“Aç Kalpler” (“Hungry Hearts”): Anne, Çocuk ve Kutsal Karar!

Aç Kalpler

Saverio Costanzo’nun, Marco Franzoso imzalı Il Bambino Indaco adlı romandan uyarladığı Aç Kalpler (Hungry Hearts) 34. İstanbul Film Festivali’nin en çok konuşulan filmlerinden biriydi. Geçtiğimiz yıl Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan’ı alamamasına karşın festivalden dört ödül (Volpi Kupası–En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, Pasinetti Ödülü–En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen, UNICEF Ödülü) çıkarmayı başaran film; bir romans gibi başlayıp psikolojik drama doğru evrilen bir yapıya sahip.

Ercan Dalkılıç (2) Ercan Dalkılıç

Filmin giriş sekansında bir Uzakdoğu lokantasının tuvaletinde sıkışmış olan Jude (Adam Driver) ve Mina’yı (Alba Rohrwacher) görüyoruz. Bir komedi dizisi hafifliğinde olan bu sahnenin akabinde çift onları evliliğe götürecek olan mutlu bir aşka yelken açıyorlar. Buraya kadar her şey güzel; asıl sorun vegan çiftin çocuk sahibi olmasıyla başlıyor. Mina, bebeğini de vegan olarak büyütmek istiyor; gelgelelim diğer çocuklara göre %93 daha az gelişme gösteriyor bebek. Tahmin edebileceğiniz gibi bunu kabul etmeye yanaşmayan Jude ile Mina gittikçe açılan bir makasın içinde buluyorlar kendilerini.

Aç Kalpler, iki ucu keskin bir sırtta seyrediyor: Bir annenin çocuğu üzerindeki tasarrufu kesinle tartışmaya kapalı bir konu. Peki, bu tasarrufu çocuğunun hayatını tehlikeye atma pahasına kullanan bir anne karşısında nasıl bir konum alacağız? Asıl düğüm burada… Çocuğunu “seçilmiş” olarak gören Mina kanunlar tarafından –ki hukuk sisteminin boşluklarına da gönderme yapılıyor arada filmde- haklı bulunuyor bulunmasına ama ‘ataerkil yapının mihenk taşı’ kaynananın devreye girişi bütün hesapları altüst ediyor. Bununla birlikte sadece ataerkil yapıya değil, başta yerleşmiş sağlık algıları olmak üzere egemenin bütün değişkenlerine karşı durduğunu söyleyebiliriz filmin…

hunry hearts

Aç Kalpler bir İtalyan yapımı, yönetmen Saverio Costanzo da İtalyan; ancak filmi New York’ta geçen deneysel bir Amerikan bağımsızı olarak niteleyebiliriz sanırım. Fakat bu biçim, Dardenne Kardeşler’in sallantılı kamerasından ve zaman zaman da Hitchcockyen bir gerilimden besleniyor sanki… Bebeğin üzerinden gelen bir tehdit açısından da bana özellikle Polanski’nin 1968 yapımı Rosemary’nin Bebeği‘ni (Rosemary’s Baby) anımsattığını belirtmem gerek filmin.

Bir çocuk et ve süt ürünleri olmaksızın –yani vegan- olarak büyütülebilir mi, bu ne kadar sağlıklı olur, bilemiyoruz. Yine bir annenin çocuğu üzerindeki haklarının sınırları nedir, ya da bir çocuğun gelişimini ‘tam sağlıklı’ olarak sürdürmesi için doğuştan ona tanınmış hakkın –ki böyle bir hakkın muhakkak var olduğunu biliyoruz- nasıl, ne şekilde kullanılacağına dair karar kime aittir? Bunlar, konusunda uzman olan isimlerin cevaplaması gereken sorular açıkçası… Ama ben kendi adıma Aç Kalpler‘i bu soruları sorma cesaretinden dolayı bile senenin önemli filmlerinden biri olarak görüyorum.

***