
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
7 Eki
Türk fantastik filmlerinin takipçisi, Onar Films’in sahibi Vassilis Barounis Atina’da kanser tedavisi gördüğü hastanede sabaha karşı 02.00′de hayata veda etti.
Atina’da yaşayan İngilizce öğretmeni Vassilis Barounis, 2000′li yılların başlarından bu yana, Türk sinemasının 1950-1980 arasına dönemine ait bir düzineden fazla “kayıp” filmi kendi imkânlarıyla yok olmaktan kurtarıp, dünyanın dört bir köşesindeki kült film meraklıları ve sinema akademilerinin arşivlerine kazandırdı. (07-09-2008 – Yeni Şafak Sinema )
Kültür Bakanlığımızın dev bir bütçeyle yapması gereken bu işi tek başına, ortaya memur maaşını ve sinema sevgisini koyarak yapan Barounis, en çok da “ses ve görüntülerini aylarca restore ettikten sonra düşük bir ücretle piyasaya sürdüğü DVD’lere Türkiye’deki sinema çevrelerinden hemen hemen hiç talep olmamasına” şaşırıyor.
Onun hayattaki en büyük saplantısı, Yeşilçam’ın küf kokan arşivlerinden, oyuncuları ve yönetmenleri dahil artık hiç kimsenin adını bile anmaya tenezzül etmediği, korku, bilim-kurgu, western ya da serüven türündeki bir takım “acınası” Türk filmi denemelerini ne yapıp edip gün ışığına çıkartmak; sonrasında da pek çoğu hurdaya dönmüş olan bu “yapıtları” dijital ortamda sabırla, kare kare restore edip, İngilizce ve Yunanca altyazılı olarak özenli bir DVD baskısıyla dünyanın dört bir köşesindeki “derin” sinemaseverlere sunmak…
Ha, bu arada, “DVD ticareti” falan deyince, böylesine hantal bir işten milyonlarca YTL’lik tatlı bir kazancı cebe indirdiğini falan da sanmayın sakın. Aksine, bütün bu çabayı, başta hayat arkadaşı olmak üzere çevresindeki bütün akraba, meslektaş ve dostlarının “Sen gerçek bir çılgınsın, sanki Türkler bu yaptıklarını görünce sana madalya takacaklar” şeklindeki serzenişlerine, bir Atina lisesindeki görevinden kazandığı kısıtlı öğretmen maaşına, kayıp filmleri arayışları sırasında İstanbul ile bitmez tükenmez telefon temaslarında bulunurken daha önce Türkiye’ye hiç gelmemiş oluşuna ve tek kelime dahi Türkçe bilmemesine rağmen yürütüyor sevgili Yunanlı dostum Vassilis Barounis…
Sanırım, bu kadarlık bir mâlumat bile onun ne kadar sıra dışı, ne denli özgün bir adam olduğunu ortaya koymaya yeter. Pek muhtemeldir ki modern Yunanistan tarihi onun gibi ikinci bir sinema sevdalısının daha varlığına şahit olmadı.
Vassilis, halen eşi ve küçük kızıyla birlikte başkent Atina’da yaşayan, orta hâlli bir Yunan vatandaşı. Komşudaki bir çok memur gibi o da hayatını 1500 Euro dolayında bir aylık gelir eşliğinde, kıtı kıtına sürdürüyor. Kendisinin Türklerle hiçbir ırkî bağı yok, ayrıca kendi hâlinde bir Hıristiyan. Ancak, kalbinde öyle bir “Türk sineması” sevgisi var ki onu üç yıl önce bir tesadüf eseri tanıdığımda, tutkuyla bağlı olduğu bu alandaki akıllara durgunluk veren inadını; Yeşilçam’ın artık tarihe gömülmek üzere olan bazı film şirketlerinden samanlıkta iğne ararcasına bulup yayın haklarını satın aldığı, sonrasında da üzerlerinde aylarca teknik çalışmalar yürütüp yepyeni bir tasarımla piyasaya sürdüğü “Kült Türk Filmleri DVD Serisi”ni görünce, ne yalan söyleyeyim, ondaki bu istikrar ve kararlılığı ciddi bir biçimde kıskanmıştım.
