Fabian veya Bok Yoluna Gitmek / Fabian: Going to the Dogs

Fabian: Going to the Dogs, Erich Kästner’in önce sansürlenip sonra Naziler tarafından yakılan Bok Yoluna Gitmek adlı kitabından üç saatlik çarpıcı bir uyarlama. Farklı teknikler denemeyi seven yönetmen Dominik Graf’ın bu son filmi, uzun süresine ve içine girmesi biraz zor tekniğine rağmen, prömiyerini yaptığı 2021 Berlin Film Festivali’nde coşkuyla karşılandı. Filmin 1931’den başlayan anlatısı, II. Dünya Savaşı öncesi Almanya’daki sosyo-ekonomik durumu anlamak ve Nazilerin önlenemez yükselişine tanıklık etmek açısından oldukça kıymetli.

İnsan Faktörü / Human Factors 

Prömiyerini 2021 Sundance Film Festivali’nde yapan Human Factors, hafta sonunu çocuklarıyla birlikte yazlık evlerinde geçiren bir çiftin uğradığı saldırıyı konu alıyor. Çıkış noktası itibariyle Haneke’nin Funny Games’ini çağrıştırsa da Ronny Trocker’ın yönettiği filmin bambaşka bir derdi var. Aile içindeki rollerin, beklentilerin ve bakış açılarının zaman içinde değişmesine odaklanan yapım, bu yönüyle katıldığı her festivalden ödülle dönen 2014 yapımı Force Majeure filmine daha yakın duruyor. Human Factors, Uluslararası Yarışma kategorisinin en dikkate değer işlerinden.

Şubat / Février

Uluslararası Yarışma kapsamında gösterilen filmlerden Bulgaristan -Fransa ortak yapımı Février, sıra dışı bir adamın 8, 18 ve 82 yaşlarındaki hayatından bazı dönemlere odaklanıyor. Çocukluğunda, dedesinin yayında geçirdiği günlerle açılan film, evlendikten sonra askerliğini yaptığı günlerle devam ediyor ve hayatının son yıllarını Türkiye sınırında ücra bir köyde geçirdiği bölümle sona eriyor. Yönetmenliğini genç Bulgar yönetmen Kamen Kalev’in yaptığı film, her ne kadar Cannes 2020 etiketi taşısa da demode tekniğiyle daha izlenirken unutulmaya yüz tutuyor.

Doğal Işık / Természetes fény

Pál Závada’nın aynı adlı romanından esinlenen Természetes fény, ahlaki ikilemler arasında kalan, suçluluk ve vicdan muhasebesiyle karanlığa gömülenlerin hikâyesini anlatan bir dram. 2021 Berlin Film Festivali’nde ana yarışmada yer alan film, II. Dünya Savaşı sırasında Macar birliklerinin işgali altındaki Sovyetler Birliği topraklarında geçiyor. Yönetmen Dénes Nagy’nin “Dünyayı doğru değerlendirdiğimizi, hayattaki ödevimizi bildiğimizi sanırız. Bu algının nasıl da zayıf olduğunu göstermek istedim.” sözleriyle tanımladığı yapım, çarpıcı sinematografisiyle II. Dünya Savaşı filmlerini hep aynı cepheden izlemekten sıkılanlar için iyi bir alternatif.

Bekâretin Sonu / Death of A Virgin and the Sin of Not Living

Lübnan’da yaşayan ergenlik çağında dört delikanlının, bir seks işçisi ile ilk cinsel deneyimlerini yaşamak için çıktıkları yolculuğu konu alan Death of A Virgin and the Sin of Not Living, dünya prömiyerini 2021 Berlin Film Festivali’nde yapmıştı. Lübnanlı yönetmen George Peter Barbari, filme esin kaynağı olarak kendi 15 yaşındaki deneyimlerini esas aldığını söylese de bakir dört delikanlıyı oynaması için seçilen yaşı geçkin kast, filmin gerçeklik duygusunu paramparça ediyor.

