Foxcatcher Takımı (Foxcatcher): Kan Sporu

FOXCATCHER

Capote ve Kazanma Sanatı (Moneyball) filmleriyle ismini duyuran Bennett Miller’ın üçüncü uzun metraj denemesi Foxcatcher Takımı (Foxcatcher) 22 Şubat gecesi sahibini bulacak olan 87. Akademi Ödülleri’nde ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi Özgün Senaryo’ başta olmak üzere 5 dalda Oscar’a aday olarak şimdiden büyük bir başarı kazandı. Ayrıca Miller’a bu seneki Cannes’da ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü de kazandıran film, Amerikan aristokrasisinin önde gelen ailelerinden du Pont’ların varisi John’un güreş sporuna duyduğu saplantılı tutkuyu ve bu saplantının yol açtığı sonuçları ‘spor janrı’ndan çok uzak bir minvalde hikâye ediyor.

Ercan Dalkılıç (2) Ercan Dalkılıç

Konu çok basit aslında; Amerikan değerlerinin yüceliğini korumak amacıyla bir güreş takımı kuran John du Pont (Steve Carrel), dünya ve olimpiyat şampiyonu Mark (Channing Tatum) ve Dave Schultz (Mark Ruffalo) kardeşleri takımına katmak istiyor. Önce küçük kardeş Mark, Foxcatcher’a katılmayı kabul ediyor, sonra da Dave… Tabii kağıt üzerinde ‘zafer hikayesi’ gibi başlayan film, eksendeki üç karakteri de yaralayacak ve –mezarlık ve hapishanenin de içinde olduğu- bambaşka taraflara savuracaktır.

FOXCATCHER

Bennett Miller’ın ilk filmi Capote‘den bu yana yarattığı sinema dilinin en büyük özelliği; bağımsız, daha çok Avrupa sinemasında görebileceğimiz bir dille, konvansiyonel, büyük Amerikan hikâyeleri anlatmaya soyunması. Bu dingin, usul usul ilerleyen dahası konvansiyonel sinemanın anlatım kalıplarıyla da oyuncaklı bir dil kuran sinema, Miller’ı bütün diğer Hollywood yönetmenlerinden ayrı yere konumlandırıyor şüphesiz. (Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü alması da tesadüf değil bu sebeple.) Foxcatcher Takımı’nda da aynı şeyi yapıyor Miller; klasik bir “sıfırdan zirveye” hikayesi izleyecekmişçesine koltuğuna kurulan izleyiciyi, önce iki kardeşin arasındaki psikolojik karmaşaya çekiyor, sonrasında da John du Pont’u potaya alarak bu çatışma ağını genişlettikçe genişletiyor. Öyle ki, du Pont’un annesiyle arasındaki kronik sorunlara değin uzanan bu psikanalitik örgü, sinema tarihinde eşine benzerine pek rastlanamayacak türden bir griftliğe sahip.

Amerikan ağır sanayiinin devi olan du Pont’lar, Amerika’nın kuruluşunda da bizzat yer almış. Girişte bizi bu bilgiyle karşılıyor film; John’u da birkaç sahnede silahlarla, tanklarla haşır neşir görüyoruz. Yalnız bu yan öğle çok eklektik, iğreti bir şekilde durmuş dramada. Hatta bu sahnelerin ufak çapta bir militarist gövde gösterisi olduğunu dahi söyleyebilirim kendi adıma. Evet, belki alegorik olarak katkıda bulunuyor olabilir filme, yalnız bu kadar kör gözüm parmağına alegori de rahatsız edici açıkçası.

FOXCATCHER

Peki, Foxcatcher Takımı, Amerikan burjuvazisinin bir eleştirisi mi? Bence tam olarak değil… Amerikan burjuvazisi filmde anne du Pont ile sembolize ediliyor açık biçimde. Bir kale gibi duran anne, kusurlarına rağmen deyiş yerindeyse, şairin dediği gibi “ayakta ölüyor.” Dolayısıyla filmde John’un üzerinden bir sağaltım gerçekleştiriliyor sanki. Bütün faturayı John’a kesen film, annesinin ölümünden sonra –ataları azat ederek işaret edildiği üzere- gücü eline geçiriyor ama ne yazık ki ‘Amerikan burjuvazisine layık bir evlat’ olamadığını anlıyoruz finalde.

En İyi Yönetmen, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Mark Ruffalo) ve En İyi Makyaj dallarında Oscar’a aday olan Foxcatcher Takımı senenin en büyük prodüksiyonlarından biri. Bu beş adaylıktan kaç Oscar çıkaracağını tahmin etmek şu anda hayli güç ama Hollywood’un ‘komedi yüzü’ olarak tanınan Steve Carrel’ın John du Pont karakterinde ortaya koyduğu oyunla ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dalında oldukça iddialı olduğunu belirtebiliriz.

foxcatcher takımıFoxcather Takımı (Foxcatcher)

Yönetmen: Bennett Miller

Senaryo: E. Max Frye, Dan Futterman

Oyuncular: Steve Carrel, Channing Tatum, Mark Ruffalo

Yapım: 2014 / ABD / 129 dk.

 

 

 

 

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin