13 Dakika, İlişki Durumu: Kaçamak ve Ziyaret Filmleri

Elser (13 Dakika)

elser-film-plakat1-2-DA92-7C53-F5C2Diana”,”Der Untergang” ve “Das Experiment”(2001) ile adını ezberleten Oliver Hirschbiegel’in son filmi Elser (13 Dakika), II. Dünya Savaşı yıllarında Adolf Hitler’e suikast girişiminde bulunan fakat amacına 13 dakikalık bir aksaklıktan dolayı ulaşamayan Alman Georg Elser’in hayatı ve bu girişimini anlatıyor.

Film Elser’in (Christian Friedel) suikast girişimi, geçmişi ve girişim sonrası dahil olduğu soruşturma süreci olarak üçe ayrılıyor. Bugün ve dün kavramlarının iç içe anlatıldığı filmde soruşturma ve suikast benzer kademelerle ilerliyor. NSDAP ile başlayan özgeçmişinde bir Alman olarak Elser’in neden Hitler’e karşı bir nefret duyduğu açıklanırken, soruşturma sürecinde NAZI Almanya’sındaki disiplinli ve sistematik polis gücü (durumun kritikliği açısından SS gücü de denebilir) anlatılıyor.

Elser’in Hitler’e duyduğu nefret, ideolojik olmanın çok daha ötesinde insani boyutta. Elser Hitler’in şahsına bir nefret duymuyor, yalnızca lider olarak taşıdığı anlamlardan rahatsız oluyor. Almanya’yı bir seri katil haline getiren bu adamı öldürmenin her şeyi sonlandırmayacağının, Almanlara enjekte ettiği ideoloji ve değerlerin kaybolmayacağının bilincinde olarak, yalnızca lidersiz SS’lerin ne yapacağını bilemeyip katliama, savaşa ve öldürmeye ara verecekleri inancı içinde bu suikastı planlıyor. Yani daha fazla insan ölmesin diye bir insanı öldürme gibi etik anlayışa ters bir durumdan değil, insanlar ölmesin diye bir sembolü yok etmekten söz ediyor Elser.

Filmin bir diğer boyutu olan soruşturma, kendi içinde ikiye ayrılıyor. Bunlardan ilki Elser’e yapılan işkencelere, onu konuşması için zorlamalara dairken bir diğeri ise basının nasıl manipülatif kullanılabileceğine ilişkin. Soruşturma süresince Elser’e uygulanan işkence yöntemleri disiplinli bir sistem ve planlama içinde işliyor. Acı eşiğinin sınırına kadar gelen fakat o sınırı aşmayan yöntemler aslında bir yandan insani sayılabilir, özellikle de Führer’e karşı yapılan bir eylemin sonucu olarak kabul edilebilir nitelikte. Fakat işin asıl korkunç yanı, basının nasıl yönlendirildiği. Hitler’in basını nasıl kullandığı her zaman bilinmiştir. Propaganda dolu çekimler, reklamlar, afişler… Bir beyin yıkamanın ürünleri, kanıtları hepsi. Elser de bu oyunun bir parçası haline getiriliyor. Çekilen fotoğraflarla bu “vatan hainine” nasıl insancıl yaklaşıldığı gösterilerek bu girişimden büyük bir yarar sağlamayı, propagandasını güçlendirmeyi başarıyor NSDAP.

Elser bir hikayesiyle bile ilgi çekmeyi başarıyor. Hitler’e karşı yapılan bir suikast girişiminin –ki bu girişimi yalnız başına gerçekleştiriyor– yanı sıra Elser’in motivasyonu ve sahip olduğu değerler de filmin önemli, evrensel yanı. Fakat benim asıl ilgimi çeken soruşturmanın işleyişi oldu. Böylesi bir olayda bile tarzından taviz vermeyen SS’lerin bu korkutucu insanlığı beni kendine hayran bıraktı. Kısacası değerli bir film, hem tarihsel hem de evrensel anlamdaki önemiyle çok değerli bir biyografi.

She’s Funny That Way (İlişki Durumu: Kaçamak)

Shes-Funny-That-Way-UK-Quad-PosterPeter Bogdanovich imzalı She’s Funny That Way (İlişki Durumu: Kaçamak) başrolünde Owen Wilson ve Imogen Poots’un (Need For Speed filminden hatırlayanlar olacaktır) olduğu bir romantik komedi. Beş erkek ve üç kadının birbirleriyle olan karmaşık ilişkilerinin yarattığı kaos ortamını anlatan film, Isabella Patterson (Poots) adlı karakterin nasıl aktris olduğunu anlatan bir röportaj üzerinden gidiyor.

Karmaşık ilişki ve olaylar zincirinin adım adım çözülmez bir sona yaklaşmasını işleyen film, temposunu bu kaosun yarattığı gerilimden alıyor. Dört ana karakter, dört yan karakter üzerinden giden yapım 93 dakikalık süresine bu kadar çok karakteri sığdırmaya çalışırken kimi noktalarda ritmini kaybetse de izleyicide uyandırdığı merak duygusuyla kendini izletmeyi başarıyor.

İlk bakışta sıradan bir rom-com gibi görünen film (Jennifer Aniston ve Owen Wilson’ın sinema geçmişleri böylesi bir önyargı için yeterli sayılabilir) ilerledikçe bu havasından sıyrılıyor. Birçok nedene bağlanabilecek bu farklılığı yaratan etkenler arasında ilk olarak Aniston’ın hem imaj hem de oynadığı karakterle alışıldık görüntüsünün çok dışındaki performansı geliyor. Karakteriyle psikolojik danışmanların deformasyonuna ve bir “insan” olarak işlediği kusurlara atıfta bulunan film, asıl eleştirisini bir romantik komedi olarak mutlu sonla biten “turistik” şöhret olma hikayelerine ve “yalan” mucizelere ironik yaklaşımıyla yapıyor. Bu eleştirisinde birçok referanstan faydalanan filmin belki de en büyük sıkıntısı, artık klişeleşen sanatçı tayfası olarak da anabileceğimiz oyuncu ve yazarlar üzerinden gidiyor olması. Her ne kadar romantik komedilere, yani Realizm’den ziyade Romantizm’e dayanan düşünce yapısına yönelse de artık farklı karakterlerin, farklı mesleklerin de bu türde filmlerde yer alması gerekiyor. Herhangi bir gerçekçilik iddiası olmasa da türün gelişimi açısından yavaş yavaş realist karakterlerin bu türe küçük rollerle sokulması lazım.

Bütün bu meselelerin yanında film temelde fahişeliğe odaklanıyor. Fahişeliği bir meslek dalı olarak ele alan, bu mesleğin insanlara yardım ettiğini savunan film; röportaj sırasında da, filmdeki tiyatro oyununda da, kendi işleyişinde de bu vurguyu iyice yaparak bu mesleğe alternatif bir bakış açısından yaklaşıyor. Ele aldığı sorunlarla izlenir bir nitelik kazanan, hikayesiyle belli bir tempoyu yakalayan film, izleyiciye keyifle geçecek 93 dakika sunuyor.

The Visit (Ziyaret)

Screen-shot-2015-04-19-at-3.42.09-PM-620x400

“The Visit” (“Ziyaret”) değişmeye başlayan korku/gerilim filmi algısının yeni örneklerinden biri. Gerilimli bir komedi olarak nitelendirilebilecek film insanı gerçeklikten tümüyle koparmayan konusu, seyir keyfini arttıran mizahi unsurlarıyla etkileyici bir yapım.

Becca (Rebecca) ve Tyler, hiç tanımadıkları anneanne ve dedelerini görmek için bir haftalığına yanlarına gider. Annesinin, kendisinin ve erkek kardeşinin dahil olduğu bir belgesel çeken Becca için bu ziyaret bir fırsattır, zira annesinin neden genç yaşta evden kaçtığını ve neden anne babasıyla ilişkisini kestiğini merak etmektedir. Keyifli başlayan ziyaret, Becca ve Tyler’ın evdeki gariplikleri fark etmesiyle gerilimli bir havaya bürünür. Anneannelerine günbatımı hastalığı (filmin Almanca adı da bu sebepten ötürü Sundowning) teşhisi konulduğu bilgisiyle mantıksal bir açıklamaya kavuşan bu garipliklerin devam etmesi ise Tyler ve Becca’nın merakını körükler. Sonunda iki kardeş gerçeği öğrenmeye karar verir.

Konusu korku filmlerini andırsa da The Visit filmi tümüyle gerilim üzerine kurulmuş bir komedi. Her ne kadar sahte belgesel havasını tümüyle yansıtamasa da, bu konuda mantıksızlıklarla doluysa da filmin mizahi yanını güçlendirdiğini söylemek gerekli. Zira Becca ve Tyler arasındaki diyaloglar gerçekçiliğin yanı sıra iki kardeş arasındaki atışmaların ve anlaşmanın yarattığı eğlenceli bir atmosfer de sağlıyor. Oyunculuk adına vaatlerde bulunmayan filmin en büyük artısı, alışkanlık gereği izleyicinin kendini korkmaya hazırladığı noktalarda korkutmak yerine güldürmeyi tercih etmesi. İzleyiciye gülmeyi vaat eden filmler yerine korkuyu vaat edip güldüren yapımları tercih edenler için ideal.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA