Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi son yıllarda sırtını inşaat sektörüne yasladı. Tarım ve hayvancılık devlet müdahalesi ve taşradan metropole durmayan göç nedeniyle git gide azaldığından zaten artık ülkenin ana gelir kaynağı değil. Sanayiciliğe bakarsak, o da üretmekten çok ithal etme yolunda ilerliyor. Tüm bu gerilemelere karşın ekonominin çökmemesini ise, bitmek tükenmek bilmeyen inşaat yapımına borçluyuz. Ancak inşaatlar biz insanlara çok daha fazlasını borçlu.

23. Uluslararası Adana Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında, inşaat sektörünü konu eden iki yapım izledik. Bunlardan ilki Kıvanç Sezer’in yönettiği bir ilk film olan Babamın Kanatları, diğeri deneyimli sinemacı Derviş Zaim’in Rüya’sı. Babamın Kanatları inşaat işçilerini, kalfaları, ustabaşıları ve aracıları konu ederken; Rüya büyükbaşları yani müteahhitleri, avukatları ve şirketleri merkeze oturtuyor. İki filmin birbirini tamamladığı söylenebilir.

058741-kopya

Babamın Kanatları inşaat ustası İbrahim’in (Menderes Samancılar) akciğer kanseri ve zamanının kısıtlı olduğunu öğrenmesiyle başlıyor. Büyük ihtimalle patronların eksik yatırdığı pirimler yüzünden emekli olmak için daha yıllarca çalışması gereken İbrahim Usta, 8 bin TL verebilirse hemen emekli olabileceğini öğreniyor. Ancak bırakalım bu kadar parayı bir araya toplamayı, 400 bin TL’ye daire satan çalıştığı lüks site inşaatının patronları aylardır hak ettiği maaşı vermediğinden, cebinde yüz lirayla geziyor. İbrahim Usta ailesiyle birlikte Van depreminde evini kaybetmiş biri aynı zamanda. Devlet Van’daki toplu konutları bir türlü tamamlamadığından, ailesinin kendine ait bir evi yok ancak o İstanbul’da birileri lüks içinde yaşasın diye gece gündüz çalışmak durumunda. Aslında ortada büyük paralar var, aksi olsa zaten o yüksek binalar ardı ardına yapılamaz, biri bitmeden başka projelere başlanamaz. Ne var ki büyük patron aracıya az ve geç dağıtıyor, o kalfalara koklatmıyor, eline para geçen kim olursa olsun altında çalışanlara bir türlü hak ettikleri parayı vermek istemiyor. Parayı tutanlar sorumlu oldukları çalışanların hakkını vermeye yanaşmıyor, kendilerine ait olmayan parayla bir türlü vedalaşamıyor ve olan hep işçi sınıfına, emekçilere, en alttakilere oluyor.

c-kopya

Deviş Zaim ise büyük bir inşaat şirketini ele alarak anlatıyor benzer dertleri. Emrinde çalışan mimar ve inşaat mühendisleri üzerinden zengin olmuş dalavereci bir müteahhit var karşımızda. Siyasi bağlantılar, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet, çürük konut yapma, sahtekar avukatlarla çalışma; ne ararsanız var adamda. Bir sağlık sorunu nedeniyle tüm konularla kendi ilgilenemeyince, çağdaş sanatla ilgilenen mimar yeğeni Sine’yi yanında çalıştırmaya başlıyor. Ancak amcasının sahtekarlıklarını ve bu yüzden canı yanan insanları gören Sine olanlara göz yumamıyor. Göz yumamıyor derken, çıkıp kimsenin karşısında durmuyor başlarda. Amcamdır diyor, sevgilimdir diyor, bu işler böyle yürür diyor bir süre, kendince jestler yaparak vicdanını rahatlatmaya çabalıyor ancak bir süre sonra daha fazla kaldıramaz oluyor çevresindeki haksızlıkları ve harekete geçmek istiyor. Filmin en dikkat çekici senaryo hamlesi de burada yaşanıyor. Paraya tapan vicdansız büyükbaşları karşısına alıp inşaat sektörünün vicdanı olmaya kalkan Sine, kendisinin de çarklara sıkıştığının ve ezilmeye mahkum olduğunun farkına varıyor. Söz konusu iki filmde de mutlu son yok. İnşaat işçisi de, aracı da, müteahhit de, mimar da, iyi kalplisi de kötü kalplisi de mutsuz oluyor. Teslim tarihlerinin yarışa döndüğü, işçinin de işçiliğin de ikinci plana atıldığı, patronun da amelenin de para kazanmak uğruna tek seçeneğinin kaldığı inşaat sektöründe kimsenin yüzü gülmüyor bu iki senaryoya göre. Peki, gerçekten de öyle mi?

574ecd85c03c0e3ad8303bd4-kopya

Ülkemizin güncel sorunlarını konu eden iki filmin de derdinin ilgi çekici olduğunu söylemek ve bu konular hakkında ne diyeceklerini merak etmek mümkün. İçeriklerini bir yana bırakıp sinema filmi, birer sanat eseri olarak teraziye koyduğumuzdaysa, iki film de sınıfı geçmekte zorlanıyor. Babamın Kanatları ilk sahnesinden itibaren sinema gözü olan biri tarafından çekildiğini belli ediyor aslında. Kamera kullanımı, görüntü yönetimi, Menderes Samancılar başta olmak üzere oyunculuk ve mekan kullanımı başarılı. Problemiyse ne anlatacağına karar verememiş olması, odaklanamaması. Mehmet Usta’nın hikayesi gibi başlayıp, bir süre sonra bu karakteri köşeye atarak Yusuf ve sevgilisinin peşine takılıyor senaryo. Sonra onların hikayesinin de bir yere gitmeyeceğini anlayıp karakterleri geri plana atarak işçi sınıfının dertlerine odaklanıyor ve genel bir fotoğraf çekmeye çalışıyor, belgesel gibi davranıyor. Sonra yine Mehmet Usta’ya dönüyor ve Yusuf’un öyküsünü bağlamadan sona eriyor. Yusuf ile Mehmet Usta’nın temelde aynı karakter olduğunu ve o karakterin iki farklı dönemini anlattığını düşünüp senaryoyu kabullenebilir ya da bunu odaklanma problemi olarak görüp filmin en büyük kusuru ve başarıya ulaşmasının önündeki yegane engel olarak işaretleyebiliriz.

kopya

Derviş Zaim’in Rüya’sına baktığımızdaysa tablonun çok daha vahim olduğunu görüyoruz. Her filminde bir geleneksel sanatı kullanan sinemacı bu kez de hikayesini Ashab-ı Kehf ve Yedi Uyurlar efsanesi üzerine kuruyor. Sine rüyasında evini kaybedenleri Yedi Uyurlar, kendisini de onları koruyup kurtaran köpek olarak görüyor ancak bu bağlantı organik bir şekilde gerçekleşemiyor ve zorlama duruyor. Dört farklı Sine kullanması ve tekrarlayan sahneler istenen etkiyi yaratmak bir yana, kafa karışıklığı ve sıkıntı kaynağı oluyor bir süre sonra. Zaim senaryosunu uygun bir görsellikle de sunamamış. Renkler ve filmin dokusu ruhani ya da masalsı denebilecek öğeleri yansıtmakta başarısız, kelimenin tam anlamıyla düz. Sine’nin rüyasında Yedi Uyurlar’ı kaldırırken tek tek merhaba demesi gibi detaylar seyircinin büyüye kapılmasına izin vermiyor ve atmosfere zarar veriyor.

Sonuç olarak karşımızda asgari sinemasal ihtiyaçları karşılamayı becerebilmiş ancak hikaye anlatımı hususunda kendisini geliştirmesi gereken genç bir yönetmen ve sineması geçmişte kalmış, denediği anlatım biçimine görsel karşılıklar bulamamış deneyimli bir başka yönetmen var. Yerli sinemamız kötüyle vasat arasında gezmeye devam ediyor.

1 YORUM

Comments are closed.