Sinema ve müzik

Dünya Savaşı yıllarında Yahudilerin başına gelenler tarihin en kanlısı olsa da soykırımın son örneği değildi maalesef. Soykırım tarihi 1945’ten sonra da devam etti, ediyor. Öyle ki 1992-95 yıllarında, çok değil 20 yıl kadar önce Bosna Hersek’te yaşanan ve 30 yaş ve üzeri birçok kişinin tanıklık ettiği olaylar, sürekliliğini koruyan “fobi”nin bir başka örneğiydi sadece.

Savaşın şiddetlenmesiyle birlikte başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Birleşmiş Milletler üyesi birçok ülkeden destek geldi Bosna’ya. Güvenli bölgeler oluşturuldu, askerler getirildi, sivillere yardımlar yapıldı ve kendi haline bırakılabilecek noktaya gelene dek Bosna kontrol altında tutuldu. Fakat Birleşmiş Milletler’in bu “müdahalesine” dair gerçekler sonradan gün yüzüne çıktı ve BM’nin Boşnak soykırımına adeta yardım ve yataklık ettiği öğrenildi.

MV5BOTkwMzc0NTE0Ml5BMl5BanBnXkFtZTgwOTI3NzUwNjE@._V1__SX1853_SY824_“Mükemmel Bir Gün” (A Perfect Day) Bosna’da sürmekte olan savaş sırasında sivillere yardım etmekle görevli yardım ekibinin “mükemmel” bir gününü anlatıyor. Gönüllü ve profesyonellerden oluşan dört kişilik ekibin yardım çabasına Birleşmiş Milletler’in nasıl köstek olduğu ve yaşanan soykırıma istemsizce sebebiyet verdiğini, kapalı olarak izleyicinin gözüne sokuyor. Yönetmenliğini Fernando León de Aranoa’nın üstlendiği filmde Benicio Del Toro, Tim Robbins, Olga Kurylenko ve Mélanie Thierry rol alıyor. Robbins ve Del Toro daha önce de yardım görevlerine gitmiş tecrübe sahibi iki arkadaşı canlandırırken Thierry Fransa’dan gelen gönüllü Sophie’ye, Kurylenko da Del Toro’nun kaçamağı Katyaya hayat veriyor.

MV5BMTg4MzQ1NDc2Nl5BMl5BanBnXkFtZTgwNTM3NzUwNjE@._V1__SX1853_SY824_“Mükemmel Bir Gün” dram türünden beklenmeyen bir atmosfere sahip. Bütün o acılara, gerçeklere ve yaşanmışlara karşın bir tarafıyla da izleyiciyi güldürmeyi başarıyor. Ancak havayı yaratmak için ölümü olabildiğince sıradanlaştırıyor ve bir anlamda da savaşın gerçeklerini ister istemez alışıldık kılıyor. Fakat Aranoa ne yapıp edip bu imajı kırmayı ve filmin özüne dönmeyi başarıyor. Filmin merkezine suyu ve sivillerin mağduriyetini koymasına rağmen öyle ya da böyle savaşın gerçeklerine, BM’nin umursamazlığına ve soykırımın “geliyorum” çığlığını perdeye yansıtmayı başarıyor. Del Toro’nun ve Robbins’in oyunculuğu da filmin temposundaki değişime fırsat veriyor; odaktaki değişimin göze batmasına imkân dahi tanımıyor.

“Mükemmel Bir Gün” bugün yaşananlara kimlerin nasıl göz yumduğunu açıkça gösteren, bugün geç ve yetersiz kalan müdahalelerin çok da yabancı olmadığını vurgulayan bir yapım. Haftanın, hatta belki de ayın en değerli filmi. Kaçırmamak gerek.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA