BBC Two dizisi Giri/Haji (Duty/Shame) Japonya ve Londra sokaklarında geçen, karakter dramatizasyonu aksiyonuna ağır basan bir Yakuza hikayesi. Sekiz bölümün de yazarı Joe Barton’un dediği gibi, bir cinayetin yarattığı kelebek etkisinin iki şehre yansımalarını konu ediyor. Dizi, ortak yapımcı Netflix’in Türkiye platformunda şu sıralar görebileceğiniz en orijinal iş.

Joe Barton uzun süre ajanslar tarafından geri çevrilmiş bir yazar. Başvurularına dönülmemiş, e-posta’ları dikkate alınmamış ve gönderdiği senaryolar okunmadan iade edilmiş. Bu şekilde geçirdiği üç başarısız yılın ardından yapımcıların tek başına sekiz saatlik bir dizi yazmasına izin verdiği biri olarak, yazar olmak isteyenlere “dil bilgisine dikkat edin” diye öğüt veriyor. Elbette Giri/Haji’nin tek meziyeti yazım denetiminden başarıyla geçmesi değil. Karşımızda Japon kültürünü İngiliz karşıtlığıyla birlikte sunup başarıyla yansıtan, vurdulu kırdılı sahnelere dolgu olmanın ötesine gidemeyen karakterler yaratmak yerine onları derinleştiren ve bağ kurmamızı sağlayan, yan hikayelerle dağılmayıp ateşi besleyen ve aileyi kutsarken klişeleri tekrarlamayıp seyircinin içini ısıtan bir senaryo var.

Hikâye kısaca şöyle: Japonya’da Yuto yanlış bir karar veriyor ve polis ağabeyi Kenzo onu kurtarmak için başka bir yanlış karar veriyor. (-Biz kötü insanlar değiliz, kötü kararlar veriyoruz. -İkisi gerçekten birbirinden farklı şeyler mi?) Daha sonra Londra’da bir cinayet işleniyor ve Kenzo Yakuza tarafından Yuto’nun işlediği düşünülen olayı araştırmaya gönderiliyor. Kenzo’nun kızı Taki de babasının peşinden gidiyor ve kısa sürede memleketinde neden hiç arkadaşı olmadığını anlıyor. Böylece emniyet güçleri, Japon ve İngiliz mafyası ve Kenzo’nun üç kuşak ailesini içine alan olaylar başlıyor. Sürprizleri bozmamak için bu kadar bilgi yeterli sanırım.

İlk bölümler mafya, polisler, intikam ve parayla ilgili görünse de ilerleyen dakikalarda Giri/Haji’de, Wong Kar-Wai’nin de ilgisini çekebilecek görünen bir imkânsız aşk hikayesine tanık oluyoruz. Dağılmakta olan aileler, bağlar ve parçalanmış ailelerin yeniden bir araya gelme çabalarının gölgesinde yeşeren bu imkânsız aşkın ekran süresi kısıtlı fakat etkisi muazzam. Bu kalp kıran aşk hikayesini mafya hesaplaşmasını unutturmadan sunan Giri/Haji bir yandan da büyüme öyküsü (coming-of-age story) anlatmayı, shomin-geki aile draması olmayı, biraz İngiliz mizahı yapmayı ve hatta Soho’daki LGBTİ+ dünyasına bakış atmayı başarıyor. Tüm bunları malzemeleri orijinal tadını yitirmiş bir çorba olarak değil, tadım menüsü gibi getiriyor üstelik.

Yazım kısmını övmeye doyamadığımız Giri/Haji’nin iki yönetmeni de sınıfı geçiyor. Bölüm başlarındaki özetlerin suluboya tablolar gibi tasarlandığı dizi flashback sahneleri aspect ratio oranıyla oynayarak sunuyor. Ekran bölme, paralel kurgu, zamanda sıçramalar ve non-lineer anlatımla birlikte zihninizi her daim meşgul edecek bir görsel anlayışla inşa edilmiş dizi Uzak Doğu=Neon Işık denklemine yüz vermeyerek de kalbimizi kazandı.

İngiltere’de ufak çaplı bir sansasyon yaratan Giri/Haji ne yazık ki ABD başta olmak üzere diğer ülkelerde ilgi görmedi. Alternatiflerin çokluğu ve -ABD özelinde- yarı yarıya altyazılı olması buna sebep gösteriliyor. Tür kırması oluşu ve ilk bölümlerde mafya dizisi bekleyenleri hayal kırıklığına uğratacak temposu da pazarlama konusunda işlerine yaramamış görünüyor. Kolayca başka bir diziye benzetilemiyor oluşu da hedef kitlesini bulmasını engelleyen sebeplerden. Yine Joe Barton’un röportajında şakayla karışık söylediği gibi “Peaky Blinders, Lost in Translation’la buluşunca” diye tanıtılsa bile her yakıştırmanın biraz eksik kalacağı, kendi dokusu ve ruhu olan bir iş var karşımızda. Sadece son bölümdeki gerçeküstü bale sahnesi için bile şans vermenizi tavsiye ediyorum.

Not: Bu yazının yayınlandığı gün Giri/Haji Rotten Tomatoes puanı 100/100 olan 10 Netflix dizisinden biriydi.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA