Yeni Ay, Tutulma ve Şafak Vakti kitaplarının müfredatta olmasa bile bütün yeniyetme kızların okul çantasında olmasının sebebi de bu zaten. İşe gizem katan bir nokta ise rekor satış rakamlarına ulaşan Alacakaranlık’ın daha önce 2006’da başka bir yayınevinden yayınlanmış olması ve çok az sayıda satması. Aynı şey Harry Potter’da da olmuştu. Türkiye’de Harry Potter’ı ilk yayınlayan bu işin kaymağını yiyen Yapı Kredi değil, Dost Yayınevi idi.

Vampir furyasının en büyük destekçilerinden biri de yayınladığı vampir serileriyle Artemis Yayınları. Burada çıkan Lauren K. Hamilton’ın Vampir Avcısı, Charlaine Harris’in Güneyli Vampir, L.J. Smith’in Vampir Günlükleri, Mary Janice Davidson’un Ölümsüz serilerinin yanı sıra Christopher Moore’un kitaplarının da devamı gelecek gibi.
Neyse ki vampirlerin kötü, asosyal ve bilge olduğu zamanları yad eden kitaplar da çıkmıyor değil. Turkuvaz Kitap “old school” vampir romanı yazarlarının günümüzdeki devamı sayılabilecek Anne Rice’ın kitaplarını yayınlamaya başladı. Rice’ın kimi kitapları da daha önce başka yayınevlerinden de çıkmıştı.

Vampirlere akademik bir yaklaşım isterseniz de size Varlık Yayınları’ndan çıkan Christopher Frayling imzalı Vampirizm’i öneririz. Vampirlerin edebiyattaki tarihsel ve kronolojik gelişiminin izini süren bu derleme kitap gotik edebiyat ve vampirizm meraklıları için ideal bir başvuru kaynağı. Kitabın sürprizlerinden biri de Slovaj Zizek’in “Bir Vampirizm Kuramı” başlıklı makalesi.
Peki son dönemde patlak veren bu vampir furyasının açıklaması ne olabilir? Altından kolay kalkılabilecek bir soru olmadığı için bilirkişilere danışmaya karar verdik.

Ülke olarak vampirler konusunda en yetkili kişi bellediğimiz Giovanni Scognamillo, Stoker’ın Drakula’sını belki de en genç keşfeden, Rice’ın Vampirle Görüşmesi’nin ilk yayınlanışında hiç satmadığı bir ülkede böyle bir furya yaşanmasını ilginç ve şaşırtıcı buluyor.
Masis Üşenmez ise geçici gördüğü bu merakı TV dizilerinde işlenmeye başlayan insan-vampir aşkı olgusunun kitaplara taşınmasına ve ortaya bir tür Harlequin genç kız aşk romanı çıkmış olmasına yoruyor:
“Eskiden genç kızlar nasıl aşk romanları okur, cinsel tabularını bu romanlardaki karakterlerle yıkmaya çalışırlardıysa şimdi de vampir romanları ile aynı zevki yakalıyorlar.”
Fatih Danacı’ya göre vampir furyası globalleşen dünyanın doğal bir sonucu:
“Bölgesel değil küresel bir iletişimin söz konusu olduğu günümüzde bir kıtada başlayan akım bir diğerine sıçrıyor, endüstri haline gelmiş şirketlerin elinde tecimsel kaygılarla sömürülüyor. Ancak hiçbiri Alacakaranlık kadar geniş kitlelere yayılmadı çünkü üretilen ürünlerin dünyaya yayılması, pazarlanması artık çok daha kolay.”

Ali Murat Güven vampirizm altkültürüne yoğun ilgiyi yakın zamanda yaşanmış ve insanların kendini aciz hissetmesine yol açan felaketlerle ilişkilendiriyor ve I. Dünya Savaşı’nın ardından bunalımlı bir dönem geçiren Almanya’nın ekspresyonist sinemayı, devamında da “Dr. Caligari’nin Muayenehanesi”, “Vampir Nosferatu”, “Homunculus” ve “Golem” gibi filmleri doğurmasını kanıt gösteriyor.
“Dünya, 11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana da benzer bir buhran döneminden geçmekte… Anlatırken dilimize kolay geliyor olabilir, fakat o gün insanoğlunun kollektif belleğinde büyük tahribata yol açan gelişmeler oldu yeryüzünde. Ticaret Merkezi’nin kuleleri canlı yayında ardı ardına çökerken, bizler de -Nagazaki’den sonra- bir kaç dakika içinde en fazla insanın öldüğü (yaklaşık 3500 kişi) dünya gününü yaşamış olduk. Küresel ölçekte çok büyük bir travmaya yol açan bu olay, insanlığın şiddet algısını da değiştirdi.”
Yeni vampirizm akımında artık vampirleri genç kızların ikonu olacak şekilde resmedilmesi dikkat çekici. Scognamillo bu kitaplar sayesinde genç kızların vampirleri keşfettiğini kabul ediyor ama bu vampirlerin doğru vampirler olduğundan emin değil:

“Sistemin ve sistemin borazancılığını yapan Hollywood’un yeniden şekillendirdiği vakışıklı, romantik, iyi niyetli vampirler bunlar. Gelenekler ve klasikler ne oluyor, dünya folkloru ne oluyor, neden bu değişim ve neden şimdi? Kurnazca bir manipülasyon pek tabii, eski canavarlar eskisi kadar merak uyandırmayınca onları bir değişime uğratmak, onları cilalayıp parlatmak, ambalajı değiştirmek şart. Bugün Hollywood sinemasının en büyük izleyici potansiyeli yeni yetmelerdir, yani sinemaya salt bir eğlence olarak bakıp onu popcorn ile cola’ya uygun görenler. Amerikalı yeniyetmelerin oyuna gelmeleri doğal çünkü bir süreden beri tv dizileri ile değiştirilmiş post-modern vampirlere alıştırılıyorlar.”

Fatih Danacı’nın ikonlaştırılan vampirlerin dönüşümüne ve bu vampirlere gösterilen yoğun ilgiye dair ilginç tezleri var:
“Vampirler artık bizden biridir ya da biz onlardan birisiyizdir. Kısaca hepimiz vampiriz. Çünkü vampir kana ihtiyaç duyar, biz de asırlardır yaşamlarımızı sürdürmek için türlü bahanelerle savaşır, kan dökeriz; vampir gerektiğinde şekil değiştirir, tanınmaz hale gelir, tıpkı insanların menfaatleri uğruna yalancı bir maskeyle yaşadıkları gibi; vampir zihniyle başkalarını yönlendirir, kendi arzuları doğrultusunda yönetir, biz de Tanrı’yı oynadığımızda aynısını yapar, diğer zamanlarda kendimize bir kral ararız. Bu durumda vampir olmamamız için bir sebep var mı?”

Masis Üşenmez modern zaman ikonu vampirlerinden hiç hazetmiyor:
“Ben eski kafalı bir vampir severim. Vampir dediğin aşağılık gördüğü insanı sadece yiyecek olarak kullanan avcı bir ırktır. Oysa şimdiki vampirler aşk acısı ile boşuğmaktan avlanmaya vakit bulamıyor. Vejeteryan vampir diye bir şey çıkardılar ki janra yapılan en büyük saygısızlıktır bu, ben gerçekten vampir olsam bu yazarları tek tek avlardım sanırım.”
Ali Murat Güven de bu gelişmelerden oldukça rahatsız:

“Blade karizmasında bir vampirin kollarında boşalmak ya da Sarah Michelle Gellar kıvamında vampir avcılarıyla bir saat takılabilmek için -mümkün olsa- ânında vampire dönüşmeye hazır milyonlarca genç adam ve kadının yaşadığı bir dünyada, sinema-televizyon dünyasını yöneten baronlar bu yeni vampir tipolojisini oluşturmakla, bana göre insanlığa çok kötü bir gol attılar. Fakat, henüz bunun tam anlamıyla farkında değiller. Sonuçların lâyıkıyla ortaya çıkması için, nedensiz ve zalimane şiddetin üçüncü sayfalarla da kalmayıp birinci sayfalara transfer olacağı günlere kadar beklemek zorundayız. O günler geldiğinde de senaristler nasıl bir akım başlattıklarını çok daha iyi anlayacaklardır.”
Bu noktada bu kadar iyi tanıdıkları vampir ırkıyla empati kurup kuramayacaklarını merak ediyorum konuklarımızın ve soruyorum. Sizce vampirler mutlu mudur?
Giovanni Scognamillo: “Ölümsüz olduklarından pek mutlu olduklarını sanmıyorum çünkü bu dünyada uzun süreli yaşamak hiç de kolay ve iç açıcı değil ve hiç bir zaman da olmadı.”

Masis Üşenmez: “Sonsuza kadar yaşamak beni mutlu etmezdi sanırım. Sürekli değişen jenerasyona ayak uydurmaya çalışmak, sürekli avlanmak yorucu olmalı. Aptal dizi ve filmlerle piç edilen vampir ırkı için gizlenmek dışında bir şey yapamamak da sanırım onları mutsuz etmeye yeter.”
Fatih Danacı: “Neden mutlu olsunlar ki? Yalnızlar, her daim bir aşk, bir âşık ararlar, kan içmeyi bir lanet olarak görürler ancak onsuz da yapamazlar, insanlardan uzak şatolarında yaşarlar, sabah güneşin doğuşunu, akşam güneşin batışını göremezler, uzun bir hayat yaşasalar da günlerinin çoğunu tabutlarında uyuyarak geçirirler, bir de her zaman siyah pelerin giymek sıkıcı olsa gerek. Eğer söz konusu yeni dönem vampirler olursa da soru daha basitleşir. Bir insan ne kadar mutlu ise, bir vampir de o kadar mutludur. Çünkü bizden biri olmuşlardır artık…”
Ali Murat Güven: “Kendi adıma, vampirlerin acayip keyifli hayatlar süren, mutlu mahlûklar olduklarına asla inanmıyorum. Çürümüş ve dağılmaya hazır iç bünyesini solgun bir derinin yardımıyla zar zor ayakta tutan, damarlarında bin yıldır hiç yenilenmemiş siyah mürekkep kıvamındaki koyu bir kan dolanan, hayatında bir kez bile güneşin altında doyasıya yanarak denize girme fırsatı bulamamış biri nasıl mutlu olabilir Allah aşkına!”
Fatih Danacı’dan vampir severlere okuma önerileri
- Bram Stoker’ı da etkileyen Sheridan Le Fanu’nun Carmilla (Carmilla, 1872) kısa romanı.
- Muhakkak ki vampirleri Dracula ile özdeşleştiren 1897 tarihli Bram Stoker’ın “Dracula” (Dracula, 1897) romanı.
- 1954 tarihli Richard Matheson’un post apokaliptik romanı “I am a Legend” (Ben Bir Efsaneyim, 1954). Bu aynı zamanda 3 kez sinemaya uyarlanmıştır.
- Colin Wilson’un 1976 tarihli ve insanın kanını değil de enerjisini emen uzaylı vampirleri anlattığı “The Space Vampires” (Uzay Vampirleri, 1976).
- 70’li yıllarda patlak veren gotik hareketi ve “Vampire the Masquerade” rol oyunun da etkilerini yanına alarak Anne Rice’ın yazdığı post-romantik Vampir Günceleri serisinin ilk kitabı olan, aynı zamanda vampir edebiyatına yön veren “Interview with the Vampire” (Vampirle Görüşme, 1977).
- Chelsea Quinn Yarbro’nun “Hotel Transylvania” (Otel Transilvanya, 1978) ile başlayan Saint-Germain serisi.
Güneyli Vampir
Yorum Yazın