45 yaşındaki bu Atinalı dost, Atina Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu; dolayısıyla ana dili düzeyinde İngilizce biliyor. Zaten mesleğindeki branşı da “İngilizce öğretmenliği”. Hayatının merkezine oturttuğu bu “Türk filmleri” merakına -belki de daha doğrusunu söylemek gerekirse, “hastalığı”na- ilk gençlik yıllarında yakalanmış. 1970′lerde Atina’nın açık hava sinemalarında izlediği filmler karşısında duyduğu çocukça heyecanlarla başlayan “Yeşilçam” tutkusu zaman içinde gitgide büyüyen kahramanımız, 1980′lerde Yunan video piyasasından edindiği bazı uçuk Türk filmlerinin kasetlerini biriktirirken, “Böylesine çılgın ve yaratıcı bir sinema anlayışı mutlaka profesyonelce koruma altına alınmalı” diye sayıklamaya başlamış. Ve nihayet, 1990′larla birlikte, hayatının bundan sonraki bölümünü ise meraklılarının “trash” (çöplük) adını verdikleri, zamanında neredeyse sıfır bütçelerle ve alabildiğine ilkel koşullarda çekilmiş, buna karşılık içlerinde yine de yüksek bir samimiyet barındıran bilim-kurgu, korku, western ve polisiye-serüven tarzındaki kimi B-kategori Türk filmlerini yok olmaktan kurtarmaya adamış.
Dediğim gibi, “Vaso” hiç de zengin biri değil. Aksine, binbir emek ve masrafla “yok olmaktan kurtarıp” Atina’dan dünya sinemaseverlerinin beğenisine sunduğu neredeyse her Türk filminde feci bir biçimde zarar ediyor. Ama ne gam! Parada zarar etmek onun umurunda bile değil. İnsanı şaşkınlıktan çatlatacak bir gayretin sonucunda yayımladığı her yeni DVD, onu âdeta bayramda büyüklerinden armağan almış bir çocuk gibi sevinçlere gark ediyor. Sınırlı imkânları içinde, bütün bu işleri yasal bir düzlemde yürütebilmek için Atina’da “Onar Films” adlı bir de şirket kurmuş durumda. 2004 yılında piyasaya sürdüğü, yönetmen Yılmaz Atadeniz’in imzasını taşıyan 1967 tarihli “Killing İstanbul’da”dan bu yana (ki anılan film o tarihe kadar resmen kayıptı, yeryüzündeki tek kopyası da yine Vassilis’in çabalarıyla restore edilip DVD’ye aktarıldı) tam 13 Türk filminin elde kalan son kopyalarını ülkemizdeki yapımcı şirketlerin arşivlerinden binbir sıkıntıyla satın alıp, bunları kiraladığı stüdyolarda çiziklerinden, lekelerinden, diğer bütün görüntü ve ses sorunlarından olabildiğince arındırıp, üstlerine bir de kusursuz düzeyde İngilizce-Yunanca altyazılar ve birbirinden güzel illüstrasyon kapaklar hazırlayarak yeniden satışa sundu.
Vassilis hiç bir filmini 1200 kopyadan fazla çıkartmıyor. Ki derdinin para kazanmak olmadığını sırf bu üretim rakamından hareketle, basit bir matematik hesabı yaparak dahi hemen anlayabilirsiniz: Piyasaya sürdüğü bütün filmlerin DVD’lerini, her birinin üzerine tek tek seri numaraları ekleyerek yalnızca gerçek sinema tutkunlarına, bu alanda eğitim veren okullara ve arşivci sinefillere yönelik olarak hazırlıyor. Bu serideki filmlerin en pahalısının bedelinin 15-20 Euro olduğunu hesap edersek, çıkardığı yeni bir DVD’nin bütün kopyalarını satsa bile öyle ahım şahım bir ciro elde edebilmesi imkânsız. Kaldı ki en sıradan bir film için bile, üretim aşamasında zaten en az bu kadar para harcıyor. Hem de banka kredileri falan çekerek!
Bu güzel adamı, 2005 yılında, aynı kategorideki filmlerin ülkemizdeki rakipsiz uzmanı olan rahmetli dostum, sinema yazarı ve araştırmacısı Metin Demirhan’ın aracı olmasıyla tanıdım. Vassilis, Metin’e -kendisinden Türk sinemasıyla ilgili bir doküman, bir film ya da bir araştırma istediğinde bu talebi çok yavaş yerine getirdiği ve o dillere destan rahatlığıyla insanı sinirden çatır çatır çatlattığı için- “Soul-taking guy” (Ruh sökücü herif) derdi. Bu komik tâbir de üçümüzün arasında Metin’in gevşekliğini tanımlamak için zamanla âdeta bir mottoya dönüşecekti.
Ortak bir merakın dilini konuştuğumuz için Vassilis ile kısa sürede kaynaştık ve tek başına yapmaya çalıştıklarını gördükten sonra da kendimi ona kıyısından köşesinden omuz atmaya mecbur hissettim. Sonrasında ise yayımladığı bir kaç filmin Türkiye’den satın alınış ve teknik hazırlık süreçlerinde ona elimden geldiğince yardımcı oldum. Sağolsun, o da yayımladığı bu DVD’lerin içlerindeki “ekstra röportaj” bölümlerine adımı teşekkürleri eşliğinde ekleyecek, kendisiyle yapılan röportajlarda adımı her zaman anacaktı.
Yeşilçam’ın artık tarih olan bir döneminde, acıklı ekonomik koşullar altında, ancak tartışılmaz bir meslekî coşku eşliğinde çekilmiş olan “trash” Türk filmlerine, onları çeken yapımcı ve yönetmelerin ya da oyuncuların dahi göstermediği yüksek bir saygıyı gösteren Vassilis Barounis, hiç kuşkusuz ki Türk sinemaseverlerine bu kısa haberden çok daha geniş bir çerçevede tanıtılmayı hak ediyor. Onu da yakın bir zamanda yine ben yapacağım inşaallah. Ancak, geçtiğimiz günlerde şirketinin internet sitesine yeniden girdiğimde, kendisinin, geçen yılın sonbaharında kaybettiğimiz ortak arkadaşımız Metin Demirhan’a bir vefâ gösterisi olarak, piyasaya sürdüğü son üç DVD’nin kutularının üzerine “Metin Demirhan Collection” ibaresini eklediğini görünce, dayanamadım ve bu sıra dışı sinemasal karakterden sizi daha fazla zaman yitirmeksizin haberdar etmeyi istedim. Kendisiyle yaptığım geniş çaplı bir röportaj ise pek yakında internet sitemizde yayımlanacak.
Ha bu arada, sözlerimi tamamlarken, Vassilis’in çok şaşırdığı bir olayı sizlere aktarmayı da bir borç biliyorum. Yeşilçam’ın artık adını bile anmaya tenezzül etmediği bu itilip kakılmış filmleri Beyoğlu’ndaki izbe depoların derinliklerinden (hem de bir sürü umursamaz Türk filmcisiyle kafa göz yarılarak yapılan İngilizce telefon görüşmeleri trafiğinin ardından) bin bir rica eşliğinde bulup çıkarttıran, onların master kasetlerini “korsan” olarak değil telif bedellerini paşa paşa ödeyerek satın alan, sonrasında ise “sözde” master durumdaki bu hurda kasetleri (bazılarının üzerinde stüdyoda bizzat çalıştığım için çok iyi biliyorum) insanı canından bezdiren bir emekle derleyip toparlayan ve sonuçta da maliyetlerini bile tam olarak karşılamayan bir fiyatla dünyanın her yerine kargoyla gönderen bu çılgın adam, fantastik Türk sinemasının klasikleşmiş örneklerini koruma ve dünyaya tanıtma yönündeki bütün gayretlerini rağmen, Türk sinemaseverlerinden neredeyse hiç sipariş alamadığını şaşkınlık içinde ifade ediyor bana. Ve bütün samimiyetiyle soruyor:
“Yahu, ben maddî imkânları son derece sınırlı bir Yunanlı olarak, bu filmlere bütün hayatımı ve varımı yoğumu döktüm. 70 milyonluk koskoca Türkiye’de kendi sinemasının tarihinden bu tür marjinal örnekleri arşivine katmaya hevesli olan 20-30 tane sıkı sinemasever yok mudur? Piyasaya sürdüğüm kült filmler için ABD’den Japonya’ya kadar neredeyse her ülkeden sipariş alıyorum. Ancak, birkaç meraklı haricinde Türkiye’den yıllardır tık yok. Bu nasıl bir iştir?”
Pek çok genç sinemaseverin “bilet bedeli” ödeyerek sinemaya gitmeyi ya da “yasal DVD satın almayı” artık tamamen unuttuğu, her türlü sinemaseverlik faaliyetinin bütünüyle “korsan kültürü” üzerinden yürütüldüğü böylesine kendine özgü bir ülke için, cevabı oldukça zor bir soru tabiî bu. Dolayısıyla, ben de cevabı henüz bulamadım!
Vassilis Barounis’in şirketinin sitesi:
http://www.onarfilms.com/index.php
Vassilis Barounis’in kişisel bloğu:
http://onarfilms.blogspot.com/
Konuyla ilgili olarak rahmetli Metin Demirhan’ın bir yazısı:
http://fantastiksinema.blogspot.com/2007/08/fantastik-trk-filmleri-dnya-pazarinda.htm
"Türk Fantastik Sineması bir kayıp daha verdi! VASSILIS BAROUNIS (1963-2011)" için 7 Yanıt
bu isim yüreğime kazılı.. ali..murat..güven..unutmama imkan yok.. 1.isim dedemin..2.isim babamın..3.de kardeşimin ismi.. üçünün bir araya gelip yazarın ismi olması,onu kendime yakın hissettiriyor. güven veriyor..öyle hissediyorum işte..evet.. aynen öyle..
ilk kez tersninja da bir okuyucu yorumunda okumuştum bu ismi..2. kez tersninja nın memleketimizin en iyi sinema sitelerinden biri olduğu bu ismin sahibinin haberiydi.. kendisi kesinlikle hakkaniyetli bir sinema otoritesi olmalı diye düşündüm kendi kendime..3.kez de yukarıdaki yazıda okudum ismini..simdi..yukarıdaki yazıyla ilgisi yok ama bir şey paylaşmak istiyorum..
sinemayı çok seviyorum..hep sevdim.. tersninja yı bir sinema okulu gibi görüyorum.. bilmediğim pek çok şeyi burada öğreniyorum.. kimi zaman kafam karışıyor .. anlamak için çok soru sormam gerekiyor.. tersninja ya yazdığım 5 yorumdan 2 si onaylanıyor..sorularım ise genelde cevapsız bırakılıyor.. aslında site sahibinin hem ninja hem lord hem de ters biri olduğunu kabul ediyorum.. anlıyorum.. benimle muhatap olmak istemiyor.. biraz kompleksli biriyim..yoksa bu sadece bana mı uygulanıyor diyorum kendi kendime..
istenmediğimi düşünüyorum..alınıyorum..
şimdi yukarıdaki yazının güvenilir bir otorite olduğunu düşündüğüm yazarına sormak istiyorum:
“ sizce yorumlarıma uygulanan bu sansür ve sorularımın cevapsız bırakılması doğru bir şey mi?”
1. Yorumlara sansür uygulanmamaktadır. Ama her yayının olduğu gibi Tersninja.com'un da bir konsepti, anlayışı ve çizgisi var. Bu konseptin, anlayışın ve çizginin korunması görevi, ister doğal seleksiyon yoluyla deyin ister kaderin cilvesi deyin, Landlord'a verilmiş durumdadır. Nasıl ki bize gelen her yazı, her öykü doğrudan yayınlanmıyorsa, yorumlar için de farklı bir presibin gözetilmesi söz konusu değildir. Bu "sizin için böylesinin daha iyi, daha doğru olduğuna karar verdik" demek değil, yalnızca belli prensiplerin arkasında durabilme kararlılığıdır. Editörlük müessesi böyle işler, böyle işlemek durumundadır. Yorum yazanlar da bu sitenin yazarı sayılırlar ve her yazar gibi onlar da editöre ya da editörlere – bu durumda Landlord oluyor – tabidir. Editör de artık farklı bir gerçeklik boyutu halini alan Tersninja.com'un hizmetindedir.
2. Sansür kelimesini kullanmanızı kınıyorum. Sansür fikir beyan özgürlüğünün en büyük savunucusu olan Tersninja.com'un yüz metre yakınında bile kullanılmaması gereken bir kelimedir. Yukarıdaki prensiplere uymasa bile içinde fikir barındıran her türlü yoruma bu anlayış içersinde onay verilmektedir.
3. Tersninja.com sorulara cevap verme müessesesi değildir. Hele ki bu sorular sinemayla değil de, sitenin iç dinamikleriyle ilgiliyse hiç değildir. Manifesto'da bu konuyla ilgili bir söz verilmemiştir dikkat ederseniz. Yine de başka ninjaların yanıtlayabileceği sinemasal sorular yayınlanmaktadır. Landlord zaman buldukça, gönlü istedikçe devreye girmektedir.
4. Soru soran yalnız siz değilsiniz. Röportajı çıkan her sanatçının telefonunu isteyen mailler de gelmektedir, kendi telefonlarını yoruma ekleyenler de. Röportaj kişisinin ve yorumcunun haklarını korumak adına bu mailler de onaylanmamaktadır. Sizin tabirinizle "sansür" yalnızca terbiye sınırlarını aşan mesajlara uygulanmaktadır. Aynı şekilde diğer yorumcuların, yazarların kimlik bilgileriyle ilgili "jurnal" içeren yorumlar da, işi "naber, nasılsın, ben de iyiyim, hiç iyi değilim yine karnım ağrıyor" sohbeti havasına sokan yorumlar da onaylanmamaktadır.
5. Tersninja.com, dolayısıyla Landlordiçin tüm okurlar ninjadır. Ninja kıyafetleri içindeki birinin de kadın mı erkek mi, güzel mi çirkin mi, çinli mi iskandinav mı olduğu anlaşılamaz. Bu ninjalar arasındaki eşitliği sağlar. Landlord kişisi, ya da kişileri Tersninja.com sınırları içinde bu eşitliğin bozulmasına izin vermez ve aynı eşitlikten kendi de faydalanmak ister.
6. Aslında sorunuzun muhatabı gördüğüm kadarıyla Landlord değil, yazının sahibi Ali Murat Güven. Yukarıdaki yazı bir alıntı, yani sorunuz büyük bir ihtimalle kendisine ulaşmayacak. Daha da önemlisi yorumunuzun yazarın yazısıyla yakından uzaktan alakası yok. Siz anlatılanları boşverip tamamen kendi ajandanızı takip ediyorsunuz. Genellikle bu tür durumlarda yorumlara onay verilmiyor. Ama ortada bir tepki, bir protesto olduğu için, sorunuzun retorik olduğunu kabul edip yorumunuzu onayladık ve fırsattan istifade bazı konulara açıklık getirmek istedik.
7. Diğer ninjaları meşgul etmemek adına ve her şey açıklığa kavuşturulduğu için bu konuyla ilgili sorular ve yorumlar artık onaylanmayacaktır.
Yukarıdaki yazılar pazar geyiği olmalı…
bugün gün boyu internete giremedim.. az önce landlord’un bu uzun yazısını okudum..
allahım bu ne.. ben gene ne yaptım.. nerede yanlış yaptım.. çok ama çok üzgün olduğum bilinsin isterim.. kendim için değil..asla.. landlord'u kızdırdığım için.. böyle bir yazı yazmasına neden olduğum için..keşke onaylamasaydınız yazımı..keşke..
hayatın her günü , her saati eşsiz değil midir.. hele bir pazar sabahı.. geri gelir mi tekrar..
umarım gününüzü mahvetmemişimdir..affedin ne olur..
Alemlerin yaratıcısı, bu arada şu güzelim sinema sanatını da yaratan Yüce Allah’ım,
Ben farkında bile olmadan, bu sitede nasıl bir çatışmaya neden olmuşum böyle…
Pazar gece yarısı, benim sevgili Landlord kardeşim sitesine acaba ne gibi yeni yazılar eklemiş diye burayı bir ziyaret edeyim dedim. İlk anda bizim Vassilis’i ile ilgili haberi aldığını görünce çok mutlu oldum. Sonrasında ise altında dizili olan “mail savaşları”nı görünce bir anda dünya başıma yıkıldı.
Her ikinize de neler oluyor burada? Lütfen, derhal sakin olun ve elinizdeki o tabancaları yavaşça benim avucuma koyun. Emin olun, herşey kısa süre içinde düzelecek.
Bir “huzur ve sükun ortamı tesis edicisi” olarak, ruhlarınızı tez zamanda rahatlatacağıma söz veriyorum.
Öncelikle “neva” adlı meçhul kişiyedir sözüm…
Canım kardeşim,
benim huyum suyum, diğer yüksek kalibreli sinema yazarlarına pek benzemez. Hem evim, hem işyerim, hem de hayatımın diğer her anı ve mekanı, memleketin dört bir tarafından sürekli gelen giden, arayıp soran bilumum kısa filmciler, sinemacılar, sinema meraklısı genç dostlar tarafından didik didik edilmektedir.Daha bu akşam iki kısa filmci evimde misafirdi.
Yani, öyle kaf dağının tepesindeki gizemli bir şatoda oturan, erişilmez biri falan değilim. Hal böyleyken, (anladığım kadarıyla) doğrudan bana soracağın bazı soruları neden rafine bir sinema sitesinin haberlerinin altına dizmeye çalışıyorsun ki? Bu akşam kafama esip de bu siteyi ziyaret etmeseydim, bu yazışmadan hiç haberim olmayacaktı bile…
“Sinema yazarları” ve “sinema yazarlığı” sizlerde nasıl bir duygu uyandırıyor bilemiyorum, ancak ben benim ve bana ulaşmak, bilgi-alışverişinde bulunmak, hatta “aşağılık bir gerici” olduğumu söyleyerek küfür etmek çok kolaydır.
Günde 20 kez maillerime bakıyor ve istisnasız herkese cevap veriyorum. Yeter ki mailiniz mail box’ıma düşmüş olsun. Sanırım, meslek hayatım boyunca (hakaret ve küfürlere daha klas hakaret ve küfürlerle karşılık vermek dahil) en az bir 20.000 maile doğrudan cevap yazmışımdır.
Lütfen, sorularınızı alimuratg@yahoo.com adresinize gönderin, benden de 24 saat içinde cevap alın.
Yetmedi mi… İkna edici olmadı mı…
O zaman, alın size cep telefonum:
0535.406 34 75
Arayın, görüşelim. Her gün 150 sinemacı ve sinemasever arıyor, ben de herkese koşmaya çalışıyorum.
Ne yaparsanız yapın, ama lütfen değerli dostum ve meslektaşım “Landlord”un bu tür mesajların benim tarafımdan sinsice organize edilen, benim yakınım, arkadaşım, eşim dostum olan “çete üyeleri” tarafından bilinçli olarak gönderildiği şeklinde yanlış bir kanaate kapılmasına asla izin vermeyin.
BU BENİ ZİYADESİYLE ÜZER VE YIPRATIR.
Kısa süre önce tanıdığım bir dostun, onun sinema kültürünü yaymaya adadığı kaliteli sitesini “kişisel reklam alanı” gibi kullanıyor olduğum hissine kapıldığını ve benden soğuduğunu görürsem, bunu kalbimde hissedersem, tepki olarak ondan ve sitesinden uzak durmayı seçerim ki, böyle bir tepki de bu memlekette sinemasal düzlemde bu tür medeni ilişkiler görmeyi arzu eden hiç bir genç sinemaseverin işine yaramaz.
O zaman, yeniden en başa dönmüş oluruz. Yani, SİYAD üyesi biri Yeni Şafak’ta yazan biriyle asla dostluk kuramıyor (ya da tam tersi) olur.
Oysa biz, tam tersini milletin gözüne soka soka başarmış iki meslektaşız.
O yüzden, lütfen hedef saçmalaması yapmayın. Bana diyeceğiniz birşey var ise bana yazın, Landlord’a diyeceğiniz birşey varsa da ona yazın.
Karşınızda duran adam, insan ilişkileri açısından size “şah damarınızdan daha yakındır”.
Her iki dostuma da selam ve sevgilerimle,
ALİ MURAT GÜVEN
Yeni Şafak gazetesi sinema editörü
“Halkın sinema yazarı”
"Ben farkında bile olmadan, bu sitede nasıl bir çatışmaya neden olmuşum böyle…"
Böyle bir şey kesinlikle yok. Niye sen mesul olacaksın, tamamen senin dışında gelişmiş bu olayda. Sözü edilen cevaplanmamış sorular tamamen farklı konularda zaten, yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi. Keşke senle ya da Vassilis ile ilgili olsaydı. Hal böyleyken konuyla tamamen alakasız sitem/yorum niye bu yazının altına yazılıyor hala anlayabilmiş değilim. Sonra hatlar böyle tamamen karışıyor işte. Yine de benim yazımdan aklımdan şöyle bir şey geçtiği anlaşıldıysa…
… “Landlord”un bu tür mesajların benim tarafımdan sinsice organize edilen, benim yakınım, arkadaşım, eşim dostum olan “çete üyeleri” tarafından bilinçli olarak gönderildiği şeklinde yanlış bir kanaate kapılmasına asla izin vermeyin.
…ben de acayip sürç-i lisan etmişim demektir.
Ali Murat Güven'in tavsiyesine uyalım müsterih olalım, bu mevzuyu unutalım ve gelecekte yorumları bağlı oldukları yazıların anafikri dışında meşgul etmeyelim ki böyle yanlış anlaşmalar vuku bulmasın, derim ben.
sabah işe geldiğimde gördüm gece yazılan yazıları..
dün akşam çok üzgündüm.. landlord un asabını bozdugum için üzgündüm.. pazar gününü katlettiğimi düşündüğüm için üzgündüm.. halen de üzgünüm..
ama galiba aslında kırgınım da..
tutkulu bir sinamaseverim.. tersninja’yı okul gibi görüyorum.. tersninja yazıları,yorumları bana yeni pencereler açıyor.. görüşümü genişletiyor.. landlord’un manifestosuna inanıyorum..serseri ruhluyum evet.. lafın nereye gideceğini düşünmeden yazıyorum.. ama aylardır yazıyorum.. landlord, onayladığı yada onaylamadığı yorumlarımla okuyucusunu tanımalı ve benim organize iş çevirmediğimi, belki sadece maksadını aşan bir yazı yazdığımı düşünmeliydi.. belki yaşadığım coğrafyanın acılı bir yer olması.. belki de yaradılış.. ben buyum.. ben böyleyim.. aklıma estiği gibi.. de.. şimdiye kadar sadece kendime zararım olmuştu.. bu kez farklı.. ama ben masumum.. gerçekten.. şu anki durumumu en iyi bir sezen aksu şarkısı anlatır diye düşünüyorum:
“küçüğüm daha çok küçüğüm ..bu yüzden bütün hatalarım..öğünmem bu yüzden..bu yüzden kendimi özel önemli zannetmem..küçüğüm daha çok küçüğüm.. bu yüzden bütün saçmalamam..yenilmem bu yüzden.. bu yüzden hala kendime güvensizliğim ..ne kadar az yol almışım ..ne kadar az yolun başındaymışım meğer.. elimde yalandan kocaman rengarenk geçici oyuncak zaferler.. küçüğüm daha çok küçüğüm..bu yüzden bütün korkularım..gururum bu yüzden..bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım ..küçüğüm daha çok küçüğüm ..bu yüzden sonsuz endişem..savunmam bu yüzden ..bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem..
neden ali murat güven’e tersninja’da sorular sordum.. bilmem.. içimden öyle geldiği için sanırım.. ben şöyle düşünüyorum.. çıkan yazının yazarı kimse o alan ona aittir.. o alanda , o yazıyı yazana sadece konu ile ilgili olmayan kendisi ile ilgili yorum da yazabilirim..mesela artemis’in yazısı çıkmıştı ya.. hiç yazısıyla ilgisi olmayan bir doğumgünü mesajı yazmıştım kendisine altına yorum olarak .. ve hımm..onaylanmamıştı..
işte böyle düşünüyordum.. ali murat güven’e de daha önce yazdığım gibi öncelikle ismi nedeniyle yakınlık hissettiğim.. sonra terninja nın en iyi sinema sitesi olduğu müjdeli haberini veren yazının sahibi olduğu için belki de.. dün sabah okuduğum Vassilis yazısıyla sevdiğim biri olduğu için yazdım belki de ..kimbilir.. bilmiyorum ki..şu anda düşünemiyorum..
ali murat güven'e yada başka bir yazara bu siteden başka bir yerde yazmam..aramam.. şikayet varsa da burada.. tebrik varsa da burada.. ama artık anlıyorum ki her yorumumun onaylanmaması menfaatimedir..
son olarak şunu söylemek istiyorum.. ben buyum.. enejik ve sevgi doluyum..asla kin tutmam.. hatayı daima kendimde ararım.. affederim..kendimi severim.. evet..arada saçmalarım.. ama hatalarımı da severim..
baksanıza sessiz sakin tersninja sitesinde nasıl fırtınalar eski benim yüzümden.. ya ben olmasaydım.. canınız sılıkmayacak mıydı:) iyi ki varım..
tersninja'yı seviyorum..yaşamımın keyiflerinden biri..kolay vazgeçemem.. ama karar landlord'un..
bugün bir yorum yazacağım ona onay verdiyse anlayacağım ki devam et diyor bana.. iyi son!
yok..buaraya kadar diyorsa eğer ..hemen harakiri yapar bu ninja ve neva adı sanal alemin enginliklerinde yok olur gider.. kötü son!………….
THE END
Yorum Yazın