Yeşil-çam Yol-u

Bir Yeşilçam Vardı

* Yeşilçam'a nasıl nur yağdı? * Filmlerin sonundaki "Son - The End - Fin" yazılarına ne oldu? * Tarzan gibi kahramanlı filmleri kim seyreder? * İzzet Günay'ın beyfendiliği nereden geliyor? * Ah şu sansür!

Muhsin Ertuğrul, Nâzım Hikmet’le işbirliğini sürdürür ve “Karım Beni Aldatırsa” filminin senaryosunu yazdırır. Nâzım Hikmet daha sonra da birçok filmde kullanacağı Mümtaz Osman imzasıyla senarist olarak yer alır filmde. 1933 yılında çekilen yedi filmin beşi “Cici Berber”, “Fena Yol”, “Karım Beni Aldatırsa”, “Naşit Dolandırıcı”, “Söz Bir Allah Bir” bu ikilinin imzasını taşır

Elbette, Yılmaz Güney’in de her insan gibi defoları vardı. Silaha fazla düşkündü, kendini ifade ederken fazla sertti, Adanalılar’ın genelinde bulunan çabuk alevlenme mizacı yüzünden insanları kırdığı daha da kötüsü affedilmez hatalar yaptığı oluyordu.

Kazım Kartal benimle beraber çok sayıda filmde oynadı. Türk sinemasının efendi kişiliği olan insanlarındandı. Senaryoyu okuduğum zaman eğer ona göre bir rol varsa, ben her zaman için Kazım'ı seçmişimdir.

29 Eylül 1951 yılına ait haftalık sinema dergisi Yıldız’ın, yerli haberler sütununda yer alır bu satırlar. Birkaç sayfa öncesinde de bu kontratı belgeleyen fotoğraf vardır. Sonraki yıllarda Yeşilçam’a kral olarak damgasını vuran Ayhan Işık’tır sözü edilen Ayhan Işıyan. O yıl, Yıldız dergisinin açtığı yarışmada Belgin Doruk’la birlikte birinci seçilmiştir.

Tarık Akan’ın, Ediz Hun’un, Hülya Koçyiğit’in, Necla Nazır’ın, Oya Aydoğan’ın, Selda Alkor’un, Tamer Yiğit’in, Süleyman Turan’ın, Gülşen Bubikoğlu’nun, Ajda Pekkan’nın… Bu isimler ilk kez Ses dergisinin açtığı yarışmalarla kamuoyunun karşısına çıktılar. Kimisi Sinema Artisti Yarışması’nın, kimisi Kapak Yıldızı Yarışması’nın birincisi olmuştu.

“Türk sinemasında kadın” konusunda düşünüp konuşmaya başladığınızda, 1920’li yıllarda çekilen ilk konulu filmlerde gayrimüslim kadınları oynatmak zorunda olan bir ülke sinemasından söz ettiğinizi aklımızın bir kenarında muhafaza etmekte yarar var.

70’li yılların hemen başıydı sanıyorum, iskele meydanında Ekrem Bora’ya rastlamıştım. Şimdi rengini hatırlamadığım bir Mercedes araba kullanıyordu ve arabalı vapur kuyruğuna girmişti. Nasıl heyecanlandığımızı ve sevindiğimizi anlatamam. Hemen arabanın etrafında kümelenmiştik. Ekrem Bora, filmlerinin dışında hep bu görüntüsüyle kalmıştı aklımda. İzlediğim ilk filmi hangisiydi anımsamıyorum. Fakat etkilendiğim ve beğenerek izlediğim çok filmi vardı. Bunların başında Acı Hayat, Suçlular Aramızda, Sürtük, Dikkat Kan Aranıyor gibi filmler geliyordu.

Korkusuz Aşıklar (1972) ve Ölüme Köprü (1972) filmlerinde aldığı küçük rollerin ardından, 7 Evlat 2 Damat adlı bir TV filminde ilk başrolünü üstlenir. Mesut Engin, şansız bir dönemin jönüdür.

2000’li yılların başıydı. Beyoğlu’nda oturuyorum. Arkadaşlarımızla Vagon adında bir mekânın müdavimiydik. İki katlı, kendine özgü keyifli bir yerdi. Birçok yazar, tiyatro oyuncusu, senaryo yazarı, yönetmeniyle orada karşılaşmak -her an- mümkündü. Kadim dostum Bekir Tarık, Yusuf Kurçenli’yle zaman zaman Gönderilmemiş Mektuplar senaryosu üzerine konuşup tartışıyorlardı...

Ülkemizde çeşitliliği giderek artan sinema kitaplarında örneklerine yeterli ölçüde rastlayamasak da, Batı’daki anı birikimi, yedinci sanatın tarihine ilişkin yazınsal kaynakların temel taşları arasında yer alır. Söz konusu, yüzüncü yılına yaklaşan sinemasının doğuş yılları konusunda dahi “hafıza kaybına uğramış” bir ülke ise, belirtilen türdeki kaynakların ortaya konmasının ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılabilir. Bir başka deyişle, geçtiğimiz günlerde Agora Kitaplığı tarafından okurla buluşturulan Erden Kıral’ın Aynadan Yansıyan Hatıralar'ı tüm bu nedenlerden ötürü önemli ve takdir edilmesi gereken bir çalışma.
Ad