Yeşil-çam Yol-u

Bir Yeşilçam Vardı

Varlık Yayınları, Doğan Kardeş’in çeviri kitapları, Reşat Ekrem Koçu’nun tarihi ağırlıklı çocuk kitaplarıydı. Daha sonraysa hoş bir tesadüf sonucu Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri’nin kitaplarıyla tanıştım.

Kitaplar, filmler yasaklandı, yakıldı. Binlerce insan kaybının, ölümünün yanı sıra 39 ton kitap, dergi, gazete yakıldı ve imha edildi, 937 sinema filmi sakıncalı bulunarak yasaklandı. Filmlerin, tiyatro oyunlarının yasaklanmasına, sansürlenmesine tanıklık ettik.

29 Eylül 1951 yılına ait haftalık sinema dergisi Yıldız’ın, yerli haberler sütununda yer alır bu satırlar. Birkaç sayfa öncesinde de bu kontratı belgeleyen fotoğraf vardır. Sonraki yıllarda Yeşilçam’a kral olarak damgasını vuran Ayhan Işık’tır sözü edilen Ayhan Işıyan. O yıl, Yıldız dergisinin açtığı yarışmada Belgin Doruk’la birlikte birinci seçilmiştir.

Bu yüzden en sağlıklı bilgiye ulaşabilmek için olabildiğince fazla kaynaktan yararlanma yoluna gittim. En baştan söylemek gerekiyor: Nijat Özon, Rekin Teksoy, Giovanni Scognamillo ve Agah Özgüç gibi değerli isimlerin eserleri olmadan böyle bir yazının yazılabilmesi olası bile değildi.

Allah vergisi komikliğinin semeresini nihayet görür ve 1957’de Korsan’la sinemaya merhaba der Suphi Kaner. Çok geçmeden halkın sevgilisi olur. 3 yıla ancak 10 film sığdırmışken, 1960’a 17, 1961’e 26, 1962’ye ise 27 film sığdırır.

1937 yılında Mecidiyeköy’deki derme çatma bir stüdyoda dublaj yaparak girdi sektöre Halil Kamil (1893-1968). Montajlama metoduyla bir de bir belgesel çekti: Türk İnkılabında Terakki Hamleleri. Vizyon sahibi, ticari zekası olan bir müteşebbisti, sinemada bir gelecek olduğunu fark etmişti. Şirketin ilk filmi Faruk Kenç’in yönettiği Taş Parçası (1939) oldu.

Elbette, Yılmaz Güney’in de her insan gibi defoları vardı. Silaha fazla düşkündü, kendini ifade ederken fazla sertti, Adanalılar’ın genelinde bulunan çabuk alevlenme mizacı yüzünden insanları kırdığı daha da kötüsü affedilmez hatalar yaptığı oluyordu.

1967 yılındaki Bozkurtlar Geliyor filmiyle başladığı sinema macerası onu yapımcı-yönetmen Nişan Hançer'in karşısına çıkardığında yıl 1971'dir. Hançer'le birlikte iki Zagor filmi çekerler: Zagor Kara Bela ve Zagor Kara Korsan'ın Hazineleri. Levent Çakır önce bu filmlerin Anadolu'daki gösterimlerini, ardından da Cüneyt Arkın'la birlikte yaptığı "action" çalışmalarını anlatıyor.

Bu kara kalem çalışma Türk sinemasının büyük aktörlerinden Ayhan Işık'a aitti. Aslında Işık'ın çizgi romancılık yaptığına dair kulağıma bir şeyler çalınmıştı evvelden ama ilk kez onun elinden çıkmış bir resim karşımda duruyordu.

Vesikalı Yarim'i ilk izlediğimde kelimenin tam anlamıyla çarpıldığımı ve uzun süre etkisinden kurtulamadığımı söylemeliyim. Filmin insanı içine çeken tuhaf bir büyüsü ve bittiğinde izleyici sarsan bir etkisi bulunmaktaydı. Filmi değişik zamanlarda iki defa daha izledim. Üçüncü izlemem de dahi filmin o tuhaf, o büyülü, o sarsıcı etkisi devam ediyordu. Türk sinemasında üzerinden bir ay bile geçmeden unutulan sayısız filmin yanında, 40 yılı devirmiş bir filme yönelik “Neden Severiz Vesikalı Yarim”i sorusunun cevabını irdelemek son derece anlamlı ve tabii ki herkes için bu sorunun cevabı farklı boyutlar içeriyor.

Ertekin Akpınar'ın ilk sözlü tarih çalışması olan 10 Yönetmen ve Türk Sineması kitabının ardından yayımlanmasını planladığı 10 Senarist ve Türk Sineması için Ahmet Soner ile yaptığı röportajın ikinci bölümününde şimdi sıra....
Ad