Günahı Boynuna Röportajlar (7): Milla Jovovich, acar yazarımız Cenk Büker’in sorularını yanıtladı (Reha Erus buna ne diyecek bakalım!)

Dandik motelin basamaklarında oturmuş cigara çekiyorum. Yan odadaki zenci çift –sanıyorum 3. ligde basket oynuyorlar, gerçi burada herkes triple XL ya neyse- sabaha kadar inleye inleye seviştiler, uyku tutmadı. Baksırıma gizli son param da gece yarısı barda içtiğim biralara gitti. Bilardoda da yenilip üzerine tüy diktim. Acil röportaj lâzım. Ters Ninja için yaptığım röportajları editleyip büdütleyip The New Yorker’a çakıyorum. İyi de para veriyor enayiler.

Cenk Büker

Cep telefonunu bir Meksikalıya okuttum. Verdiği de para olsa, dolar bile değil pezo! Nefis bir kariyer yapacağım, özgürlük ve maceranın dibine vuracağım diye geldiğim bu ruyalar ülkesinde -rüyalar değil- Lassie gibi dolanıyorum.

Sağa sola irtibat için numarasını verdiğim motelin önündeki umumi ankesörlü telefon acı acı çalıyor. Tam uzanıp alacağım, bacağım büyüklüğünde bir kol araya girip İspanyolca bir şeyler söylüyor. Okkalı bir küfür savurarak bana dönüyor. “Mi casa su casa, telefon bana?” gibi abuk sabuk konuşup ahizeyi elime alıyorum. Arayan ajanım Sayrıs (Cyrus)! Uzun zamandır beklediğim röportajı ayarlamış.

Yavrum Sayrıs, akşam biralar benden!

Milla, öncelikle şuradan şunu sormak istiyorum: Sen insan mısın? Bu önemli çünkü söyleşimizin kalan kısmı buna göre şekillenecek.

İlâhi Cenk, elbette insanım

Hayır, bence bu kadar kolay olmamalı, yani bana da insan deniyorsa sana denememeli. Tamam haydi ben de fena bir adam değilim, ben insan olayım ama senin mevzun nasıl olacak? Bu endamla sen olsan olsan Elf olursun!

Ah hah hah haa! Nasıl Elf yani?

Bildiğin Elf işte. Bu arada gülünce çok güzel olduğunu belirtmek istiyorum. Gerçi ne zaman olmuyorsun Allah bilir.

Cenk alemsin tillahi…

Seni “model, oyuncu, şarkıcı ve moda tasarımcısı” diye tarif etmeye kalksak?

Aaa (bir süre yukarılara bakarak düşünüyor ki ey Ninja, o sırada genizden gelen Mustang ses, o gözler, Allahım o dudaklar, bir an röportaja devam edemeyeceğimi hissediyorum. Görüşüm bulanıklaşıyor, tansiyon yerlerde… Ama arkamda 70 milyonu hisseder hissetmez toparlanıyorum. Bab-ı âli’nin ahfadıyız neticede. Kendime yakışan tutumlardan birini seçip devam ediyorum), bir nebze betimlemiş olursun, evet.

Milla bizim Türk kadınlarında bir hususiyet vardır, bizimkiler mutlaka Emre Altuğ ve Johnny Depp sever. Böyledir. Erkeklerimize gelince tevellüdü bana yakın olanlar, sanmıyorum ki bir Brooke Shields’ten, bir senden hoşlanmasın.

Bu kadar da büyütme canım. Neticede bahsettiğimiz eninde sonunda fizik bir hadise değil mi?

Valla sen adına fizik mi dersin, Ata Nirun mu dersin bilemem ama benim tipimdeki erkekler özellikle ilkgençlik çağlarında senin gibi kült hatunları başka yere koyar. Kült kütür mü desek, hot kotür diye mi çağırsak sizi bilmem? Örneğin bence sen tuvalete gitmek gibi fâni bir şey yapmazsın.

Amma da yaptın yav, ne var bunda?

Klozette kötü bir şey yok, o çok sıradan da… Haydi al sana terso manyelo; misal, bir insan ya güzel olur ya da yetenekli. Sana ne demeli? Yalnızca aktristlikten de bahsetmiyorum, bu arada aktör kelimesi daha hoş, bu kelimede olsun cins tahsisine gitmeyelim, o ayrı bir düşüncem oldu. Yani sen
şarkı da söylüyorsun ki youtube’dan izlerken…

Youtube sizde yasak değil mi?

Yasak da bizde yasak mantığı biraz farklı. Normalde her şey yasak ona bakarsan.

Ne gibi?

Misal protesto gösterisi demokratik hak değil mi? Ama ben şunu protesto edeceğim diye gidip izin alman gerekiyor.

Protesto ettiğin durumla o durumu yaratan otorite aynıysa nasıl izin alacaksın?

İşte ben sana insan değilsin diyorum sen hâlâ…

Aman canım. Bak şimdi mevzuyu baştan alırsak bence mesela sizdeki lise ortamında da çok yanlışlar var. Geçenlerde “Öyle bir geçer zaman ki” dizisine takılıyorum; çocuğu çekmişler odaya, bir sürü öğretmen, müdür falan, habire suçla, yüklen çocuğa. E n’ldu bir yerde tabi çocuk kapıdan çıkıp camdan içeri daldı tabii, o da haklı, o da can, o da ana baba evlâdı, o da insan!

Hah işte, bak kendi ağzınla söyledin, insan o işte! Biz ona insan diyoruz sana değil! Bu arada rahmetli babaannemin bir lâfını aklıma getirdin “Hay yaşa Allasen, ağzını öpeyim” derdi. Ben de sana aynı Milla ve de Milli duygularımla şuradan seslenmek istiyorum!

Sağolasın Cenk, o senin sıcaklığın da, hem suçlayan hem de yargılayan aynı organ olur mu. Lâmba gibi gol olacak. O çocuğu kim savunacak?

Milla beni benden alıp duruyorsun, bindik bir alamete gidiyoz kıyamete kıvamlarına gark ediyorsun. Yalnız ben çok ütülü, kravatlı mavralara giremiyorum be aşkitom, daralıyorum. Youtube’da kalmıştık. Ben orada senin havlayarak söylediğin bir şarkıyı dinledim, sanırım “There ain’t no god for dogs” olacak…

A evet.

Ama pek kalpten okumuşsun be şeker! Köpeen kendisi dile gelse ancak o kadar söyler.

Eyvallah, eksik olma.

Bak işte ben insan sekülirizmine yelken açarken boşa depar atmıyorum. Şunu bilin ki prensesim, kabaran okyanusların azgın sularını sandallı ayaklarımızın altında ezerken bir ben bir de Hulki Cevizoğlu arkasında duramayacağımız, belgesiz degmanlara girmeyiz Nemedya’da.

Vaoov! Sofistikeee!..

Eyvallah Milla, bizde de var bir takım numaralar, Karagümrük’te okey sohbetlerinde az geliştirmedik kendimizi…

Cenk, açıkçası senle söyleşi teklifi bana geldiğinde biraz araştırma yaptım…

Sergen de aynen böyle demişti. “Yabancı kulüp, oyuncuyu almadan önce iyice araştırır. Bayer Münich beni araştırmış mesela, almadılar tabii” demişti.

Ha bak onu bilmiyorum mesela?

E bilmediğin bir şey de olsun be Millacan. O da bizim özelimiz kalsın.

Ha ne diyordum, önceki röportajlarının çok etkisi oldu teklifi kabul etmemde…

Sen o röportajları gerçek mi, pardon neyse. Şimdi Milla Türk erkeğinin seni benimsemesindeki alt bilinçlerden biri de senin Ukrayna asıllı olmandır kanımca. Ukraynalılar Türk erkeğinin şefkat, sahiplenme gibi hususiyetlerini eşsiz bulurken bizler de onların sıcak denizlere inme duygularının ulviliğine hayranız. Olay bu, başka da bir şey değildir yani. Ukrayna demişken “çok iyi” bildiğin diller arasında Rusça, Sırpça, İngilizce ve Fransızca var; bu minvalde daha ileri giderek, yurdumuzda eşeğin bir tarafıyla tarif edilen bir deyimi hak etmeye meyletme durumların falan var mı?

Hah hah, yok, yok ama ön büro ve bilgisayarlı muhasebe kursuna gitmek istiyorum. Sizin Mecidiyeköy’de çok iyi yerler varmış diye duydum.

Var var, gel sen… Muhasiplerine güvenmiyorsun galiba? Aslında normal, insan “dünyanın en çok kazana top modeli” titrine sahip olunca… En son 250 milyon doları aştığın söyleniyordu…

Rakkamların çok önemi yok Cenk. O şekil bakarsan ilk bir milyon en zoruydu.

Hah bak ben de orada zorlanıyorum işte ya!

Sen çalışır, sebat edersen Allah verir Cenk, önce tedbir sonra tevekkül.

Milla, ne istiyorum biliyor musun?

(Gülümseyerek) Biliyorum.

Yok o var tabii ayrı da, hani bu söyleşimiz hiç bitmese, Bin Bir Gece olsak, ben sana öyküler masallar anlatsam, sonra sen Hürrem olsan ben Kanuni olsam, sonra ben yine…

Ah hah haa, Cenk çok tatlısın!..

Ha işte bak, senin kadar olmasa da bana bunu söyleyen çok olmuştur işte. Tabii sen başkasın diyorum ya, yanılmıyorsam daha 12 yaşındayken Revlon seni “Dünyanın En Unutulmaz Kadınları”ndan biri seçmişti.

Doğrudur. Şimdi kişinin kendi hakkında konuşması Mevleviliğe, Bektaşiliğe pek yakışmaz deriz ama ben hakikaten de bazı rekorlar kırdım şu üç günlük dünyada.

Evet şu çok sevdiğim Resident Evil serisinin pc oyunları gibi, hatırlıyorum. Peki Milla, dünyaya tekrar gelseydin veya Kafkaesk bir vaziyetle bir gün uyanıp gözlerini bir insan olarak açsaydın?…

Ceeenk!

Sen hep gül he mi? Hep gül sen, başka ihsan istemem!..

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin