Vampirlere iade-i itibar: Ölümcül Tür Üçlemesi ve en güzel vampir romanları

Cronos, Devil’s Backbone, Mimics, Hellboy, Blade 2, Pan’ın Labirenti gibi filmlerin yönetmeni olarak bugüne kadar hortlaklardan vampirlere, cehennem zebanilerinden mutasyona uğramış insan yiyen dev hamamböceklerine kadar pek çok acayip şeyi beyazperdeye taşıyan Guillermo Del Toro’nun şu sözünü tuttuğunu söyleyebiliriz…


“Küçük bir çocukken Outer Limits (Sınır Ötesi) dizisinin ‘The Mutant’ adlı bölümünü seyredip yattığım bir geceydi. Uyandım. Dizi beni o kadar korkutmuştu ki duvarda yeşil karıncalar, dolapta canavarlar görmeye başladım. İşte tam o anda canavarlarla bir anlaşma yaptım. Onlara şöyle dedim; Bana karşı iyi olup tuvalete gitmeme izin verirseniz, hayatımı size adarım.”

Del Toro’nun tüm canavarlar içinde vampirlere özel bir düşkünlüğü var. Kan emiciler hakkında yazılmış kitaplardan özel bir kütüphanesi bile var. Zaten çocukluğundan beri okuduğu ve okumaya devam ettiği şeyler sayesinde Cronos ve Blade 2 gibi vampir filmleri literatürünün esaslı eserleri sayılabilecek iki yapıma imza attı. Ama ne bu filmler onun vampir külliyatına tek katkısı, ne de bu yazı onun filmleri hakkında. Bizim mevzumuz Del Toro’nun Chuck Hogan’la birlikte kaleme aldıkları Ölümcül Tür Üçlemesi (The Strain Triology).

Bir uçak JFK Havalanı’na tüm güneşlikleri kapalı olarak iner. İçinden kimse çıkmayınca ve telsiz mesajlarına yanıt alınamayınca biyolojik tehlike acil müdahale ekibine haber verilir. Uçağa giren Dr. Ephraim Goodweather korkunç bir manzarayla karşılaşır: Kanı çekilmiş kurbanlar, gırtlaklarta yaralar ve çerçöple dolu bir tabut. O sırada başka bir yerde bulunsa da, Abraham Setrakian neler olup bittiğini ve insanlığın sonunu getirebilecek bir savaşın kapıda olduğunu bilmektedir. Nazi Soykırımı’ndan canlı çıkan Setrakian hayatı boyunca vampirleri avlamıştır ama asıl peşinde olduğu kadim vampiri bir türlü ele geçirememiştir. O vampir şimdi Manhattan’dadır. Çok geçmeden şehirde salgın başlar. İnsnalar ya ölmekte ya da vampire dönüşmektedirler.

İlk bakışta fantastik bir korku romanı izlenimi verse de Del Toro’nun bu kitaba özel olarak geliştirdiği vampir mitolojisi hikayeyi biraz bilimkurgu çizgisine taşıyor. (Bilim kurgu ve vampir kelimelerini aynı cümle içinde kullanmışken, Colin Wilson’ın Uzay Vampirleri – The Space Vampires romanından uyarlanan 1985 yapımı Lifeforce filmini burada yad edelim)Yazarların vampirleri tasarlarken, Blade 2’deki yine Del Toro üretimi mutant vampirlerden esinlendikleri gözden kaçmıyor. Vampirlerin yılanlarınkine benzer, çıkık gemişleyen çeneleri var örmeğin. Klasik diş yerine insan kanını gırtlaktan çıkıp uzayabilen ikinci bir ağızla emmeleri akla Alien film serisi yaratıklarının biolojisini getiriyor. Hikayeyi daha bilimsel zemine taşımak adına olsa gerek sarmısak, haç ya da kutsal suyun vampirler üzerinde etkisi olmadığı görülüyor. Romanın kahramanları yalnızca hayatta kalmaya uğraşmak değil. CSI gibi çalışıp vampir hastalığıyla ilgili pek çok enteresan bulguya ulaşıyorlar. Ki şimdi bunları açık edip kitapların sürprizlerini bozmayalım.

Ülkemizde üçlemenin şimdilik Ölümcül Tür ve Düşüş adı taşıyan iki kitabı yayımlandı. Yakışıklı ve iyi kalpli vampirlerden sıkılmışlar kulübünün üyeleri olarak kötü vampirlerin gemi azıya aldığı bu dehşetli ama aynı zamanda eğlenceli maceraya son verecek The Night Eternal’ı sabırsızlıkla bekliyoruz. Son bir not: aldığımız duyumlara göre Del Toro ve Dark Horse (Hellboy’un da yayımcısı)üçlemenin çizgi roman olması konusunda anlaştılar. Zaten bir çizgi roman geek’i olan Del Toro’dan beklediğimiz bir hareketti bu.

En güzel vampir romanları:

1. Hepimiz Vampiriz – Richard Matheson
2. Vampirle Görüşme – Anne Rice
3. Nosferatu – Paul Monette
4. Salem’s Lot – Stephen King
5. Kan Çanağı – F. Paul Wilson