
Sinemasız kalmayın çünkü sinema hayatı "eşsiz" kılar.
19 Ara


Başka Dilde Aşk yalnızlaşan, içine kapanan insanların hikayesi. İletişim meselesini dert edinen film, işitme engelli bir genç ile, çağrı merkezinde çalışan bir kızın aşk hikayesini anlatıyor. Film İlksen Başarır’ın ilk yönetmenlik denemesi. Başrollerde ise aynı zamanda senaristlerinden biri olan Mert Fırat‘ın yanı sıra, Saadet Işıl Aksoy ve Lale Mansur oynuyor. Filmin gelirinin bir bölümü işitme engelli çocuklar için yapılacak anaokulu projesinde kullanılacak. Turgay Özçelik bu “başka” türlü filmin yönetmeni İlksen Başarır ve oyuncularından Lale Mansur ile Başka Dilde Aşk filmini konuştu.
Turgay Özçelik
Başka Dilde Aşk ilk uzun metraj filminiz, ondan bahsetmeden önce sizi tanımayanlar ya da daha yakından tanımak isteyenler için kısaca biraz kendinizden bahseder misiniz?
Gazetecilik okudum ben, daha birinci sınıftayken bu mesleği yapamayacağımı anladım. Üçüncü sınıfta ise çalışmaya karar verdim ve IFR isimli bir yapım şirketinde işe başladım. Ezel Akay’ın çektiği bir filmin setinde bulundum ve o an karar verdim. Bu set ortamında bulunmalıyım ben de, sinema yapmalıyım diye. 10 yıl yardımcı yönetmenlik yaptım çeşitli projelerde. Ve sonra da “Başka Dilde Aşk”ı çektik.
Filmin yönetmenliğinin yanı sıra, senaryosunda da imzanız var Mert Fırat ile birlikte. Filmin hikayesi nasıl ortaya çıktı.
Mert ile başka bir film projesi için tanışmıştık, ve sonra o iş iptal oldu. Mert bir hikayesinin olduğunu söyledi, ortaokuldayken tanıdığı bir engelli arkadaşı üzerinden yazdığı bir hikayeydi. Anlattı bana, benim de kafama yattı. Uzun süre çalıştık üzerinde. İlk başta bambaşka bir hikayeydi, sonu falan farklıydı. Yazdık ve çekilmesine karar verdik. Yazarken benim çekeceğim belli değildi, sonradan bu yönde gelişti süreç.
Film aslında bir aşk hikayesi, ama bu aşkın taraflarının alışageldiğimiz karakterlere benzememesi sanırım, bu filmin “başka”lığını oluşturuyor. Siz de böyle mi değerlendiriyorsunuz?
Dediğiniz doğru, aslında klasik bir aşk hikayesi anlatılıyor. Ama karakterler açısından daha güncel bir hikaye. Bu konuda, yani güncel olması konusunda özen gösterdik. Mutsuzluğu, mutluluğu, yani hayata dair hisleri anlatıyor. Onun dışında iletişim meselesi üzerine bir film aslında. Mesela işitme engelliler daha doğrudan bir iletişim kurarlar karşısındakilerle, bunu hissettirmeye çalıştık. Karşı tarafta ise çağrı merkezinde çalışan bir kız var, her gün sürekli konuşuyor ama, doğru düzgün iletişim kurmuyor aslında. Bir de metaforik bir yanı da var bu iki karakteri karşı karşıya getirmemizin. Genelde filmlerdeki karakterle fazlasıyla ideal oluyor. Bizim hikayemizde ise, karakterler gerçek, günlük hayattan.
Karakterler açısından oldukça gerçek dediniz, peki sinemasal anlatım açısından masalsı bir dil mevcut mu filmde?
Anlatım itibariyle de masalsı herhangi bir yanı yok, oldukça gerçek. Sadece bu iki karakterin günlük hayatta belki karşı karşıya gelmesi zor bir olasılık olarak kabul edilebilir. İşitme engelli bir erkekle çağrı merkezinde çalışan bir kadını birbirine aşık etmek belki biraz uzak görünebilir. Ama bu olasılık da sonuçta hayatın bir gerçeği, çağrı merkezlerinde çalışan binlerce insan var, aynı şekilde işitme engelli olan da binlerce insan var.
Film öncelikle aşk meselesine çok gerçek, çok hayatın içinden ama aynı zamanda da farklı bir bakış açısı getirirken, öte yandan da çeşitli toplumsal problemleri dile getiriyor. Bunlardan biri engellilerin toplumsal hayattaki konumları, diğeri de çağrı merkezi vb. hizmet sektöründe çalışanların sıkıntıları. Bu konular filmde nasıl işleniyor?
Yazarken bu konuda araştırmalar yaptık. Gerçeğe Çağrı Merkezi isimli oluşum ile iletişim kurduk. Görüşme ve araştırmalarımızda inandırıcı olabilecek kısımları hikayeye yerleştirdik. Amaç bir şekilde dert edindiğimiz konuları filmde anlatıp, insanların farkında olmadıkları bazı meseleler hakkında, farkındalık yaratmak. Engellilerin ya da çağrı merkezi çalışanlarının nasıl şeyler yaşadıklarını anlatmaya çalıştık. Filmin içinde olan, bir şekilde bu süreçte yer alan arkadaşlarımız mesela artık daha kibar konuşuyor çağrı merkezleriyle. Engelli olmak da çok zor bir hayat. Medeniyet dediğimiz şey, engelliler için kolaylaştırmıyor hayatı ne yazık ki. Bu durumlar için bir şeyler yapmak gerekiyor. Bizim elimizde film yapabilme gücü vardı, film yaptık. Filme de altyazı koyduk, işitme engelliler için.

İlk filminiz, oyuncu yönetimi açısından zorlandınız mı, çünkü yeni isimler olduğu kadar, tecrübeli oyuncular da var kadroda?
Öncesinde çok prova yaptık, ve aslında çok kısa bir sürede tamamladık çekimleri, 19 günde. Mert ile, Lale Mansur’la, Saadet ile tek tek bütün bölümleri çalıştık. Ayrıca işaret dilini de öğrenmeleri gerekti film için. Bu uzun çalışmalar sonucunda sete hazır gittik.
Sette farklı biri gibi olduğunuzu düşünüyor musunuz? Daha gergin mesela, daha otoriter?
Aslında normalde daha asabiyimdir, ama sette tam tersi oldu. Bu durum set için oldukça önemli. Çünkü yardımcı yönetmenlik yaparken de gördüm, yönetmenin gerginliği bütün sete yansıyor, ve rahat çalışamıyorsunuz. Oysa bizim filmimiz öyle olmadı, çok rahat çalıştık.
Tam istediğiniz gibi bir film yapabildiğinizi düşünüyor musunuz?
İstediğimiz gibi oldu, elimizden gelenin en iyisini yaptık çünkü, biliyorum. Ama mesela çekim için bir haftamız daha olsaydı, biraz daha farklı olabilirdi film. Çünkü mekan ve zaman sıkıntısı oldu çekim yaparken. Ama şu anki halinden gayet memnunum.
Çekime başlamadan önce mi, filmin galasından önce mi daha heyecanlıydınız?
Çekime başlamak çok heyecanlı bir şey. Sete ilk gideceğim sabah çok heyecanlıydım. Gittiğim zaman ise, sonuçta tanıdığım bir ortam olduğu için, o heyecanım geçti. Motor değdim zaman rahatladım. Galadan önceki heyecan da çok başka. İlk defa sizin dışınızda birileri izliyor filmi. Her ikisinde de heyecanlıydım başta, ama sonra rahatladım.
Antalya’da filme ilgi nasıldı, ödül bekliyor muydunuz?
Filme ödül beklemiyorduk açıkçası, çünkü o kadar filmin içerisinden oraya seçilmesi bile başlı başına ödül zaten. Ama Mert’in oyunculuğuna ödül verilseydi şaşırmazdım. Ama sonuçta verilmediği için de bir şey söyleyemem. Çünkü bu kararlar subjektif biraz da. Burada ödül almayan bir film, başka bir festivalde ödül alabilir.
Senaryoyu yazarken rolü Mert’in oynayacağı belli miydi?
Yazarken bunun bir film olacağı bile belli değildi aslında. Film olmasını planlarken de benim yönetmen, Mert’in oyuncu olması da belli değildi. İlerleyen zamanlarda bu şekilde gelişti. Ben zaten oynayabileceğine inanıyordum bu rolü.
Bundan sonra yine benzer hikayeler mi anlatacaksınız?
Şu an çalıştığımız bir senaryo daha var. O da ensest meselesi ile ilgili. Sonrası için başka hikayeler de var elimizde. Ama yine dert edindiğimiz meseleleri anlatmaya devam edeceğiz.
Lale Mansur: “Uzun süredir okuduğum en iyi senaryoydu.”
Başka Dilde Aşk süreci sizin açınızdan nasıl başladı, nasıl dahil oldunuz filme?
Çekimlerden iki ay önce senaryo geldi.Uzun süredir okuduğum en iyi senaryo olduğu için hemen kabul ettim.
Filmde oynadığınız karakterden biraz bahsedebilir misiniz…Oğlunu çok seven ama onu gereğinden fazla korumaya çalışan bir anne.
İşaret dilini öğrenmeniz gerekti sanırım biraz da olsa, oyunculuk açısından baktığınızda “Başka Dilde Aşk” sizi zorladı mı?
Bir buçuk ay süreyle metin üzerinden işaret dili öğrendim. Öğrenmesi çok zor değildi, hatta epey keyifliydi, ancak çekim sırasında hem oynamak, hem konuşmak, hem de işaret dili!.. Kolay olduğunu söyleyemeyeceğim.
Başka Dilde Aşk temas ettiği toplumsal meseleler açısından da farklı bir film. Engellilerin sosyal yaşamdaki sıkıntıları ya da çağrı merkezi çalışanlarının yaşadıkları sıkıntılar gibi. Bu meseleler filmde nasıl anlatılıyor, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İlksen ve Mert ilk filmleri olmasına karşın bunu büyük bir ustalıkla yapıyorlar.
“İletişim Çağı” deniliyor, bazen yaşadığımız zamana, ama “yalnızlaşma” da teknolojik gelişme ile beraber artıyor sanki. Modern yaşam insanları birbirinden uzaklaştırıyor, konuşmalar, dialoglar yüzeyselleşiyor, kimse tam olarak birbirini tanımıyor sanki. Böyle mi sizce de?
Evet. Ne yazık ki haklısınız, ama ben bunlardan en az etkilenen mutlu azınlıktanım.
Bir filmin ya da dizinin künyesinde Lale Mansur adının olması büyük bir referans izleyiciler için, en azından benim için böyle. Herhangi bir projeye katılırken aradığınız kriterler nelerdir? Hikayenin size yakın gelmesi mi mesela?
Öncelikle iltifatınıza teşekkür ederim. Filmin önerisinin dünya görüşüme ters düşmemesi, samimi olması en önemli kriterim.
İlksen Başarır’ın ilk uzun metraj filmi, kendisini bir yönetmen olarak nasıl buldunuz?
İlksen ilk filminde başardı bence. Ne istediğini çok iyi bilen ve bunu da herkesden almaya kararlı olan bir yönetmenle çalışmanın, nasıl bir lüks olduğunu ancak birlikte çalışanlar bilir. Bize bu lüksü keyifle yaşattı.Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
İnsan işini yaparken her zaman böyle anlamlı bir projenin içinde olamıyor ne yazık ki. Filmin sonunda bir yazı geçiyor, “Bu bir çete filmidir” diye. Çetenin üyesi olmak çok ama çok zevkliydi!
(Taksim Face dergisinden…)
"Yönetmen İlksen Başarır ve Lale Mansur Başka Dilde Aşk’ı anlattı" için 2 Yanıt
Filme bu hafta sonu gittim. Tarifi zor duygularla çıktım salondan. Film bitti ve aklımda tek soru vardı. "Ne kadar çok lüzumsuz kelime, cümle kuruyoruz."
Filmin bir ilginç yanı da, gösterime girdikten sonra sinema salonu sayısını arttıran bir film olması.
Az kelimeyle çok şey anlatan film "Başka Dilde Aşk." Eli, ayağı, kurgusu, diyalogları, detayları… Çok düzgün bir film. İzlenmeli, izletilmeli. Hatta dönemsel unutkanlıklarımız için yeniden izlenmeli.
Mert Fırat'ın oyunculuğuna hayran kaldım.Filme girerken bu kadar beğeneceğimi tahmin etmiyordum.Tanıdık olan aşkı tanıdık olmayan bir dille vermiş ve farkında olmadığımız toplumsal sorunlarımıza farkındalık kazandırmış. İlksen Başarır'ı ayrıca tebrik ediyorum. Daha fazla sinema salonunda gösterime girmeli bence.Antalya'da yaşıyorum ve sadece 1 sinema salonunda gösterimde,bu beni çok üzdü.
Yorum Yazın