Yeni başlayanlar için sinemada eleştiri (4): Bir Film Nasıl Eleştirilir?

Yeni Sinema dergisinin 1967 yılında gerçekleştirdiği, olay yaratan soruşturmayı incelemeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Soruşturmanın Yönetmenler bölümü gerçek, yaşanan tartışmaların en somut dışavurumu anlamında sinema tarihimize geçen bir başka belge niteliğinde. Dergi, tıpkı eleştirmenlere olduğu gibi, yönetmenlere de bir dizi soru hazırlıyor ve yönetmen-eleştirmen ilişkisini açığa çıkarmayı düşünüyor. Ancak bir grup yönetmenin tutumu oldukça ilginç.

  Tuncer Çetinkaya

Önce sırasıyla soruları inceleyelim:

1. Sinema eleştirmesinin de edebiyat, resim, müzik eleştirmeleri gibi az çok “ihtisaslaşmış” kişiler tarafından yapılması gerektiği konusunda ne düşünüyorsunuz? Bir eleştirmecinin taşıması gereken nitelikleri aşağıdaki verilere göre nasıl sıralarsınız?

a) Yazarlık ya da gazetecilik yeteneği bulunmak

b) Genel kültürü kuvvetli bulunmak

c) Sinema ile ilişkisi kuvvetli bulunmak

d) Sinema tekniğini derinlemesine bilmek

e) Sinemayı sevmek

2. Sizce sinema eleştirmesi estetik ya da etik bir yönteme mi dayanmalı, yoksa ‘an’ın izlenimlerini mi yansıtmalıdır?

3. Sizce sinema eleştirmesi

a) Amaçlarında

b) Olanaklarında gelişmiş midir?

4. Bir filmin ticari başarısı üzerinde eleştirmenin etkisinin önemi sizce nedir?

5. Sinemanın sanat yönü ile ilgili gelişmesi üzerinde eleştirmenin doğrudan ya da dolaylı bir etkisi olduğunu sanıyor musunuz?

6. Sizce eleştirmenin Türk sinemasına etkisi ne olmuştur? Nedir, ne olacaktır?

7. Sizce sinemacı-eleştirmeci ilişkileri nasıl olmalıdır?

8. Türk eleştirmesinin bugünkü durumu sizce nedir?

9. Film yaparken eleştirmeyi göz önüne alır mısınız?

10. Eleştirici etkinliğin sizce önemi nedir?

Memduh Ün

Dönemin koşullarına göre oldukça nitelikli ve 60’ların sinema coğrafyasının keşfine büyük yararı olacak yanıtların, Türk Sinematek Derneği ile kimi yönetmenler arasında bir süreden beri var olduğu anlaşılan gerilimi ortaya çıkarması, 2000’lerden geçmişe doğru baktığımızda hayli garip gelebilir.

İşte, aralarında Türk sinemasının pek çok önemli isminin bulunduğu; Memduh Ün, Atıf Yılmaz, Metin Erksan, Lütfi Akad, Duygu Sağıroğlu, Alp Zeki Heper, Osman Seden ve Halit Refiğ’in ortak imzalarıyla Türk Sinematek Derneği Yönetimi’ne gönderilen zehir zemberek açıklamalar:

9 Haziran 1967 tarihli soruşturmanıza cevaptır:

Kuruluşundan bu yana Türk sineması için olumlu bir tek davranış göstermeyen Türk Sinematek Derneği’nin Türk sinemacıları aleyhindeki ısrarlı tutumu, bizleri bu kuruluşun teşebbüslerini şüphe ile karşılamaya yöneltmektedir.

Atıf Yılmaz

Derneğin ülkemizi ziyaret eden yabancı sinema adamlarına Türk sinemasını jurnal etmek; radyo ve basın aracılığıyla ve halk efkarını Türk sinemacılarına karşı kışkırtmak; aydınları Türk sinemasından kopartmak; açık oturum bahanesiyle davet ettiği Türk sinemacılarına hakaret törenleri tertiplemek; Yeni Sinema dergisinde Türk sineması üzerine yanlış ve maksatlı yayın yapmak; Türk sinemacılarının gönderdiği cevabî yazıları dürüstlüğe sığmayan bir tarzda geri çevirmek; Türk sinema meslek teşekküllerinin üstünden aşıp yabancı ülkelerde gerek festivaller, gerek Türk filmleri gösterileri için tek merci olmaya yeltenmek gibi olumsuz davranışları göz önünde tutularak bu soruşturmanın hangi maksada hizmet etmek üzere tertiplendiği anlaşılamamıştır. Gerek bütünüyle Türk sinemasına, gerek kişi olarak Türk sinemacılarına devamlı ve ısrarlı düşmanca tavır takınan Türk Sinematek Derneği ve onun yayın organı Yeni Sinema Dergisi ile işbirliği yapmayı reddediyoruz.

Yönetmenler cephesinde yalnızca Erdoğan Tokatlı ve Fevzi Tuna’nın katıldığı soruşturmada belki hiç ummadıkları, belki de önceden tahmin ettikleri bir açıklamayla karşı karşıya kalan Yeni Sinemacılar; hiç de yenir yutulur olmayan ithamlara karşı oldukça uzun bir yanıt veriyorlar. Ana hatlarıyla özetlersek:

Eleştirme sayısı için yukarıdaki cevapta imzaları bulunan yönetmenlerin verdikleri karşılık bizi şaşırtmadı. Bu cevap, kendilerine uzun yıllardır bel bağlanan, eserlerine önem verilen, yerli sinemanın yozlaştırıcı şartlarıyla sinema sanatı arasında bir uzlaşma noktası aradıkları için iyi niyetle izlenen bir kaç sinemacının bugün içine düştükleri çaresizliği, tıkanıklığı, şaşkınlığı ibretle önümüze sermektedir.

Erdoğan Tokatlı

…Amaçları son derece açık olan eleştirme ve uyarı yazılarımızın karşılığı, okuyucularımıza aksetmeyen suçlamalardan ve yanlış hücumlardan ibaret kalmıştır…Yukarıdaki suçlamaların hiç biri cevap verilemeyecek kadar gerçeklere aykırı olduğu halde okurlarımızda küçük ölçüde de olsa uyanacak bir kuşkunun gölgesini silmek adına birer birer cevaplıyoruz:

1. Dernek, kuruluşundan bu yana Türk sinemacıları aleyhine “ısrarla” bir tutum takınmamıştır. (Yeni Sinema’cılar, geniş açıklamada, Türk Sinematek Derneği’nin kuruluşundan hemen sonra yani 1966 yılı Eylül ayında yönetmenlere birer çağrı metni gönderdiklerini ve işbirliği önerisinde bulunduklarını açıklıyorlar. Ayrıca Berlin Film Festivali Yöneticisi Alfred Bauer’in isteği üzerine yukarıdaki yanıtta imzaları bulunan üç yönetmenin üç filminin –Lütfi Akad/Hudutların Kanunu, Atıf Yılmaz/Ölüm Tarlası ve Duygu Sağıroğlu/Bitmeyen Yol- festivale yollanırken hiçbir olumsuz tepkiyle karşılaşmadıklarını belirtiyorlar.

Jean Douchet

2. ‘Ülkemize gelen yabancı sinema adamlarına Türk sinemasını jurnal etmek’ suçlaması düpedüz gerçeğe aykırı bir karalamadır. (Bu maddede de yukarıdakine paralel biçimde yönetmenlere uluslararası platformlarda yardımcı olunduğu, Cahiers du Cinema yazarı Douchet’ye özel bir gösterim yapıldığı açıklanıyor.)

3. ‘Açık oturum bahanesiyle davet ettiği sinemacılara hakaret’ iddiasına gelince, bu açık oturum Haziran 1966 toplantısında, bizzat yanıtta imzaları olan yönetmenlerin teklifi ile gerçekleşmiştir. (Dergi, belirtilen toplantıda yapılan eleştirilerden bazılarının -ismi açıklanmayan- iki yönetmeni rahatsız ettiğini açıklıyor ve gerçek hakaretin yapılan eleştiriler değil düşüncelerini merak eden topluluğu hiçe sayarak toplantıyı terk etmek olduğunu iddia ediyor.)

4. ‘Aydınları Türk sinemasından koparmak’ suçlamasına yanıt vermiyoruz. (Gerekçe, ‘aydın’ın güdülen değil, düşünen bir insan olması ve şayet bir kopma varsa, sorumlusu kötü filmler…)

Yaklaşık 9 madde boyunca süren açıklamalar, yönetmenlerin sert yanıtlarından hiç de aşağı kalmayan şu son sözlerle noktalanıyor:

Yılmaz Güney

Yeni Sinema, yalnızca Türk sinemasında bir döneme işaret etmekle kalmamış, tüm dünyada yükselen ‘düşünme / sorgulama / değiştirme’ anlayışına paralel olarak ‘var olanın yerine yeni ve çok daha insani olanı koyma’ arzusunun temsilciliğini yapmıştır. 60’ların ‘özgürleşme’ çağrısının sinemasal bir yansıması olarak da nitelendirilebilecek olan dergi, sinema yazınımızın eleştiri anlayışının da ilk ciddi belgelerine ev sahipliği yapmıştır.

Günümüzden bakıldığında, 40 küsur yıl önce yazıldığına inanılmayacak kadar yenilikçi bir anlayışın ürünü olan yazı, inceleme ve değerlendirmeler, meraklıları için hala yeniden okumalar açık metinler olarak yerli yerinde durmaktadır.

Yine dönemin sinemasal rüzgârının da etkisiyle model olarak Yeni Dalga’yı ve “Cahiers du Cinema”yı eksen almasına karşın, devrimci sinema anlayışına uzak kalmayan; Rocha’ları, başyapıtlarına doğru giden yolda Yılmaz Güney’leri anlamaya çalışan derginin günümüz sinema yazının gerisinde durduğunu iddia etmek haksızlık olarak nitelendirilmelidir.

İncelememizde önemli bir yer tutan eleştirmen / yönetmen gerilimi ise 60’larda, bugünkü sinemasal ortamın çok daha ilerisinde olduğumuza işaret olarak algılanabilir.

Döneminde böylesine bir işlev üstlenen bir derginin 40 yıl önce başardıkları, söyleyin az şey mi?…