Ahlak Felsefesinin Sonu (Theodor W. Adorno / Ahlak Felsefesinin Sorunları)

Adorno

Theodor W. Adorno, ünlü başyapıtı Minima Moralia’da “Bugün doğru hayat mümkün müdür?” sorusunun cevabını enine boyuna irdelemek suretiyle kendince bir ‘doğru yaşam öğretisi’ ortaya koymuştu. Ahlak Felsefesinin Sorunları’ysa, Minima Moralia’nın devamı sayılabilecek bir yapıt. Adorno’nun 7 Mayıs 1963 – 25 Temmuz 1963 tarihleri arasında verdiği onyedi dersin teyp kayıtlarından oluşan bu metin, adından da apaçık anlaşılabileceği üzere Kant’ın ahlak felsefesini merkezine alıyor.


Ercan Dalkılıç Ercan Dalkılıç

Adorno, hemen birinci derste ahlak felsefesinin pratik eylemle doğrudan bir bağı olduğunu belirtiyor ve başta Kant’ın Pratik Aklın Eleştirisi eseri olmak üzere felsefeyi altbölümlere ayırma girişimlerinde ahlak felsefesini pratik felsefe olarak tanımlandığının altını çiziyor. (Tabii burada bahsettiğimiz pratiklik, gündelik dildeki kullanımdan hayli uzak; kökleri Yunancadaki yapmak, eylemek kelimelerine dayanır.)

Ahlak Felsefesinin Sorunları

Ki, bugün hala savaşlar, zulümler sürüyorsa ‘bir şey yapma ihtiyacı’ varlığını tüm gücüyle koruyordur. Dolayısıyla ahlak felsefesi (pratik felsefe) de hala felsefe içinde öneminden bir şey kaybetmemiş demektir. Adorno’nun öznenin amblemi olarak gördüğü, ahlak felsefesinin, etiğin asıl kurucusu Sokrates’in Batı felsefesi tarihinde ‘yazı yazmamış tek kişi’ olmasının nedeni de tamamen pratiklik ile ilintiliydi. Onun felsefesi insan davranışlara yönelik bir pratiklik içeriyordu. Adorno’ya göre Sokrates’in felsefesinin temelinde yatan fikir de şuydu: Yaşayan, konuşulan söz hitap ettiği özgül kişiye kendi adına cevap verebilirken, yazılı söz bütün insanlara aynı nazarda bakar, ayrım yapmadan acizdir, hiçbir soruya cevap veremez ve değişmeden kalır.

Minima MoraliaBu çok yerinde bir tanımlama, çünkü Kant’a kulak verecek olursak; pratik akıl, teorik akıla göre çok net bir biçimde öncelikli. 2. Dünya Savaşı’ında Nazizmin yaptıkları karşısında bütün dünya salt bir izleyici olmaktan öteye bir adım gidemedi. Herkes ne yapılabileceğini, yaşananların çok üzücü olduğunu söyledi durdu. Fakat kimse nasıl harekete geçileceğini kestiremiyordu. Tam bu noktada işte ahlak felsefesinin, dolayısıyla pratik felsefenin önemi apaçık bir şekilde ortaya çıkmıştı.

Adorno’nun, Ahlak Felsefesinin Sorunları’nın kapsadığı dersleri anlatırken Sokratesçi  bu felsefi yönelimi baz aldığını söylemek mümkün. Oldukça akıcı olan metinler, yaşayan bir üsluba sahip: Anlattıkça anlatıyor Adorno, bu akış içinde de genişleyen referans skalası felsefeden Ibsen’in oyunlarına, oradan da Buddenbrooklar Ailesi’nin çöküşü‘ne değin uzanıyor. Bu geniş tabanlı referanslar dizisi, Ahlak Felsefesinin Sorunları’nı yalnızca felsefe çalışanlarının/ilgililerinin hakim olabileceği bir eser olmaktan çıkarmış, her türden okuyucunun bir şeyler bulabileceği bir kaynağa dönüştürmüş.

Pratik Aklın EleştirisiAynı zamanda Adorno’nun toplumsal diyalektik anlayışının bir uzantısı olarak görülebilecek bu kolay anlaşılma özelliği, felsefenin pratik bir sonucu olması gerektiği fikrini de net bir şekilde destekliyor. Yanlış hayata karşı gösterilen zorunlu pratik direniş ile doğru hayata dair teorik bilgi arasındaki diyalektiğin işlemesinin de yolu açılıyor böylece.

Adorno kendisini ‘son’ felsefenin sözcüsü olarak görüyordu. Yazmayı düşündüğü, fakat bir türlü hayata geçiremediği ahlak felsefesi kitabını son nefesine kadar planlamayı sürdürmüştü. Minima Moralia’nın devamı niteliğinin yanında Negatif Diyalektik’teki özgürlük bölümüne hazırlık mahiyetinde olan Ahlak Felsefesinin Sorunları, etik sorunsalının çözümsüz doğası üzerine kurulu hayli derinlikli bir çalışma sonuç olarak.