Sansür / Censor

80’lerin B-filmi estetiğiyle çekilen korku filmi Censor, slasher filmlerinin aşırı şiddet içeren sahnelerini kesmekle görevli bir kurgucunun etrafında gelişiyor. Prano Bailey-Bond’un ilk uzun metrajı olan film, David Lynch’in kült işi Lost Highway ile David Cronenberg’in sıra dışı yapımı Videodrome’dan izler taşıyor. Uluslararası Yarışma kategorisinin en güçlü adaylarından olan ve türü seven izleyiciler tarafından çokça övülen filmi, şiddet sahnelerine duyarlı sinemaseverlere önermiyoruz.

Madalena

Brezilya’da yaşanan trans cinayetleri ekseninde şekillenen Madalena, daha önce kısa filmleriyle dikkat çeken yönetmen Madiano Marcheti’nin ilk uzun metrajlı yapımı. Film, sinematografik olarak göz doldursa da yönetmen, fikrini ne yazık ki tekniğine kurban etmiş. Programın Uluslararası Yarışma bölümünde gösterilen filmi, istemesek de Brezilya sineması adına kaçırılmış fırsatlar listesine ekliyoruz.

Ulbolsyn

Adını filmin baş karakterinden alan Ulbolsyn, Kazakistan kırsalında bir kasabanın şifacısına kuma yapılmak üzere alıkonulan, 16 yaşındaki kız kardeşini kurtarmak için mücadele eden bir kadının hikayesini konu alıyor. Filmlerinde genellikle memleketi Kazakistan’ın erkek egemen dünyasını işleyen yönetmen Adilkhan Yerzhanov’un, “Kadınlar bana her alanda erkeklerden daha kuvvetli gibi gelmiştir. Bu filmde güçlü bir kadın baş kahraman yaratmaktan çok memnun oldum.” cümleleriyle tanıttığı yapım, dram ile kara komedi türleri arasında gidip geliyor.

Pilotun Karısı / Copilot

Programın Çiçek İstemez bölümü kapsamında gösterilen Almanya-Fransa ortak yapımı Copilot, Almanya’da tıp eğitimi alan Türk kökenli bir kadın ile Lübnanlı göçmen bir erkek arasında yaşanan tutkulu aşk hikayesini konu alıyor. Genellikle Türk kökenli göçmen kadın rollerinde izlemeye alıştığımız Canan Kır, Aslı rolünde yine alışıldık güçlü performansını sergiliyor. Alman kadın yönetmen Anne Zohra Berrached, farklı etnik kökenlerden gelen iki insanın ilişkide yaşayabileceği zorluklara odaklanarak naif bir film ortaya çıkarmışken, sebebini anlayamadığımız bir şekilde hikayesini küresel bir komploya bağlayarak filmini zorlama bir finale sürüklüyor.

Çarkıfelek / Wheel of Fortune and Fantasy

Odağına rastlantıları, seçimleri ve pişmanlıkları alan Çarkıfelek, tamamen diyaloglar üzerine kurulu naif bir romantik dram. Japon yönetmen Ryûsuke Hamaguchi, “Sihir (Ya da daha az rahatlatıcı bir şey)”, “Kapı Ardına Kadar Açık” ve “Bir Kez Daha, Moka” adlı üç kısa metrajı filminde bir araya getiriyor. Kısa filmlere olan düşkünlüğüyle bilinen yönetmen farklı kadınlarda iz bırakan üç ilişki ile tesadüflerin ve seçimlerin bazen sandığımız kadar farklı olmadığını gözler önüne seriyor.

Ormana Hoş geldiniz / Terrible Jungle 

Programın Antidepresan bölümü kapsamında gösterilen tek filmi Terrible Jungle, annesinin gölgesinde yaşamaktan bıkan bir antropoloğun, ormanın derinliklerinde kimliğini bulma yolculuğunu konu alan oldukça eğlenceli bir yapım. Yönetmen koltuğunu Hugo Benamozig ve David Caviglioli’nin paylaştığı filmde dominant anne rolünde Catherine Deneuve’yi izliyoruz.

HENÜZ YORUM YOK