vicdan.jpg

Kafa Ayarı‘nda Bonnie ve Clyde mahlazıyla yazılan sinema yazılarını (ya da sohbetlerinı) keyifle okuyoruz. Daha onlarla tanışmayanlar için çöpçatanlık yapalım dedik.


Bonnie ve Clyde
Kafa Ayarı

Değerli Kafa Ayarı okurları, Hakkari’de Bir Mevsim’in hatırına Vicdan’a gittik. Paraya kıydık gittik. Oysa finansal olarak pek de iyi durumda olmadığımızdan her filme gitmez, iyice seçer öyle giderdik ki değsin. (Bizim krizin, küresel ekonomik krizle bir ilgisi yok, ondan önce de vardı.) Neyse yaptık bir hata.

Bunları yazmak da bize zor geliyor şimdi. Yani sevmediğimiz bir filmi yazmak kadar sıkıcı bir şey yok herhalde. Aslında Clyde ve ben yazmaz, sadece ses kaydımızı gönderirdik siteye. Sitedekiler de kaydı yazıya dökerdi. Biz yine konuştuk ve kaydı gönderdik. Onlar “biz uğraşamayız” diye geri çevirdiler bu kez. İş bize kaldı. Sonra biraz yazdık, biraz konuştuk. Başlık olarak “Vicdan azabı”nı düşünmüştük. Sonra bunu çok klişe bulduk, imdadımıza ise Erden Kıral yetişti: “Hiçbir filme benzemeyen bir film yapmaya çalıştım.”

Bonnie: Yönetmen Antalya’da tam olarak şöyle demiş: “Yıllar önce Hakkari’de Bir Mevsim’i çektiğimde sinema yazarları ‘hiçbir filme benzemeyen bir film’ demişti. Şimdi 2008 yılında da hiçbir filme benzemeyen bir film yapmaya çalıştım.”

Clyde: Başyapıt ile saçma arasında hep ince bir çizgi var. Oliver Stone da Büyük İskender için pohpohlanacağını, göklere çıkarılacağını düşünmüştü. Ama yerin dibine girdi. Utanmazlığını şimdilerde Bush’un hayatını anlattığı W. ile (siyaseten) katmerli bir hale getiriyor. Ama Vicdan’da eleştirmenler o kadar sert olamıyor nedense.

Bonnie: Doğru. Uğur Vardan ağabeyimiz “Yeni bir Kader’e gerek var mıydı?” dedi bir tek. Gerçi filmin Kader’le kıyaslanması Kader’i küçültüyor. Çünkü iki filmin tavırları birbirinden çok farklı. Birinde aşka dair, kadere ilişkin bilinmez ve tok bir üslup varken, diğerinde cinselliğin alev alev coğrafyamızı kasıp kavurduğu görülüyor.

Clyde: Fatih Özgüven de tam olarak bunu söyledi geçen gün. Bu gidişle Nurgül Yeşilçay milletin arzu-nesnesine dönüşecekmiş.

Bonnie: Çimdiklemelerinden, tekmelemelerinden ben bi’ şey göremedim valla.

Clyde: Anlamadım?

Bonnie: Çok kötü hissettim filmde diyorum. Bütün o görüntüler, içki sefaları, aldatmalar, cinselliğin her türlüsü için yönetmen ve sevenleri “zaten kötü hissettirmek içindi” diyecekler. Ama öyle bir şey değil. Yani “Masumiyet‘i gördüm, sınava giremedim” depresyonu değil. Daha çok “bitse de kurtulsak” sıkıntısı veriyor film.

Clyde: Bu galiba filmin baştan sona yapma, takma, “iyi gider” kolaycılığıyla kotarılmaya çalışılmasından geliyor. “İfade etmezsem yaşayamam” yüce gayretinden çok, “iş yapar” zihniyetiyle hareket edildiğinden.

Bonnie: Aynen öyle. Formül şöyle: Bir gazete al (Posta’dan daha çok iş çıkar), üçüncü sayfasını aç (Posta‘da her sayfa ayrı bir zenginlik sunar). Bir aşk cinayeti haberi oku. Sonra biraz örneklere bak. İllaki üçlü olsun. Biraz eşcinsellik (lezbiyenimsilik), biraz taşra. Böyük şehrin (mümkünse İzmir) karanlık gecelerini de ekledin mi tamam. Ama muhakkak cinsellik olsun.

Clyde: Doğru. Baktın seni “anlamıyorlar”, hiç olmazsa gişede para kazanırsın. Bunun için de oyuncuların “görsel” kıymetine önem vermen gerekiyor. Mesela erkek oyuncu “bodyci” olmalı. Sırtında da mutlaka bir dövme olmalı.

Bonnie: Sonuçta “hiçbir filme benzemeyen bir film” Vicdan.

Clyde: Yok canım, o hiçbir filme benzemeyen bir şey. Şey.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir