Pandemi günlerinde online gerçekleştirilen festivallere Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali de katıldı. Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması’nda dünyanın çeşitli ülkelerinden 8 yapım finale kalırken, kısa film dalında ise 10 film yarıştı. Gelin uzun metraj yarışma adaylarına beraber göz atalım.

Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması Adayları:

Dünyanın Damarları (Veins of the World)

Moğol bozkırlarında göz alıcı manzaralarla açılan Almanya-Moğolistan ortak yapımı film, uluslararası maden şirketinin altın çıkarmak için doğaya verdiği tahribata karşı direnmeye çalışan 11 yaşında bir çocuğun mücadelesini konu alıyor. Film etkileyici doğa manzaraları, mistik rutinler ve yerel hayat portreleriyle göz doldursa da her festivalde birkaç örneğini görmeye alıştığımız yapımlar arasında öne çıkamıyor. Özellikle, küresel işgale karşı çocuk naifliğiyle sergilenen direnişin, toplumları yozlaştıran kapitalist televizyon yarışmalarından birinin içinde eritilmesi epey kötü bir fikir oluyor.

Ektiğimiz Tohumlar (The Seeds We Sow)

Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması finalistlerinin belki de en talihsiz seçimi Fransız yapımı Ektiğimiz Tohumlar. Okulun duvarına “Macron İstifa” yazmanın bedelini canıyla ödeyen bir öğrenciye ağıt niteliğinde çekilmiş olan filmde 77 dakika boyunca kilise ve mezarlıkta, ölen öğrenciyi onurlandırmak için yapılan konuşmaları izliyoruz. Politik olarak anlamlı olsa da sanatsal anlamda bu filmin finale kalmış olması ancak 2020 yılında sinema sektörünün yaşadığı üretim kriziyle açıklanabilir.

Kolektif Suç (A Common Crime)

Arjantin yapımı Kolektif Suç, festivalin çarpıcı bir yapım olma şansını kıl payı kaçıran filmlerinden. Üniversitede sosyoloji öğretmenliği yapan yalnız bir kadının, gece korktuğu için kapıyı açmadığı gencin ertesi gün ölü bulunması ile başlayan paranoya sürecini konu alan film, aslında politik bir alt metin taşıyor. Gelgelelim film, polis tarafından öldürülen gencin ardından başlayan sokak hareketlerini anlatırken yer yer o kadar ekseninden kayıyor ki izleyiciyi adeta paranormal bir hikâyenin içinde sürüklüyor. Yönetmen Francisco Márquez, Arjantin’de özellikle son yıllarda polis şiddetine karşı artan halk direnişlerini suya sabuna dokunmadan kişisel bir hikayeyle anlatmak isterken elindeki tarihi fırsatı ziyan ediyor.

Teslimiyet (Submission) 

Kocası tarafından tecavüze uğrayan bir kadının hukuk mücadelesini konu alan Portekiz yapımı Teslimiyet, yarışmanın en iddialı yapımlarından biri. Yönetmenliğini Leonardo António’nun yaptığı film, Portekiz hukuk sisteminin aile içi tecavüze karşı iki yüzlü tavrıyla bir yüzleşme niteliği taşıyor. Film, Türkiye’de de sık sık yaşanan ve istismara çok açık bir konu olan evlilik içi tecavüzün tecavüz sayılmaması durumunu oldukça doğru bir yerden ele alıyor.

Uyuşturucu Kuryesi Çocuklar (County Lines)

Yine her festivalde örneklerini görmeye alışık olduğumuz türden filmlerden olan İngiltere yapımı Uyuşturucu Kuryesi Çocuklar, İngiltere varoşlarında geçen suça bulaşmış bir ergen hikayesi. 14 yaşında bir çocuğun uyuşturucu kuryeliği yaparak evini geçindirmeye çalışmasını konu alan film, renk tercihleri ve kasvetli atmosferiyle mesajına uygun bir sinematografi sunuyor. Henry Blake’in yazıp yönettiği film, konusu her ne kadar alışıldık olsa da festivalin iyi yapılmış seçimlerinden.

Yabancı (The Alien)

Yarışmanın dikkat çeken yapımlarından biri de İranlı yönetmen Nader Saeivar’ın, Jafar Panahi ile yazdığı senaryodan uyarladığı Yabancı. Film, adına uygun bir şekilde İran’da sıradan bir mahallede görülmeye başlayan iki gizemli yabancının mahalle halkını kitlesel bir paranoyaya sürüklemesini konu alıyor.  Her biri izlenmeleri için bir neden olduğunu düşünen mahalle halkı, bu iki yabancının ulusal güvenlik biriminden olduğu şüphesiyle günden güne paranoyaklaşırken, asıl hedefin mahalleye yeni taşınmış Kürt öğretmen Bahtiyar olduğunu düşünerek mahalleyi terk etmesi için ona baskı yapmaya başlıyor. Farklı etnik kökenlerden beslenen film, devlet baskısının toplum üzerinde yarattığı gerilimi gerçekçi bir görsellikle peliküle aktarıyor.

Yaşamak (Live)

Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali seçkisindeki tek yerli film ise Erkan Karabağ ve Talip Karamahmutoğlunun beraber yönettiği Yaşamak. Film Almanya’da yaşayan ve babasının ölümünün ardından annesiyle yalnız kalan bir çocuğun, yeterli bakımı görmediği gerekçesiyle Alman devleti tarafından annesinden alınmasını konu ediyor.  Açık söylemek gerekirse Yaşamak, bir sinema filminden ziyade ceberut Alman devleti Türklerin çocuklarını ellerinden alıyor konulu bir kara propaganda filmi.

Yaşlı Kadın (An Old Lady)

Festivalin dikkate değer son filmi ise tıpkı Türkiye gibi “kadının beyanı esastır” ilkesinin henüz yerleşmediği Güney Kore’den. 69 yaşında bir kadının genç bir erkek tarafından uğradığı tecavüze polis dahil kimseyi inandıramamasını konu alan film, kadınların yaşları kaç olursa olsun cinsel saldırılar karşısında toplum tarafından nasıl yapayalnız bırakıldıklarını çarpıcı bir şekilde işliyor.

HENÜZ YORUM YOK