Sinema ve müzik

Başka türleri de kendi türündekilere yaptığı gibi ötekileştiren insanın acınası halini anlatıyor Zootopia (ya da daha doğru adıyla Zootropolis). Farklı kültürlerin, ırkların, anlayış ve karakterlerin bir arada olduğu şehir hayatını aynı bir fabl misali alegoriyle yansıtan film bu dünyayı basit bir soruşturma üzerinden aktararak da şehrin birçok yönünü göstermiş oluyor.

maxresdefault

Film küçüklüğünden beri polis olma hayaliyle yanıp tutuşan sevimli mi sevimli dişi tavşanımız Judy’nin polis olma macerası ve ilk tavşan-polis olarak varlık gösterebilme çabasıyla başlıyor. Küçüklüğünde yırtıcılar tarafından itilip kakılmasına rağmen polis akademisine girmeyi, birincilikle bitirip kırsaldan şehre, yani polis’e geçmeyi başaran Judy herkesin herkes olabileceğini hayal ettiği bu dünyanın sanıldığı gibi olmadığını görse de onu kendi yapan asıl özelliğinden, özgüveninden taviz vermeyerek hayalini gerçekleştirme mücadelesine girişiyor ve herkesin birbirini ötekileştirdiği bu dünyada ayakta durup hayatta kalmaya çalışıyor.

Zootropolis ilk olarak türsel farklılıklarla (bugünkü) toplumsal sınıfları yaratıyor. Çok üreyen ve pek de akıllı olmadığı varsayılan tavşanları kırsala, fiziksel gücü ve büyüklüğüyle bilinen hayvanları yasama ve yürütmeye, geri kalanları da halk olarak şehrin farklı yerlerinde farklı işlere oturtuyor. Dışarıdan bir bütün gibi duran ancak özünde farklı bölgelerden oluşan şehri doğal yaşam alanları üzerinden mahallelere bölerek gözle görülmesine karşın resmi olarak kabul edilmeyen bu ayrımı keskinleştiriyor. Asıl olarak Amerikan Rüyası ve Amerika’daki townlardan ilham alınmış olsa da Zootropolis’teki bu mahalle algısı, kültürel ve ırksal/türsel farklılık meselesi hemen her yerde zaten varlığını sürdürüyor. Cinsiyetçiliğin pek söz konusu olmadığı film bu açıdan bakıldığında da türsel/ırksal meselelere gelmeden önce tür içindeki farklılıkların çözülmesi gerektiği de hatırlatıyor.

zootopia-movie-judy-nick-trailer

Eğlenceli hikayesi, başarılı tespitler üzerine kurulu esprileri (devlet dairesindeki yapının Türkiye’dekine benzer olduğunu görmek ise esprilerin niteliğini ayrıca yükseltiyor diye küçük bir de spoiler vereyim) ve mesajlarındaki yapıcılıkla 108 dakikalık bir eğlence olmanın ötesine geçmeyi ve “Inside Out” gibi daha şimdiden Oscar’ı hak ederek kazanmayı başarıyor. Türkçe dublajı rahatsız etmese bile mümkünse asıl dilinde izlenmesi gereken bir yapım, zira bazı efektler dublajı yapılamayacak türden.

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA