Mazlumların dostu Zagor, “New York Sokakları” adlı maxi macerada kaçırılan küçük bir yerli kızını kurtarmak için New York’a gidiyor. Baltalı İlah’ın yolunun çetelerle kesiştiği bu maceradan hareketle New York çetelerini şöyle bir hatırlayalım. 

Beyaz bir tüccar olan babasının öldürülmesinin ardından New York’un çetelerinin eline düşen Aray adlı küçük kızın, kendisini bekleyen berbat gelecekten hiçbir kurtuluş umudu yoktur. Ta ki işin içine İtalyan göçmenleri ve Zagor Tenay girene kadar. Zagor, kaçırılan küçük yerli kızı kurtarmak için Rosebud gemisinin tayfalarıyla gittiği uzak şehrin altını üstüne getirir. 

“Canal Street’in kuzeyinde yasalar kimseyi koruyacak gibi değil. Bölgeye yayılan çetelerin her birinin patronları vardır ve her zaman birbirleriyle savaşan ordular gibidirler.” Çizgi romandaki bu cümleler, 1800’lerin ortalarında New York’ta hüküm süren çetelerin hikayesini özetliyor adeta. Hikayede sözü geçen çetelerden biri, ‘bu semti kontrol eden çete’ şeklinde bahsedilen Black Horses. Başında da Mad Saddler’ın sağ kolu Atticus Harper var.  

Hikayedeki çeteler, o yıllardaki ünlü çete savaşlarını oldukça gerçekçi bir anlatımla gözler önüne seriyor.  Aralarından en çok bilineni, o zamanların en ünlü New York çetelerinden Bowery Boys ile The Dead Rabbits’in savaşıdır. İrlandalı göçmenler topluluğu, beş adet dar sokağın kesişim noktasında bulunan ve günümüzün Çin Mahallesi civarına denk gelen Five Points’den çıkan en korkulan çetelerden biridir. Çizgi romandaki Mary karakteri, The Dead Rabbits’in en çok korkulan üyelerinden birisi olan “Hell-Cat Maggie”den esinlenilerek yaratılmıştır. Dişlerini sivrilten Maggie, çarpışmalar sırasında pirinçten takma tırnaklarıyla savaşmasıyla meşhurmuş.  

Five Points, 60 yıldan uzun bir süre şehrin en tehlikeli semtlerinden biri  olmuştur. 1820 – 1850 yılları arasında bu bölgede The Forty Thieves faaliyet göstermekteydi. Edward Coleman liderliğindeki bir grup haydut ve yankesiciden oluşan topluluk, ilk olarak Rosanna Peers adlı bir kadının sahip olduğu bakkal dükkanı ve barda bir araya gelir. 

Çete faaliyeti, Manhattan’ın dar sokakları ile sınırlı kalmayıp Doğu Nehri’nin sularına da yayılmıştır. Daybreak Boys, 1840’ların sonlarında ve 1850’lerde şehrin canlanan denizcilik endüstrisini besleyen “nehir korsanları” nın en acımasız ekiplerinden birisidir. 1860’lardan 1890’lara kadar en etkili çete ise The Whyos olmuştur.  Başta gangster, yankesici ve haydutlardan oluşan küçük bir grupken 1880’li yıllara gelindiğinde kalpazanlık, fuhuş ve haraç gibi daha ciddi suçlardan beslenen bir çete haline gelirler. 

1890’lı yıllarda, İtalyan gangster Paul Kelly’nin The Dead Rabbits, The Whyos ve  diğer çetelerin kalan üyelerini kendi bayrağı altında toplamasıyla The Five Points Gang çetesi ortaya çıkar. Çetenin etkisi 1910’larda azalsa da, Al Capone, Lucky Luciano ve Johnny Torrio gibi haydutları organize suç hayatına sokmaya başlamıştır. 

Yahudi gangster Edward “Monk” Eastman tarafından yönetilen Eastman Gang, 1890’lı yıllarda New York’un en çok korkulan suç örgütlerinden biri haline gelir. The Five Points Gang çetesi ile aralarında şiddetli çarpışmalar yaşanmıştır. 1910’larda çete küçük gruplara bölünür,  Eastman da daha sonra silahlı kuvvetlere başvurarak 1. Dünya Savaşı siperlerinde efsanevi bir itibar mücadelesi yapar. Ancak New York’a savaş kahramanı olarak geri dönmesine rağmen, geçmişindeki çete liderliğinin izleri yakasını bırakmaz ve 1920’de kaldırımda acımasızca vurularak öldürülür. 

İzlemeyen kalmasın!

Herbert Asbury‘nin aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan 2002 yapımı Martin Scorsese filmi The Gangs of New York / New York Çeteleri, 1800’lü yılların ortalarında yaşanan çete savaşını konu alır. Bill the Butcher isimli acımasız liderin idaresindeki Amerika’nın yerlilerinden oluşan grupla Dead Rabbits liderliğindeki  İrlandalı katolik göçmenler arasındaki bu kanlı savaşta yüzlerce kişi ölür. New York’un 1860’lardaki vahşi yüzünü yansıtan filmin başrollerini Leonardo DiCaprio, Daniel Day-Lewis ve Cameron Diaz paylaşmaktadır. 

HENÜZ YORUM YOK