Tales from the Loop, Ohio’nun Mercer şehrinin altına, evrenin sırlarını araştırmak ve çözmek için inşa edilmiş, yerel halkın Döngü adını verdiği “Deneysel Fizik Merkezi” yüzünden bölgede yaşayanların maruz kaldığı doğaüstü olayları konu ediyor.

Dizi, kesişen hayatlar üzerine kurulu. Her bölümde başka bir karakterin hikayesine tanıklık ediyoruz. Bölge halkı öyle ya da böyle Döngü’den etkileniyor ve farklı deneyimler yaşıyor. Bir bölümün başkarakteri, diğerinde yoldan geçen biri olarak görünüyor belki ama hepsi birbirine en azından coğrafi olarak bağlı ve git gide kesişim kümesi büyüyor. Ayrıca her bölüm, bilimkurgu hayranlarını sevindirecek farklı alt türlerde eserlere dönüşüyor. İlk bölüm Dark (2017-2020) tarzı bir zamanda yolculuk, ikinci bölüm dokunaklı bir beden değişimi hikayesi sunuyor örneğin. Üçüncü bölüm, birlikte olabilmek için zamanı durduran aşıkları konu ediyor ve dizi böyle sürüp gidiyor.

Türkçede İthaki tarafından Döngü’den Hikayeler ismiyle yayınlanmış kitaptan uyarlanan projenin hem kamera arkasında hem de önünde tanıdık isimler var. Örneğin; Mark Romanek imzalı ilk bölümün başrolünde (ve gerektikçe diğer bölümlerde) Rebecca Hall oynuyor. Dördüncü bölüm Wall.E ve Kayıp Balık Nemo’nun deneyimli yönetmeni Andrew Stanton’a emanet edilmiş. Final bölümündeyse Jodie Foster’ın ismini görüyoruz.

Ses bandıyla da büyüleyen, birinci sınıf bir prodüksiyonla hayata geçirilmiş bu akılda yer edici hikayeler, dizi bittiği anda baştan başlamak isteyebileceğiniz kadar güzeller. Gelin bazı bölümlere daha detaylı bakalım.

Üçüncü bölüm Statis, birlikte olabilmek için, buldukları ufak cihaz yardımıyla zamanı durduran aşıkları konu ediyor. May ve engelli Ethan, çevre baskısı nedeniyle birlikte vakit geçiremeyen iki genç. Bir düğmeye basarak herkesi dondurabileceklerini, zamanı durdurabileceklerini keşfediyorlar. Önceleri eğlenceli görünen, kasaba meydanında seks yapabilecek kadar özgürleşmelerini sağlayan bu deneyim, zaman geçtikçe hiçbir şeyin durağan kalamayacağını anlamalarıyla sarsılıyor. Yaşananların o an değerli olduğunu, geçmişte kaldıklarında anı olarak mutlu edebileceğini fakat hep o anda yaşamanın düşündüğümüz kadar hoş bir şey olmayacağını öne süren bölümün yönetmeni, The Tudors ve Public Enemies’de çalışmış Dearbhla Walsh.

Dördüncü bölüm Echo Sphere, ismini atıl durumdaki eski püskü bir küreden alıyor. Ne var ki içine doğru uzanıp seslendiğinizde yankı yapıyor ve on yıllar boyunca sesinizin nasıl değişeceğini duyuyorsunuz. Böylece ne kadar ömrünüz kaldığını da aşağı yukarı öğrenebiliyorsunuz. Döngü’nün kurucularından Russ Willard, torunuyla birlikte küreye seslendiğinde yankı duymuyor ve küçük çocuğun ölümle yüzleşme süreci başlıyor. Ailenin en genç ferdiyle, sayılı günleri kalmış büyükbabanın sıcacık ilişkisi, yaşamın en acı gerçeği olan ölümün gelişiyle sona ermek zorunda. Cole’a bunu anlatmak, anlamasını ve kabullenmesini beklemekse, bölümün yürek burkan kısımları. Bilimkurgu öğesinin zarif kullanımının açtığı kapıdan, etkileyici bir gerçekliğe ulaşılmış.

Beşinci bölüm Control, Peaky Blinders, The Terror ve Legion gibi dizilerden tanıdığımız Tim Mielants’a emanet edilmiş. Bu bölümde, bedeni bir hastane yatağında çürürken, zihni Jakob’un vücudunda varlığını sürdüren Phil’in babası Ed, evin etrafında gezindiğini düşündüğü tehlikeyle başa çıkabilmek için mücadeleye girişiyor. Maddi sıkıntılar nedeniyle tamir edemediği elektrik panosu, işitme engelli küçük kızının gelişmiş duyarlılığı ve avans çekerek aldığı robottan güvenlik için medet ummasıyla, işler onun için hepten zorlaşıyor. Aile babası olmanın, sevdiklerini güvende hissettirebilmenin zorluklarına değinen bölüm, ataerkil ezberlere yaslanıp tuzağa düşmeden, sıcak ve duygusal olmayı başarıyor.

Üç kişilik eşcinsel bir aşk hikayesi anlatan 6. bölüm Parallel, Döngü’de güvenlik görevlisi olarak çalışan Gaddis’in bir gün bozuk bir traktör, içinde de çekici bir erkeğin fotoğrafını bulmasıyla başlıyor. Bir yandan traktörü tamir etmeye çalışırken, bir yandan da fotoğraftaki yüze âşık oluyor. O sıralar kasabaya yeni taşınan ve ilgisini açıkça belli eden başka bir erkeğiyse yok sayıyor. Traktör çalışınca Gaddis kendini, daha iyi bir yaşam sürdüğü paralel bir evrende kendisini buluyor. Bu alternatif gerçeklikte yalnız değil, mutlu. Yine kuş gözleyen, müziğe aşık, entelektüel biri ama bu kez yanında, fotoğraftaki yakışıklı, Alex var. Bu mutlu ilişkiye nasıl dahil olacağını bilemeyen Gaddis’in utangaç bocalamaları ve çiftin ona evlerini açması, durumu içinden çıkılmaz hale sokuyor.

Dokuzuncu bölüm Enemies, alternatif bir Quasimodo hikayesi üzerinden George’un kolunu nasıl kaybettiğini anlatıyor. Ortalama seyir zevkini düşürmese de içeriğiyle en zayıf bölüm.

Jodie Foster’ın yönettiği final bölümü Home ise hikayelere bir tür “son” veriyor. Kesin bir son değil bu çünkü “döngü” sürüyor. Peki, nedir bu döngü? Yaşam. Yaşam bir döngüdür diyor dizi, büyüdüğümüz evde bir gün başkaları yaşayacak, okula gittiğimiz yollardan başka çocuklar yürüyecek, süresini tamamlayan insanlar ölüp yerine yenileri gelecek. Değişim doğanın bir parçası, zamanı durdurmaya çalışmayın ve yapabiliyorken tadını çıkarın… Çok geç olmadan.

Tales from the Loop’u Amazon Prime Video’da izleyebilirsiniz.

HENÜZ YORUM YOK