Dünyanın halihazırda en ünlü eleştirmeni Roger Ebert kanser yüzünden altçenesini aldırdı.

Geçmişte yalnızca gazete / dergi sayfalarına hapsolan ve kimi zaman da (oldukça sınırlı sayıda olmakla birlikte) kitaplar aracılığıyla okurla buluşan sinema eleştirisinin, internetin de etkisiyle, etki alanını daha önce eşine rastlanmamış ölçüde arttırdığı gözleniyor. Herkesin sinemasal bir ürünü, dilediği biçimde değerlendirebilmesinin getirdiği (görece) özgür bu ortam; kuşkusuz, “eleştiri” olgusunu tarihsel gelişimiyle birlikte hatırlamamızın ve kimi temel kavramları yeniden gündeme getirmemizin önünde engel teşkil etmiyor. Dört bölüm olarak planlanan yazı dizimizin başlangıcında, neredeyse sinemayla yaşıt olan kurumun tarihinde küçük bir yolculuğa çıkmak istedik.

Tuncer Çetinkaya

 

Kavram Olarak Eleştiri


“Modern Avrupa’da eleştiri, saltıkçı devlete karşı verilen savaşımdan doğmuştur. On yedinci ve on sekizinci yüzyılda baskı rejimi altındaki Avrupa burjuvazisi kendine, içinde yetkeci bir siyasetin merhametsiz fermanlarından çok, ussal yargıya ve bilgiye dayalı eleştirinin bulunduğu ayrı bir uzam açmaya başlamıştı. Jürgen Habermas’ın tanımladığı gibi, devlet ile sivil toplum arasında denge kuran bu burjuva “kamu alanı”, usa uygun söylemlerin özgür ve eşit alışverişi için bireylerin bir araya gelerek düşüncelerinin etkili bir siyasal güç olduğunu düşündükleri görece birleşik toplulukla kendilerini toplumsal kurumlar evreninin içine aitti.”

Terry Eagleton’ın bir düşünce sistemi olarak ele aldığı ve bir başlangıç noktası belirlediği eleştiri, Eski Yunanca’da kritikos sözcüğünü köken alır. Algılamak ve yargılamak anlamlarına gelen bu sözcük, İngilizce ve Fransızcada critique, Almanca’da kritik ve İtalyanca’da da critica kelimelerinde ifadesini bulur. Osmanlıca’da ise eleştiri kelimesi tenkit ve intikad (ikincisi sahte parayı gerçeğinden ayırt etmek anlamına da gelmektedir.) sözcüğüyle adlandırılmıştır.

Türkçe’de eleştiri sözcüğü, ‘elemek’ fiilinden gelir ve “olumlu / olumsuz anlamda bir yaratının diğerleriyle ayrılan ya da benzeşen yönlerini ya da kusurlu yanlarını ortaya çıkarmak” şeklinde özetlenebilir. Bir başka deyişle eleştiri (Orhan Hançerlioğlu’nun Felsefe Sözlüğü‘nde vurguladığı ve Türkçede yaygın ama yanlış olarak “bir şeyin kötü / olumsuz yanını gösterme’ anlamını unutmadan) “bir sanat yapıtının ya da bir eylemin -kaba manada- doğrusu ve yanlışını ortaya koymaktır.”

Sanatta ‘yaşamsal bir zorunluluk’ olarak nitelendirilen eleştiri, muhtemelen insanlık tarihiyle yaşıttır. Lascoux ya da Altamira’nın duvarlarına yabani hayvanları resmeden ‘mağara adamı’nın yakın arkadaşı bu yaratıya ilişkin nasıl bir değerlendirmede bulundu, tam olarak bilinmez; ancak sinema tarihinde ilk eleştiri, 1904 yılında Philadelphia Inquirer’de yayınlanmıştır. Bu tarih, sinemanın yaygınlaşmasıyla hemen hemen aynı tarihlere denk düşmektedir. (Zaten yazı da, Edwin S. Porter’ın ünlü sessiz dönem western klasiği The Great Train Robbery / Büyük Tren Soygunu’nu konu almaktadır.)

Eleştirmen

Eleştiri eylemini gerçekleştiren kişi, yani eleştirmen, -yukarıda bahsi geçen tanımlar eşliğinde- yaratıyı ‘algılama’ ve ‘yargı koyma’ hakkına sahip olan bir noktadadır. Ne var ki, böyle bir işlev, eleştiriye konu olan sanat yapıtıyla ilgili ‘bilgili ve birikimli olma’ olgusunu beraberinde getirir. Eleştirmene ve bir bütün olarak eleştiriye karşı takınılan olumsuz tavırların başında bu durum gelmektedir. “Film Eleştirisi”nde, Zafer Özden’in de işaret ettiği gibi bir başkasının dışavurumuna ait ‘şey’leri çözümlemeye çalışan eleştirmenin elindeki tek silah bu bilgi ve birikimdir. Üstelik eleştirmen adına bilgi, yalnızca ele alınan yapıtla sınırlı değildir; gereksinim duyulan, ilgilenilen sanat yapıtının (örneğin bir filmin) kapsadığı tüm alanları (sanat / estetik / sinema vb.) içermelidir.

Bu noktada eleştirmenin; yaratıyla / sanatçıyla okur arasındaki köprü olma işlevinden söz edilebilir. (Durum, Vatan Gazetesi’nin 22 Kasım 1953 tarihli sayısında, “Tenkitçi” başlığıyla yayınlanan yazıda da ifade bulduğu gibi: “eleştiri, bir tarafı sanatçıya ve yapıtına; diğer tarafı ise okura / izleyiciye bakan iki yönlü bir ayna tutmaktadır.” şeklinde özetlenebilir.)

Nijat Özon; “Film Eleştirmeni, sinema ile seyirci arasında birleştirici bir çizgidir ama, eleştirmen sinemacıyla bağının koptuğunu, sinemacıya söz geçirmek olanağının kalmadığını, gözünü hırs bürümüş sinemacı karşısında yaptığı işin havanda su dövmekten öteye geçmediğini anladığı vakit sinemanın çıkarını korumak için üzerine düşeni yapmaktan kaçınamaz. Bunda da en büyük silah, seyircinin desteğidir,” sözleriyle tanımlar.

J. Dudley Andrew, eleştiriye ve eleştirmene yüklediği anlamı beyazperdedeki görüntünün, içsel yaşamdaki akıntıya yeniden batırılması olarak açıklar. “Eleştirmen, görüntüyü yeniden ele alır, mantıksal doğrularını –bir gerçeklik düşüncesi olarak- ortaya koyar.”

Andre Bazin’in yorumu ise çok daha ilginçtir: “Eleştirmenlik, aşağı yukarı, yüksek bir köprüden akarsuya tükürmek gibidir!…”

Tarihsel Gelişim

Başlangıçta ‘ucuz eğlence’ aracı olarak görülen sinemanın kısa sürede halk arasında yaygınlaşması, basının yedinci sanata daha fazla kayıtsız kalamaması sonucunu doğurmuştur. Yukarıda vurgulanan Philadelphia Inquirer’daki ilk eleştirinin ardından Chicago The Tribune ve New York Times, Griffith ve Borzage gibi sessiz sinemanın ünlü yönetmenlerinin filmlerini yorumlamaya başlamış, 30’lu yıllarda ise bu çabalara Almanya’dan destek gelmiştir. Frankfurter Zeitung’da yazan ve ilk sinema kuramcıları arasında gösterilen Siegfried Kracauer’in “Sinema Eleştirmeninin Görevleri” başlıklı yazısı, eleştiri üzerine kaleme alınmış ilk kapsamlı çalışmalardandır. (Kracauer dışında dünyadaki ilk film eleştirmenleri arasında Frank Wood, Edmund Wilson ve Joseph Wood’un isimlerini de anabiliriz. Ancak 1941-48 yılları arasında Time ve Nation’da yazan romancı ve senarist James Agee’nin döneminin en popüler sinema yazarı olduğu unutulmamalıdır.)

Cashiers du cinema40’lı yılların başlangıcında daha çok popüler film eleştirilerini merkezine alan sinema yazını, 2. Dünya Savaşı’nın ardından film kuramı alanında ortaya çıkan gelişmelerin de etkisiyle eleştiride yeni yöntemler geliştirmeye başlamıştır.

Bu dönemin en önemli sinemasal olaylarından biri, sinema eleştirisinde bir dönüm noktası olan Cahiers du Cinema’nın Fransa’da yayınına başlamasıdır. Andre Bazin öncülüğünde ve sonradan Yeni Dalga’nın dünyaca ünlü yönetmenleri arasına girecek bir grup genç eleştirmenin çabalarıyla yaratılan dergi, kısa sürede kuramsal açılımlarıyla film eleştirisinin de edebiyat eleştirisi gibi bir disiplin olarak kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur.

Artık film eleştirisi, akademik bir çalışma alanı olarak kendisine üniversitelerde yer bulmaya başlamış ve bu sayede film kuramlarının gelişmesi sağlanmıştır.

Bir Filmi Eleştirirken…

Sinema eleştirisinin modern dünyadaki gelişimi, sanatsal ve bilimsel alanda yeniliklerin yoğunlaştığı dönemlerde hız kazanmıştır. Filmlerin toplumsal / siyasal ve kültürel okumalara açık hale gelmesi ve önemleri¬nin artmasının da etkisiy¬le entelektüel kesimler ve sanatçılar, 70’lerden itibaren eleştiriye yakın durmaya başlamışlardır.
Bu dönemde artan bilimsel yayınlar, eleştirinin kategorize edilmesi sonucunu doğurmuştur. Farklı kaynaklarda değişik bakış açıları ve sistemlere dayandırılan Eleştiri yöntemleri ile ilgili kısa bir özete girişirsek, üç farklı yaklaşımla karşılaşırız:

Esra Biryıldız’ın Örneklerle Film Eleştirisi adlı çalışması, eleştiriyi 4 başlık altında inceler:

a) Tanıtma Yazıları – b) Klasik Eleştiri – c) Derinlemesine Eleştiri – d) Bilimsel Eleştiri

Zafer Özden, Film Eleştirisi‘nde olguyu 8 maddede ele alır.

a) Gazete Eleştirisi – b) Tarihsel Eleştiri – c) Auteur Eleştiri – d) Göstergebilimsel Eleştiri – e) Sosyolojik Eleştiri – f) İdeolojik Eleştiri – g) Psikanalitik Eleştiri – h) Feminist Eleştiri

Son olarak Tim Bywater ile Thomas Sobchack’ın Introduction to Film Criticism-Major Critical Approaches to Narrative Film adlı çalışmalarını incelediğimizde ise film eleştirisinin üç ana başlık altın¬da yorumlandığını görürürüz.

a) Yapıtsal Yaklaşım (Textual Yaklaşım) – Film Eleştirilerine Gazeteci Yönünden Yaklaşım – Film Eleştirilerine Hümanist Yönden Yaklaşım
b) Yapıtsal/Bağlamsal Yaklaşım (Textual/Contextual Yaklaşım) – Auteur Yaklaşımı – Tür Yaklaşımı
c) Bağlamsal Yaklaşım (Contextual Yaklaşım) – Toplumbilimsel Yaklaşım – Tarihsel Yaklaşım – İdeolojik/Kuramsal Yaklaşım (Modern/Yeni Eleştiri Stratejileri) – Semiyolojik Yöntem – Yapısal Yöntem – Marksist Yöntem – Feminist Yöntem – Freudyen Yöntem

Şüphesiz ki, sinema endüstrisinin yeni anlatım olanaklarını -dijital süreci de içine alarak- geliştirmesi, eleştiride de farklı yaklaşımları ve yeni bir dili doğuracaktır. Yazımızın bu bölümünü noktalarken bu yeni araçların, sinema eleştirisinin topluma karşı sorumlulukları olduğu gerçeğinden uzaklaşmaması dileğini vurgulayalım.

Devam edeceğiz…

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA