Uygarlık tarihi ile ilgilenmeyi, okumayı, fikirler üretmeyi seven sinemasever statüsünden beni etkileyen 3 filmden bahsetmek istiyorum.

İnsan denen oluşum, bildiğimiz varlığına avcı toplayıcı – konar göçer olarak başladı. Hangi ara ve nasıl var olduğunu iki kanaldan biliyoruz; biri evrim, diğeri cennetten kovulma miti. İşte bu cennetten kovulma miti bilim kurgu sinemasında güzel fikirlerle yer buluyor ve bulmaya da devam edecek gibi görünüyor. Mantığımıza sığmayan mitleri bilimsel zeminde, mantıklı bir yerlere konumlandırmaya çalışıyoruz. Passengers’da tam bir eşleştirme ile bir Adem ve Havva hikayesine tanıklık ediyoruz. Yeni dünyalar arayan insan, iki ya da üç nesli kapsayacak bir yolculuğa çıkıyor. Passengers’da hedef yolcuların Dünya’dan ayrıldıkları haliyle yeni dünyaya varmaları. Pek tabi olarak medeniyeti de yanlarında götürüyorlar, neyle karşılaşacaklarını pek bilmeden başka bir dünyada bizim Dünya tipi bir medeniyeti yanlarında taşıyorlar. Film, yolculuğu anlatıyor ama ben direkt, yeni dünyada medeniyeti nasıl başlatırlardı kısmını da izlemeyi arzu ediyorum ama henüz o aşamaya gelemedik. Henüz sadece yolcuğu ve yolda başımıza gelebilecekleri hesaplıyoruz gibi.

Her neyse, Passengers’da Adem yarı yola gelmeden uyanır ve kendine bir Havva seçer, Havva’nın uyanışı kaburgadan çıkar gibi ama Adem, Havva’yı büyütmek, yetiştirmek zorunda kalmaz. Mantıklı olan da bu gibi lakin mitolojide mantık aramak da pek mantıklı değil esasen, yine de düşünceleri durduramıyoruz. Mite göre Havva, Adem’in kaburgasından bebek olarak mı çıktı merak etmeden duramıyorum! Filmde Havva kapsülden güzel bir kadın olarak uyanır, üstelik bu kadın Jennifer Lawrence’dır, fazlasıyla güzel. Şimdi de “gerçek” Havva’nın ne kadar güzel olduğunu ya da olmadığını merak ediyorum.

Evet, Havva kapsülden çok güzel bir kadın olarak çıkar. Havva’nın da gelişi ile uzay gemisi cennete dönüşür. Çünkü zaten misyonu Adem’in yalnızlığına, can sıkıntısına son vermektir! Sonrası, limitsiz yemek, limitsiz eğlence, kaygısız ve sorumluluk gerektirmeyen bir yaşam. Dünya’dan ayrılan, yeni dünyaya yol alan iki yetişkin için tam bir cennet yaşamı. Arada birtakım facialar yaşanacak olsa da hikâyenin odak noktası Adem ve Havva miti ve bunu perdede bir bilimkurgu filmi olarak izlemek yazarınız için oldukça hoş bir deneyim oldu.

Passengers’dan, bir başka duygu ve düşüncelerimi etkileyen filme geçmek istiyorum, Pandorum!

Yazmaya başlarken, taze taze izlediğim Voyagers hedefimdi lakin Passengers ve Pandorum ile ortaklaştırarak yazmayı seçtim. Pandorum’daki yaratık kavramını, bu yöndeki çatışmayı, yaratık sevmez sinemasever olarak çok çekici bulmadım ancak uzun uzay yolcuğu, karanlık, sessizlik, kaygı ve evrim boyutu ilgi çekiciydi ki Pandorum’un da odak noktası bu idi. Her oluşum, koşullarına mutlaka uyumlanacaktı ve yaratık olarak tanımladığımız bu canlılar da hayatta kalmak için elbette çabalayacaktı! Pandorum’un, bilgisayar oyunlarına benzer aksiyonundan da çok hoşlandığımı söyleyemem, ama sorun yok, her yapıt kendi içinde bir bütündür. Beni en çok cezbeden detay ise filmin en umursamadığı finali oldu ve film en heyecanlı yerinde bitti çünkü tüplerden çıkan bir avuç insan karaya çıktıklarında Sineklerin Tanrısı kontrolü ele geçirecekti ve esas aksiyon oradan sonra başlayacaktı.

Pandorum’un gemisi okyanusun zeminine çöktüğünde görüyoruz ki suda hayat başlamış bile, o anlar yazarınız için heyecan vericiydi.  O gezegenin kendi doğasında karada insansı bir hayatı başlatması yüz, belki milyon yıllar sürecekken biz, biz insanlar o coşkulu şelaleleri, yeşil alanları bozmadan durabilecek miydik? Sanırım en çok görmek istediğim kısım da o andan sonrası çünkü Sineklerin Tanrısı kontrolü ele aldığında insanın insanlıktan çıkması kaçınılmaz. Pandorum’un insanları karaya ayak basar basmaz lider çatışması çıkacak, taraflar ayrışacak, mülkiyetçilik başlayacak, tarım, hayvancılık, yerleşik hayat derken artı ürün alınacak ve artı ürün muhafazası için bir takım görünmez, bilinmez varlıklar ile yağmacılar tehdit edilecekti. Artı ürün depolarında görevlendirilen muhafızlar da depoları tapınaklara dönüştürerek tarihe yön verecekti. Böyle uzun soluklu bir sinema serüveni ne kadar hoş olurdu.

İşte Voyagers’ın uzaylısı da o tehdit, oldukça akıllıca, fitneci liderin yaslanacağı ilk şey, olmayan tehdidi öne sürerek kitleleri peşinden sürüklemek değil mi? Dürüstçe; birlik olalım, iş bölümü yapalım, elimizdeki sınırlı yiyeceği ziyan etmeyelim, eşit paylaşalım diyen bir lider hiçbir topluluğa cazip gelmez. Neden? Tehdit, daha samimi ve gerekçi olduğundan mı? Silah ve yemek kimdeyse korku imparatorluğu kuracak ve düşman olarak işaretlediklerini yok edecek / ettirecek, bu yok edişle dolaylı olarak kendi topluluğunu da tehdit edecek ve liderliğini korumak için yalandan kaçınmayacak olan odur.

“Yoksa uzaylı senin içine mi girdi?”

Bu politik çıkış tarihin her döneminde işe yaradı. Çünkü taraf değilsen uzaylısındır!

Son tahlilde, Adem ve Havva mitinden, insanın Dünya’ya geliş hikayesine ve Sineklerin Tanrısı’nın bilimkurgu versiyonlarını izlemek hoş bir deneyim.

Keyifli seyirler.

HENÜZ YORUM YOK