Sararmış Sayfalarda Taze Kan Lekeleri: Giallo (Bölüm 2)

İtalyan Giallo sinemasını ameliyat masasında ifşa etmeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Murat Ocakcan

Giallo dosyamızın ilk bölümünü okumak için tıklayın…

Yeniden Bava…

Mario Bava, 1964 yılında İtalya-Batı Almanya ortak yapımı filmi Sei donne per l’assassino (Blood and Black Lace, 1964)’yu çeker. O dönemde Danimarkalı Rialto Film, Edgar Wallace uyarlamaları ile Alman sinema pazarına girmiştir. Krimi olarak adlandırılan bu filmler ciddi bir ticari başarı sağlar. Rialto Film, Edgar Wallace’ın Almanya’daki film haklarına sahip olması nedeniyle, pastadan pay almak isteyen yapımcı şirketler alternatif yollar aramaya başlar. Bava’nın Alman yapımcı şirketi, çekilecek filmin Edgar Wallace tarzına benzemesini ister. Önündeki mevcut örneklerin vasat bir yapısı olduğunu düşünen Bava, Krimi’nin kalıplaşmış unsurlarını geri plana atarak cinsellik ve korkunun baskın olduğu ve yine Hitchcock etkilerinin (özellikle Psycho) sıkça hissedildiği bir senaryoyla Giallo’nun alameti farikası katil prototipini yaratır.

 

Sei donne per l'assassino (Blood and Black Lace, 1964)

Katil ve Cinayetin Anatomisi

Bir moda evinde çalışan modellerin karmaşık ve gizli ilişkilerinin hikâyenin ana çıkış noktasını oluşturduğu filmde katilin ‘kostümü’ siyah şapka, eldiven, pardesü ve maskedir. Bava’nın modayı yakından takip eden bu icadı, cinayetlerin sahnelenmesinde Giallo yönetmenine büyük bir görsel imkan tanır. Böylelikle katilin kimliği açık edilmeden kurbanların katli ayrıntılı bir şekilde resmedilebilir. Cinayetin açıkça gösterilmesi, bu aşamaya gelene dek dağınık bir ilgiyle o meşum anın beklentisi içindeki seyircinin tatminini her filmde diri tutabilmek için farklı varyasyonlarla sunulur. Kurbanın bedeni bir araç yardımıyla kesilir, delinir, parçalara ayrılır. Kurbanı soluksuz bırakmak da (ip ya da kumaş parçası kullanarak, suda boğarak) epey revaçtadır.

Katili cinayete iten sebepler nelerdir? Anglo-Sakson popüler tarihinde ünü Kıta Avrupası’na kadar ulaşmış “öldürme eyleminin kendisinin amaç olduğu” seri cinayetlere benzer bir aşkınlık, Giallo katili için de düşünülebilir mi? Doğrusu katil hiçbir zaman yaşama dair ulaştığı felsefi çıkarımların etkisiyle ya da hiçbir sebebi olmadan elini kana bulamaz. Temel olarak katili suça iten nedenleri iki gruba ayırabiliriz. Bu sebepler katilin kurbanını seçmesinde de belirleyici rol oynar. Öncelikle katil, geçmişte ağır bir travmaya maruz kalmış olabilir. Baskı altında geçirilen çocukluk, yakınının zarar görmesi, aldatılma bunlardan birkaçıdır. Travmanın etkisiyle katil, ‘normal’ düşünme yetisini kaybederek saplantılı bir öc alma arayışına girişir. Geçmişte yaşanan travmalar başlığına cinsellikle ilgili olanları dahil edebiliriz (karşı cins tarafından aşağılanma, cinsel iktidarsızlık gibi); bununla birlikte toplum kurallarının ‘öteki’ saydığı cinsel kimlikler de tek başına katilin motifi olarak sunulabilmektedir (eşcinsellik, pedofili, transgenderlik vb). Yeri gelmişken belirtelim ki, ruhsal rahatsızlığın teşhisi ve tedavisinde geçmiş yaşantıları yol gösterici kabul eden psikanalizmin travma konusundaki görüşleri, cinayet bilmecesinin çözülmesinde pek çok defa yararlanılan bir kaynak olmuştur. Filmin görselliğini ve hikâye anlatımını psikanalizme yaptığı atıflarla kuran Dario Argento’nun gişe başarısının da, yapımcıları bu eğilime sahip filmleri piyasaya sürmekte cesaretlendirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. İkinci büyük grup, ekonomik nedenlerdir. Katil, yüklü bir parayı zimmetine geçirmek için cinayet planları yapmış olabilir. Para, miras yoluyla geçecektir ya da sigorta şirketinden talep edilecektir. Kirli çamaşırlarının ortaya çıkmaması için cinayete başvurması da olasıdır. Özetle katil ya sınıf atlamak ya da sınıfsal statüsünü korumak ister. Katili cinayete sürükleyen nedenlerin somut ve gözlemlenebilir olması, onun ölümlülüğünün (bir başka deyişle herkesin katil olabileceğinin) göstergesidir. Gotik korku, slasher gibi türlerdeki doğaüstü yeteneklere sahip katiller Giallo’da yoktur. Seyirci filmin sonunda yanındaki koltukta oturan kişiden farksız biriyle karşılaşır.

Görgü Tanığı (Testimone Oculare)

1970 yılında Dario Argento, ilk yönetmenlik denemesi L’uccello Dalle Piume Di Cristallo (The Bird With The Crystal Plumage) ile Bava’nın yukarıda sözünü ettiğimiz filmlerinde kullandığı amatör dedektif, görgü tanıklığı, maskeli katil öğelerinin tümünü birleştirerek klasik Giallo formunu yakalar. Krimi filmleri, Hitchcock ve Bava’dan miras aldığı bu öğeleri kullanırken Argento her birine kendi ‘gözünden’ bir şeyler katar. L’uccello Dalle Piume Di Cristallo’da kullandığı “görgü tanığının eksik-yanlış bilgisi”, diğer filmlerinde de hikâyenin sürüklendiği esas mecradır. Cinayete tanıklık eden kişi (genellikle amatör dedektif), kurbanın katli sahnesini yeniden hatırlarken zihninde eksik ya da yanlış bir görüntü döner durur. Argento bu oyunu Il Gatto A Nove Code (The Cat o’Nine Tails, 1971) filminde kör bir adamın duyduğu sesler üzerinden oynar.

‘Yanlış hafıza’, gördüklerini (duyduklarını) yeniden deşifre etmek için tanığı olay mahalline tekrar tekrar geri döndürecek ve cinayeti çözmeye itecek kadar rahatsız edicidir. Argento’nun görgü tanığı, Bava’nın ‘çok şey bilen kızından’ ziyade Antonioni’nin gerçeklik ve algı meseleleri üzerine düşünen 1966 tarihli Cinayeti Gördüm (Blow up) filmine daha yakındır. Argento, daha önce bahsettiğimiz gibi dış dünyayı yapaylaştırırken, karakterine de hatalı bir bilinç yükler. Ortaya çıkan bu çok katmanlı yeniden üretimde, seyircinin özdeşleşebileceği, dikkatini toplayabileceği ya da haz duyabileceği alanların yaratılması Giallo anlatısının bir anlamda ‘seyreltilmesi’ için şarttır. Katilin bakış açısından cinayet öncesinin ve cinayet anının izlenebildiği sahneler, Giallo’nun sunduğu sapkın doyumun seyirci tarafından içselleştirilerek filmin sonuna erişilebilmesini sağlayan ‘yemek araları’ ya da ‘ziyafetin ta kendisidir’.

Kırılgan Bir Nesne Olarak Kadın

Bir görgü tanığı olarak kadın teması, erkeğe nazaran daha hassas bir karaktere sahip olduğu düşüncesiyle Giallo sinemasında ‘yanlış bilinç’ için biçilmiş kaftandır. Pek çok filmde kadın ruhsal tedavi görür ya da böyle bir tedaviye ihtiyacı olduğu söylenir. Geçmişi ve yakın zamanda gördükleri üçüncü kişiler tarafından halüsinatif bulunur. Kadının hezeyanları filmin gizli haz anlarıdır. Onu düşkün vaziyette görmenin seyirciye cinsel bir zevk verdiği dahi söylenebilir. Yönetmen Sergio Martino ve senarist Ernesto Gastaldi işbirliğiyle çekilen, Lo Strano Vizio Della Signora Wardh (The Strange Vice Of Mrs Wardh, 1971), Il Tuo Vizio è Una Stanza Chiusa e Solo Io Ne Ho La Chiave (Your Vice Is A Locked Room And Only I Have The Key, 1972), Tutti i colori del buio (All The Colors Of The Dark, 1972) filmleri ‘zayıf kadın’ teorisinin başyapıtlarıdır. Burada Giallo’nun kadın düşmanı olup olmadığı sorulabilir. Martino ve Gastaldi’nin kadına yönelik şiddeti, kadını zayıf görmesi ve onu açıkça bir istismar nesnesi olarak sunması kadın düşmanlığı konusunda kuvvetli şüpheler uyandırıyor. Dario Argento da, kadın karakterlerine uyguladığı şiddet yüzünden uzun süre kadın düşmanı olmakla suçlanmıştır ama o, filmlerinde erkeklerin de öldüğünü söyleyerek bu iddiayı geçiştirir. Yönetmen Lucio Fulci, Argento ve Martino’nun ötesinde bir şiddet ve istismar ustasıdır ama kesinlikle kadın düşmanı değildir. Onun düşmanlığı, insanoğluna karşıdır.

Giallo Müzikleri

Giallo’da film müzikleri, hikâye ve görselliğin olmazsa olmazıdır. Açılış çoklukla kısa bir şehir gezintisi, bir uçağın havaalanına inişi gibi sahnelerle huzurlu seyrüsefer serbestisine vurgu yaparken fonda ninni benzeri bir kadın sesiyle son derece melodik bir müzik dinleriz. Melodiye lalala şeklinde eşlik eden kadın sesinin bir dilinin olmaması, yurtdışı sinema pazarına çıkacak filmin yabancılık etkisini ortadan kaldırmaya yöneliktir. Henüz konuşamayan bir çocuk ya da İtalyanca bilmeyen bir seyirci için en iyi şarkı formudur çünkü ninni. Tema müziğini oluşturan bu şarkı, farklı hızlarda ve çeşitli enstrümanlarla çalınarak film süresince neşe, hüzün, korku gibi duyguların seyirciye daha rahat iletilmesine yardımcı olur. Sahnenin bir ev partisini ya da dans kulübünü görüntülediği anlarda, dönemin modasına uygun R&B, Beat ve Latin müzikleri duyarız. Kopuş sahnesi olarak cinayete giden yol gerilim ve kaos yüklü olması gerektiğinden, bu sahnelerde kimi zaman gürültü derecesine varan, atonal, ritmin beklenmedik bir şekilde hızladığı ya da ortadan kalktığı free-jazz türünde şarkılar yerini alır.

Ennio Morricone, İtalyan tür sineması için ürettiği eşsiz müzikleri Giallo’dan da esirgememiştir. Chi L’ha Vista Morire? (Who Saw Her Die?, Yön: Aldo Lado, 1972), Cosa Avete Fatto a Solange (What Have You Done To Solange?, Yön: Massimo Dallamano, 1972), L’uccello Dalle Piume Di Cristallo (The Bird With The Crystal Plumage, Yön: Dario Argento, 1970) adeta türün müzikal zirveleridir. Martino filmlerinde duyabileceğimiz Bruno Nicolai; muhteşem Lo Strano Vizio Della Signora Wardh (The Strange Vice Of Mrs Wardh, Yön: Sergio Martino, 1971) müziklerinin bestecisi Nora Orlandi ve Cosi DolceCosi Perversa (So Sweet… So Perverse, Yön: Umberto Lenzi, 1969), Non Si Sevizia Un Paperino (Don’t Torture A Duckling, Yön: Lucio Fulci, 1972) film müzikleriyle Riz Ortolani, Giallo’nun sessel evreninin mimarlarıdır. Ayrıca önemle belirtilmesi gereken bir diğer isim de İtalyan progresif rock topluluğu Goblin’dir. Dario Argento’nun eserlerinin pek çoğuna müzik yapmış olan topluluk, müziğindeki eklektik öğeler sayesinde filmlerin atmosferine yaptıkları katkı tartışılmazdır.

Böylece bu dosyanın sonuna geldik.

Hemşire, hâlâ hayattaysan terimi sil!