Tersninja 18. Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde(ydi)! Vol.3

18.Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde sona geldik sevgili Ninjalar. Açık konuşmak gerekirse, 2 film dışında pek iyi yerli film yoktu bu sene festivalde. Bunlardan biri Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi, diğeri film ise geçen sene Sonbahar’la bu ülkede cesur bir sinema yapabileceğini kanıtlayan Özcan Alper’in Gelecek Uzun Sürer’iydi. Nitekim, festival sonunda Celal Tan ve Ailesi’nin Aşırı Acıklı Hikayesi En İyi Film Ödülü başta olmak üzere En İyi Senaryo Ödülü ve Jüri Oyunculuk Özel “Toplu Performans” Ödülü’nü alırken; Yılmaz Güney Ödülü, Gelecek Uzun Sürer’e gitti.

 Ercan Dalkılıç

Bu filmlerle ilgili notlarıma geçmeden önce size Kadife-Büyük Ana’dan bahsetmek istiyorum. Kadife-Büyük Ana, ilk filmi Su’yu 1986’da çeken Eroğan Kar’ın ikinci uzun metraj filmi. Film, bir oğlu dağda ölen, bunun üzerine torunu da dağa çıkan Kadife Ana’nın (Aytaç Öztuna) torununu dağdan indirme mücadelesini anlatıyor. Ama öyle bir anlatıyor ki, siz de filmi sonuna kadar izleyebilmek için ayrıca bir mücadele vermek zorunda kalıyorsunuz. Film, Türkiye’deki terör sorununu Mahsun Kırmızgül’vari bir oportunist yaklaşımla ele alıyor. Bu yaklaşımla ilgili hiç bir şey söylemek istemiyorum açıkçası. Ama sinematografik ve dramatik olarak filme bir göz atmanın doğru olacağı kanaatindeyim. Ben filmde o yağız oğlancağızın neden dağa çıktığını anlamadım. Yani, şöyle ifade edeyim, o çocuğun dağa çıkması için yeterli verimiz yok bizim seyirci olarak elimizde, hem metinsel hem de görsel manada. Filmin omurgasını oluşturan çatışmanın nedenini bile anlayamıyoruz, gerisini siz düşünün artık.

Diğer yandan filmde öyle mantık ve devamlılık hataları var ki, saymakla bitmez; yağmurlu havada, ıslanmayan paltolar başta olmak üzere… Görüntü çalışmasıyla ilgili de birkaç şey söylemem lazım, yoksa içimde kalacak, öğrendiğim kadarıyla film dijital çekilmiş sonrasında negatife aktarılmış, ama böyle kötü bir görüntü çalışması daha önce görülmemiş olabilir sinemamızda. İsterseniz daha fazla uzatmadan diğer filmlere geçelim…

Festlivalin major filmlerinden birinin, Özcan Alper’in Gelecek Uzun Sürer’i olduğunu belirtmiştik. Özcan Alper, Sonbahar’la Türkiye yakın tarihine attığı bir bakışa bir pencere daha ekledi bu filmle. Gelecek Uzun Sürer, yaptığı müzik araştırmaları için Diyabakır’a giden Sumru’nun (Gaye Gürsel) hikayesi etrafında şekilleniyor. Sumru’nun yolu burada bir tutunamayan alt-sınıf aydını profili çizen sinema aşığı, dvd satıcısı Ahmet (Durukan Ordu) ile kesişir. Sumru’nun yolculuğunun asıl sebebini öğrenen Ahmet, acaba ona yardım edecek midir…

Film, özellikle 90’larda Doğu’da yoğunlaşan, gözaltında kaybedilen insanların aileleriyle yaptığı –bunları bizzat Özcan Alper kendi çekmiş- çekimleri biçimine çok iyi eklemiş. Zaten filmin çok iyi bir görüntü çalışması var, bu birinci sınıf işçilik için Feza Çaldıran’ı tebrik etmek gerek. Çaldıran, En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü’ne de layık görüldü.

Özcan Alper, kendi sinema dilini oluşturmuş, ne yapacağını, neyi nasıl anlatacağını çok iyi bilen, son dönemde sinemamızın yetiştirdiği en büyük ve cesur isim bana kalırsa. Gelecek Uzun Sürer’de de çok iyi bir iş çıkarmış, hatta Sonbahar’ı aşmış denilebilir. Kadife-Büyük Ana’nın kaypak siyasal çizgisinden eser yok Alper’in filminde. Gayet objektif ve gerçekçi bir anlatımla ele almış hikayesini, iliklerinizde hissediyorsunuz gerçeğin soğuk nefesini izlerken.

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi, nevi şahsına münhasır absurd bir mizah yapan Onur Ünlü’nün son filmi. Adından da anlaşılacağı üzere film, bir ailenin trajikomik hikayesini anlatıyor. Onur Ünlü, ülkemizdeki en farklı senaryo yazarlarından biri, yazdığı senaryolar öyle bağlaçlarla birbirine bağlanıyor ki, dramatik metinde sınırı zorluyor. Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi, nispeten daha az karmaşık bir metne sahip, bu sefer bağlaçlar daha güçlü, omurga daha sağlam. Onur Ünlü’nün en iyi filmi diyebiliriz rahatlıkla Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi’ne. Filmin tek kusuru sanki biraz mekanlar dışına çıkamaması, neredeyse dış çekim yok gibi filmde.

Son olarak Eylül filmi ve yönetmeni Cemil Ağacıkoğlu’nun aldığı En İyi Yönetmen Ödülü hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Eylül’ün, iki ayrı kanalda akan hikayesini birbirine eklemleyememiş, vasat-altı bir senaryosu vardı. Ki senaryo da Cemil Ağacıkoğlu’na ait. Filme nasıl bu ödülün verildiğini anlayabilmiş değilim. Kendi yazdığı senaryoyu perdeye aktarabilmekte büyük sorunlar yaşamış oysa yönetmen. Bana soracak olursanız, En İyi Yönetmen Ödülü kesinlikle Özcan Alper’in olmalıydı. Hadi Alper‘e verilmedi diyelim, Onur Ünlü’ye verilmesi de çok absurd sayılmazdı.

FIN

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin