UA-11496977-1

Vizyon-tele

Hafta hafta vizyona çıkan filmler...

Bu hafta sinemalarımıza sadece dört film konuk oluyor: Haftanın en dikkat çekici filmi, sahnelerinin bir kısmı ülkemizde çekilen Bond serisinin son halkası Skyfall kuşkusuz. Bu seneki (19.) Altın Koza Film Festivali’nde ipi göğüsleyen Babamın Sesi de bu hafta görücüye çıkmaya karar vermiş. Araf’ta kamyon şoförü olarak rastladığımız Özcan Deniz, Evim Sensin’le ikinci yönetmenlik denemesine soyunurken; 2 Oscar’lı Little Miss Sunshine ile sinema dünyasına hızlı bir giriş yapan Jonathan Dayton & Valerie Faris ikilisinin son bağımsız romansı Hayalimdeki Aşk, başında kavak yelleri esen çiftleri salonlara çağırıyor.

Fısıltı gazetesiyle kulaktan kulağa büyüyerek, romans türünün ülkemizdeki öncü eserine dönüşen İncir Reçeli'nin açtığı kapıdan giren filmlerin sayısını şimdiden unuttuk. Tam ‘sektör yönetmenleri’nin ısmarlama romanslarına alışmaya çalışırken biz; Başka Dilde Aşk, Atlıkarınca gibi filmleriyle tanınan ‘yaratıcı yönetmen’lerimizden İlksen Başarır’ın Bir Varmış Bir Yokmuş'u çıkageldi aniden… Bu zamana kadar konvansiyonel dil içinde olmakla birlikte, bağımsıza göz kırpan denemeler yapagelen Başarır, salonlarımıza konuk olan yeni filmiyle bağımsız tavrından biraz daha ödün vererek daha geniş bir kitleye ulaşmayı hedeflemiş anladığımız kadarıyla.

Bu hafta yedi film vizyona giriyor. Yönetmenliğini Todd Phillips'in yaptığı Felekten Bir Gece 3 (The Hangover 3) filmi Ali Abaday’ın kaleminden sizlerle. Serkan Çellik, Louis Leterrier yönetmenliğindeki Sihirbazlar Çetesi (Now You See Me) filmini değerlendirirken; Ercan Dalkılıç'sa Derviş Zaim'in son denemesi Devir'i sizler için mercek altına alıyor. Herkese iyi seyirler.

Bir gazetecinin işi, gerçekleri bulmakla bitmez. Bir de onları kamuoyuna sunmak vardır ki asıl mücadele burada başlar. Manipülasyon ve çarpıtmalara rağmen haberi, gerçekleri gündemde tutmaktır en zor olan. 2004 yılında CBS'ten Dan Rather ve Mary Mapes'in tam olarak aynısını yaşadı. Fakat onlar malesef bu savaşı kazanamadı.

Bu hafta ilginç bir dağılım söz konusu vizyonda: sinemalarımıza konuk olan yedi filmin dördü A.B.D. yapımı iken, geri kalan üç film yerli. Biz 49. Antalya Altın Portakal Uluslararası Film Festivali’nden üç ödülle dönen Elveda Katya’yı manşete taşıdık, ama öne çıkan film sayısı ise bir hayli fazla: Brad Pitt’li Kibarca Öldürmek, Tom Cruise’lu Jack Reacher’a karşı karşıya geliyor. Bu kapışmadan kim galip çıkacak hep birlikte göreceğiz. Kolektif bir çalışmanın ürünü olan F Tipi Film’i maalesef göremedik. Ama siz mutlaka görün! Kod Adı: Venüs, Bekarlığa Veda ve Cherry’nin Hikayesi ise haftanın diğer filmleri... Herkese iyi seyirler…

Bir senarist düşünün. Elinde pek de parlak sayılamayacak bir çıkış noktası var. Yazmaya başlıyor ve her sahneden önce kendine şu soruyu soruyor: Başkası olsa şimdi ne yazardı, bundan önceki benzer filmlerde neler yapıldı. Ve hiçbirini yapmıyor. Harika değil mi? İşte Ölüm Ormanı bence böyle hazırlanmış bir film.

Bu hafta sekiz film vizyona giriyor. Türk sineması adına ülkemizin en önemli yönetmenlerinden Reha Erdem'in Kosmos'u ve Nesli Çölgeçen'in Denizden Gelen'i dikkat çekiyor. Atmosferi...

Meksikalı yönetmen Guillermo del Toro son filmi Pasifik Savaşı (Pacific Rim) ile ilgili verdiği demeçlerde kendisinin de Kaijuların hayranı olduğunu belirtiyor.

007'nin son mecaresı"Spectre", Bond'u geçmişiyle karşı karşıya getiriyor. Bir tarafta çocukluk, bir diğer tarafta ise ajanlık dönemi. Kendisini kendinden iyi tanıyan düşmanı karşısında yapabilecekleri ise oldukça sınırlı.

Antalya Altın Portakal Film Festivali ve Filmekimi başlamak üzereyken ticari vizyon tamamen Amerikan yapımlarına teslim olmuş durumda.

Baba'yı (The Godfather) klasik yapan en önemli neden, ‘suç türü’nü olaydan çok derin karakterler, psikolojik tahliller ve ilişkilerin içiçe geçtiği, grift bir drama yapısıyla tanıştırmasıdır. Hatta öyle ki, Quentin Tarantino 1992’de Rezervuar Köpekleri'yle (Reservoir Dogs) bu işi bir adım ileriye götürmüş adeta ‘olaydan yoksun bir suç filmi’ çekerek tür tarihine bir başyapıt hediye etmişti. Fransız oyuncu Guillaume Canet’in, ülkemizde bugün vizyona giren dördüncü uzun metrajı Kan Bağları (Blood Ties) da, çatışmadan, kovalamacadan, patlayan silahlardan, yani ‘olay’dan çok karakterlere, ilişkilere ve suçun bir aileyi nasıl değiştirdiğine odaklanıyor.
CLOSE
CLOSE