Sinema ve müzik

Sinema son yıllarda, özellikle de gişe sineması adına yeni işler ortaya koymakta oldukça zorlanıyor. Birbiri ardına uyarlamalar, yeniden çevirim (remake), biyografiler çekilip duruyor. Bu uyarlama furyasından nasibini alan son filmlerden biri de Frankenstein. Yönetmenliğini “Lucky Number Slevin” filmiyle hatırlanan Paul McGuigan’ın yaptığı “Victor Frankenstein”, Frankenstein’ın nasıl ve neden ortaya çıktığını anlatıyor. Filmin başrollerinde ise James McAvoy ve Daniel Radcliffe gibi iki güçlü isim yer alıyor.

victor_frankenstein_-_h_-_2015

İlk sahne bir sirkte geçiyor. Sirkte çalışan, sirke ait olan kambur bir “ucube”nin hayatı ve o hayatı değiştiren adamla nasıl tanıştığı anlatılıyor. Fakat filme bakıldığında aslında bu değişimin ve tanışmanın ilk sahneyle kalmadığı görülüyor. Filmin başlangıç ve bitiş cümleleri 110 dakikalık sürenin yalnızca bir tanışma olduğunu, hikayenin henüz başlamadığını tayin ediyor.

Sineması oldukça “genç” olan film aksiyonla boğulmasına, mantığı ve gerçekçiliği göz ardı etmesine karşın özgün ve temelleri sağlam atılmış bir fikre sahip. Diğer uyarlamalar gibi McGuigan’ın Frankenstein’ı da Mary Wollstonecraft Shelley’nin “Frankenstein; or, the modern Prometheus”undan oldukça farklı. McGuigan daha çok James Whale’in 1931 yılındaki “Frankenstein” filminden esinlenmiş. İlk defa o filmde ortaya çıkan Frizt adlı asistanı Igor yapmış ve Igor ile Victor’un ilişkisine odaklanmış. Uyarlamadan uyarlamaya farklılık gösteren Henry’e de birçok versiyona uyacak bir hikaye oluşturmuş. Fakat filmin asıl başarısı, McAvoy ve Radcliffe gibi gölgede kalmayı hak etmeyen/istemeyen iki oyuncuyu, birbirinin önüne geçmeyecek şekilde kullanabilmesi. Bu noktada senaryoyu aksiyonla doldurmasına, klişelere başvurmasına karşın yan karakteri yaratırkenki muhteşem işiyle filmin senaristi Max Landis’i tebrik etmek gerekli. Sonradan Igor olarak anılan karakterin asıl hikayeye eklenişi, filmdeki yeri harika. Bu işi yaparken daha olgun davranabilse, kaygılara aldanıp acele etmek yerine daha sakin kalabilse ortaya sinema anlamında olumlu olarak nitelendirilebilecek bir sonuç çıkardı. Rasyonalist düşünce inanç arasındaki mücadele görsel anlamda daha geniş yer bulabilirdi, daha fazla etken ve öğe içerebilirdi, bu mücadele bir doğru yanlış olmaktan ziyade felsefi bir sorgulama olarak yansıtılabilirdi. Ya da Igor’un gelişimi ve dünyaya adapte oluşu daha gerçekçi yapılabilir, atlanan basamaklar yerine devamlı gelişen bir süreçte anlatılabilirdi. Sirkten henüz çıkmış bir “ucube”nin çok kısa bir sürede burjuvazi ve aristokrasinin arasına karışması ve burada sırıtmaması (parti sahnesi) fazlasıyla rahatsız edici.

Victor-Frankenstein-7

“Victor Frankenstein” McAvoy’un sessiz sedasız oyunculuğunu ispatladığı, Radcliffe’in de neden yardımcı oyuncu olmayı sevdiğini iyi gösterdiği bir film. “Downton Abbey”nin Sybil’ı Jessica Brown Findlay’le yeniden karşılaşmak ise benim için adeta bonus oldu. Fikri güzel, uygulamısı vasat ile vasatın biraz üstü arası.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA