Fransa’nın 2009 Oscar adayı Sınıf (Entre les murs, 2008) oturdukları sıralardan yaşadıkları ülkenin günümüzdeki durumunu yansıtan bir grup öğrenciyi izletiyordu bize ve bu çok sesli görüntüler anlatılan konuların farklı bakış açılarıyla değerlendirilip seyirciye mümkün mertebe tarafsız aktarılmasını sağlıyordu. Bu yılın Cannes Grand Prize of the Jury, Queer Palm ve FIPRESCI ödüllerinin sahibi 120 battements par minute (2017) de aynı formülü başarıyla uygulayıp ACT UP adlı aktivist grubun Paris’teki toplantılarını beyazperdeye taşıyor. Aynı amaç doğrultusunda bir araya gelmiş insanların bile fikir ayrılığına düştüğünü ve bireysel arzuların ortak amaçları yaraladığını gösteren bu haftalık toplantılar filmin omurgasını oluşturuyor.

ACT UP’ın amacı HIV virüsüyle yaşayan ve beklenen yaşam süreleri oldukça kısıtlı hastaların deney aşamasındaki/henüz piyasaya sürülmemiş ilaçlara erişimini hızlandırmak, kamuoyunda HIV farkındalığı yaratmak ve hükümetin salgınla ilgili harekete geçmesini sağlamak. Barışçıl eylemlerden sabırsızların taşkınlıklarına uzanan birçok propagandaya imza atan grubun yaptıkları, yapmaya çalıştıkları ve tosladıkları duvarlar kusursuz yansıtılmış. İsmini ispat etme çabasına girmişçesine izleyenlerin kalp atışlarını hızlandıran, seyircinin boğazına yapışıp tüm gücüyle sıkan ve korku filmlerinin bile başaramadığı kadar güçlü bir ölüm/katil/katledilen üçgenine sıkıştıran filmin ilk 45 dakikası eğilimi olanlara panik atak yaşatabilecek kadar gergin. “Ölmemek için harekete geçmeliler, ölmemek için bir şeyler yapmalıyız” düşüncelerini göğsümüze oturtan bu tempolu girişi biraz daha sürdürse yönetmen, izleyicilere tamiri güç travmalar yaşatabilirmiş.

Kalp atışlarımızın yüksek seyrettiği giriş bölümünün ardından ellerini yavaşça boğazımızdan çeken film, ölümün kaçınılmaz olduğunu göstererek izleyicisini çaresizliğe, ümitsizliğe ve depresyonun kollarına bırakıyor. Çok seslilik yerini sessizliğe, aktivizm yerini yasa bırakıyor. İlaç firmalarının, hükümetin ve en çok da HIV Negatif olanların umursamazlığı Pozitif popülasyonu ölüme terk ettikçe, gözümüzün önünde hayatını kaybeden insan sayısı birer birer çoğalıyor. Hiçbir şey yapamıyor oluşumuz ise bizi koltuğumuzda ancak uyuyarak uzaklaşabileceğimiz bir çıkışsızlığın koynuna bırakıyor.

Elbette filmin anlattığı zaman dilimi günümüzde geldiğimiz noktanın gerisinde. Pozitif bireylerin dört saatte bir ilaç almak zorunda olduğu ve sayısız yan etkiyle baş başa kaldığı günler nispeten ve birçok ülkede geride kaldı. Yine de maliyet yüksekliği, ilaca erişimin yüzde yüz her zaman garanti edilememesi ve virüsün mutasyona uğrama hızı nedeniyle şu günlerde yaşadığımız rahatlığın rehavetine kapılmamamız ve filmin attığı tokatları doğru yorumlayıp harekete geçmemiz gerek.

Filmin başlarında gruba yeni katılanları ACT UP’ın başkanının “Bizim yanımızda olduğunuz andan itibaren medya sizi Negatif bile olsanız Pozitif kabul edecektir.” şeklinde uyarmasına benzer şekilde, bu filmden etkilenenlerin yaftalanacak olması Türkiye gibi gelişmemiş ülkelerde kaçınılmaz bir durum. Ancak yine filmdeki lise öğrencisi kızın zannettiği gibi “AIDS pisliği bana bulaşamaz” diye umursamaz olmamamız, aseksüel olup geri kalan hayatımızı cam bir fanusun içinde geçirmeye karar verip gerçekten virüsle karşılaşma olasılığımızı sıfıra indirsek bile başka insanlar için, bir insan olarak harekete geçmemiz gerektiğini aşılayan, çok ama çok önemli bir iş var karşımızda.

HENÜZ YORUM YOK