BİZİ TAKİP ET...

Sitede ara...

2002 tarihli ilk filmi Dog Soldiers Türkiye sinemalarında gösterilmemişti ama şöhreti kulaktan kulağa yayılmıştı. İnsanlar internetten indirirerek ya da korsan DVD piyasasından satın alarak da olsa bulup seyrettiler filmi. Dog Soldiers, İskoçya’nın dağlarında kurtadamların yaşadığı bir bölgeye girme gafletinde bulunan bir grup İngiliz komandosunun hayatta kalma mücadelesini konu alıyordu

Bana Onun Portre-sini Getirin

Neil Marshall’ın derdi ne? (Centurion / Son Savaşçı)

2002 tarihli ilk filmi Dog Soldiers Türkiye sinemalarında gösterilmemişti ama şöhreti kulaktan kulağa yayılmıştı. İnsanlar internetten indirirerek ya da korsan DVD piyasasından satın alarak da olsa bulup seyrettiler filmi. Dog Soldiers, İskoçya’nın dağlarında kurtadamların yaşadığı bir bölgeye girme gafletinde bulunan bir grup İngiliz komandosunun hayatta kalma mücadelesini konu alıyordu

İlk iki filmiyle korku sineması müptelâlarına coşkuyla karışık bir keyif yaşatıp, gelecekteki filmleriyle ilgili büyük bir beklentiler yaratan İngiliz yönetmen Neil Marshall, sinema tarihinde eşine az rastlanır bir hayal kırıklığı olma yolunda ilerliyor.

 Ege Görgün (Landlord)

2002 tarihli ilk filmi Dog Soldiers Türkiye sinemalarında gösterilmemişti ama şöhreti kulaktan kulağa yayılmıştı. İnsanlar internetten indirirerek ya da korsan DVD piyasasından satın alarak da olsa bulup seyrettiler filmi. Dog Soldiers, İskoçya’nın dağlarında kurtadamların yaşadığı bir bölgeye girme gafletinde bulunan bir grup İngiliz komandosunun hayatta kalma mücadelesini konu alıyordu. Askerlerin kurtadamlara modern muharebe silahlarıyla karşı koyması filme aksiyon boyutu da kazandırmıştı. Gerek popüler sinemanın pek çok önemli örneğini akla getiren hikaye örgüsü ve ayrıntılarıyla, gerek tempolu akışıyla tür sineması meraklılarını can evinden vuruyordu film. Düşük bütçe ve tanınmamış oyuncularla çekilen, bilgisayar efektlerine yaslanmayan film, sinema bilirkişileri tarafından kurtadam mitiyle ilgili yapılmış en iyi filmlerden biri olarak taçlandırılarak kült mertebesine çıkartıldı.

Marshall’ın yazıp yönettiği ikinci film 2005 tarihli Cehenneme Bir Adım yani The Descent’di. Film, doğayla mücadele etmeyi hobi haline getiren altı kadının mağara inişi yapmak üzere buluşmalarıyla başlıyordu. Kadınların girdikleri mağarada mahsur kalmalarıyla oluşan klostrofobik cendere ve ölüm-kalım savaşı zaten doğal bir korku-gerilim katmanı yaratmışken, denkleme bir de insan yiyen vahşi bir yaratık türü katılınca ortaya çizgi üstü bir film çıkıyordu. Beklentilerin boşa olmadığını gösteren, ait olduğu türün tüm gerekliliklerini fazlasıyla yerine getiren ve korku-gerilim türünde yeni bir soluk olma iddiası taşıyabilecek bir filmdi The Descent. Bütçe yine düşük, oyuncular yine tanınmamış, bilgisayar efektlerine yine yüz verilmemiş ve mekan yine doğaldı. Askerlerin yerini bu kez kadınlar alıyordu. Marshall bu durumun kendine sağladığı fırsatı da görmezden gelmiyor, kadınların dünyası ve aralarındaki ilişkiler üzerinden sosyal gözlemler de yapıyordu. Bu, karakterlerini plastikten sahiciliğe taşırken, Dog Soldiers da eksik bulunan entelektüel seviye de sağlanmış oluyordu.

Marshall’ım üçüncü filmi konusuyla ve teaser’larıyla herkese “kesin bir Mad Max geliyor!” dedirten Doomsday’di (2008). Post-apokaliptik film, bir virüsün kasıp kavurması ardından çorak, hastalıklı ve insansız topraklar olarak unutulmaya mahkum edilen İskoçya’da geçiyordu. İngiliz hükümeti sınıra kurduğu büyük bir setle kendini soyutladığı bu topraklara bir vesileyle asker yollamak zorunda kalır. Sonrası bildiğniz Escape From New York (1981) hikayesi. Akılda kalıcı hiçbir özelliği olmayan, bol klişeli, kötü yazılmış, kurgulamış ve çekilmiş, seyirciyle etkileşimi en alt seviyede kalan Doomsday yarattığı büyük hayalkırıklığına rağmen, Marshall’ın büyük bütçeli ilk çalışması olduğu için belki de, umudumuzu kaybetmemize neden olmuyordu. Filmin gişede de tepetaklak olması genelgeçer seyircinin de Doomsday’den memnun kalmadığının kanıtıydı.

Neil Marshall’ın 8 Ekim’de gösterime girecek son filmi Centurion (Son Savaşçı) Doomsday’in yarısı kadar bir bütçeyle çekildi. (16 milyon $) Film, Britanya’da Pict’ler tarafından bozguna uğratılan Roma lejyonundan hayatta kalan 7 askerin evlerine dönüş mücadelesini konu alıyor. Korku filmleri konusunda yeteneğini ispatlayan, ilk denemesinde epik-aksiyon işinde çuvallayan Neil Marshall’ı, King Arthur (2004), The Last Legion (2007) benzeri bir film yazıp yönetmeye iten sebepleri de merak etmiyor değilim ama sonuçlara yoğunlaşacak olursak, Marshall’dan bir kez daha kötü yazılmış ve kurgulanmış, iyi bir film olma melekelerini bünyesinde barındırmayan bir çalışma geldiği gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor. Üstelik Doomsday gibi bu filmin de gişede başarılı olamayacağı aşikâr. Yani para için iyi filmden ödün vermek gibi bir mazaret de söz konusu değil. Dolayısıyla insan sormadan edemiyor: Neil Marshall’ın derdi ne? Ve öncekiler gibi filmler çekmek dururken hem kendine hem de bize niye eziyet çektiriyor?

Neil Marshall’ın En Sevdiği 9 Film:

1. 1941 (1979)
2. Battle Beyond the Stars (1980)
3. Excalibur (1981)
4. Top Secret! (1984)
5. Race for the Yankee Zephyr (1981)
6. High Risk (1976)
7. Big Trouble in Little China (1986)
8. The Sword and the Sorcerer (1982)
9. The Legend of Boggy Creek (1972)

Neil Marshall kimdir?

1970 Newcastle doğumlu olan Neil Marshall film yönetmeni olmaya 11 yaşında Kutsal Hazine Avcıları’nı (Raiders of the Last Ark – 1981) seyrettikten sonra karar vermiş. Sektördeki ilk işi Bharat Nalluri için 1995’te yazdığı Killing Time’ın senaryosu olmuş.

İlginizi çekebilir...

Advertisement

tersninja.com (2008-2022)

  • Bizi takip et