Christian Petzold’un yönettiği son Doğu Almanya güzellemesi Barbara’nın vesilesiyle Almanya’da yapılan Doğu Almanya’yı anlatan filmlerden bahsetmekte fayda var. Berlin Duvarı’nın ortaya çıkmasından günümüze değin iki devletli yapıyı anlatan çok sayıda film yapıldı. Özellikle duvar yıkıldıktan sonra bu konuyu merkeze alan filmlerin sayısında belirgin bir artış yaşandı.

En iyileri seçmek her zaman zordur; özellikle de binlerce filmlik bir ülke sinemasını on gibi oldukça kısıtlayıcı bir sayıya indirgemek gerektiğinde zorluk katsayısı iyice...

İstanbul Film Festivali Mayınlı Bölge programını şu cümlelerle sunuyor: “Tarzı, yaklaşımı, tekniği ya da anlatımı farklı, alışılmadık, öncü, bazen zorlayıcı, sivri, bazen deneysel filmlerden oluşan bu bölüm özellikle keşifçi sinefillere sesleniyor.” Yani bize. Bu sene programda on bir film var, şimdiden ikisini izledik.

“Türk sinemasında kadın” konusunda düşünüp konuşmaya başladığınızda, 1920’li yıllarda çekilen ilk konulu filmlerde gayrimüslim kadınları oynatmak zorunda olan bir ülke sinemasından söz ettiğinizi aklımızın bir kenarında muhafaza etmekte yarar var.

1967 yılının, Yeni Hollywood Sineması'na giden yolda en önemli duraklardan biri olduğu söylenebilir. Bu dönemde birbiri ardına gösterime giren filmler, Soğuk Savaş'ın dondurucu iklimine...

Yedinci Sanat cephesinde 2011 yılının en büyük olumluluklarının başında, sayıları giderek artan ve sinema kültürünü geliştirmeyi hedefleyen kitaplar geliyor. Aşağıdaki 7 kitaplık seçki, yıl içinde yayınlanan eserleri hatırlamak; yazarından yayınevine ve çevirmenine, emeği geçenleri hatırlamak amacıyla hazırlandı.

!f²: İstanbul’dan Canlı adlı bölüm bu yıl altıncı kez gerçekleştirilecek ve festivalin İstanbul ayağının son üç gününde (20-21-22 Şubat) beş film 34 ilde 40 noktada gösterilecek. Filmlerin ardından yönetmenlerle yapılacak sohbetler de internetten canlı izlenebilecek ve izleyiciler soru sorabilecek. Söz konusu beş yapımsa şöyle: 1001 Gram, Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi, Yes Men İsyanda, Yuva Öğretmeni ve Hayat Var! Yırca, Validebağ.

Ben-Hur (1959, William Wyler), Cleopatra (1963, Joseph L. Mankiewicz), Casanova (1976, Federico Fellini) gibi klasik filmlerden; Gangs of New York (2002, Martin Scorsese), Life Aquatic with Steve Zissou (2004, Wes Anderson) gibi yeni dönem filmlere kadar yaklaşık 3000’den fazla yapıma ev sahipliği yapan İtalyan Cinecittà Stüdyoları'nı geçtiğimiz aylarda turalayıp görme fırsatı yakaladık, yarı hacı olduk. Stüdyonun tarihini elden geçirip gezi üzerine birkaç not yazmak farz oldu haliyle.

Neye niyet, kime kısmet? Sinemaseverliğin ve fikir karalamanın en güzel yanı, niyetinden gayrı keşiflere maruz kalmak olsa gerek. Woody Allen’ın Zelig’ini pek severim, pek...

The Hateful Eight ile tekrar radarımıza giren ödül avcılığı, sinemanın sevdiği ve kucak açtığı bir kavram. Toplumların temel metası olan paranın peşinde sürüklediği insanlar içerisinde en bıçak sırtı işi yapan ödül avcıları, başta western olmak üzere birçok tür ve filmde karşımıza çıkıp her seferinde aynı sorunsal üzerine düşünmemizi sağlamışlardır. Herhangi bir kesime aidiyet hissetmeyen, kendi çıkarlarını ve parayı ön planda tutan bu grubun en iyi on karakterini seçerken başarılarını, karizmalarını ve yer aldıkları filmlerin kalitelerini göz önünde bulundurduk; sırasız olarak verdiğimiz listemizde gönlünüzde yer etmiş bir karaktere mutlaka rastlayacaksınız.

içerik derinliği, tarihsel ve politik olgunluk açısından Fetih 1453 bir zamanların Cüneyt Arkın’lı Kara Murat’larından çok da farklı bir yerde durmuyor. Filmde, ülkelerini korumaya çalışan sıradan insanlar olmak yerine Yeşilçam’ın o malum “kötü adam” kalıbına sokulup adeta karikatüre dönüştürülen Bizanslılar söylediklerimizin doğruluyor zaten.
Ad