Gürcistan’da filmin gösterimi sırasında yaşanan olayları duymuş, hakkında bir iki cümle okumuşsanız izlemeden önce; And Then We Danced’in iki başkarakterinin eşcinsel olduğunu öğrenmiş ve muhtemelen film boyunca aralarındaki ilişkiyi takip edeceğinizi düşünmüşsünüzdür. Geçen yılın hit aşk filmlerinden Call Me by Your Name’in (2017) yüzeysel metnine rağmen göklere çıkartılması sonrasında sayısı azımsanamayacak kadar çok insanın aynı mayadan bir film beklediğini de biliyoruz yani beklenti bu yönde. Neyse ki And Then We Danced (2019) o film değil. Eğer öyle olsaydı, Billy Elliot’ın çantasından çıkan onlarca benzerinden ayrılamaz, gücünü ya da zayıflığını birbirinden hoşlanan iki adamın kimyasıyla, yaşananların romantikliğiyle ya da aşkın imkansızlığıyla sınırlardı. Oysa Levan Akin eşcinsel karakterlerini sadece araç olarak kullanıyor ve az gelişmiş ülkelerde, kapalı topluluklarda yaşamaya mahkûm, nefes almalarına müsaade edilmeyen azınlıklara bir ağıt yakıyor. Asıl meselesi; gelenek ve milli değerler kisvesi altında baskılanan insanların yaşadıkları zorlukları hatırlatmak, gelişmenin ancak ve ancak özgürlükle sağlanabileceğinin altını çizmek.

Tiflis’te bir dans okulunda prova yaparken tanıştığımız Merab (Levan Gelbakhiani) yetenekli bir genç. Gündüz okulda, akşam garsonluk yapıyor ve fakirlikle boğuşan ailesine yardımcı oluyor. İlk sahnelerde dans öğretmeni onu fazla yumuşak olmakla suçluyor çünkü Gürcü dansı sert, maskülen ve ifa edenin yüz ifadesinin heykel gibi olması isteniyor. Filmin derdini özetleyen bu sahnede senarist yönetmen Levan Akin insanlarını tektipleştirmeye çalışan bir ulusun davranışlarına neşter atacağını ilan ediyor. (Gürcü dansı elli yıl önce bu kadar sert değilmiş ama sonra daha da sertleştirmişler.) Vücudunu yerden yere vururken adeta gözdağı veren figürler sergileyen dansçıların erkeksi olması belki de yetenekli olmalarından daha önde tutuluyor. Milli dansın esnetilmesine, dansçıların yaptıkları işten zevk almasına müsaade yok. 10 yaşındayken dans partneri olarak bir kızla eşleştirilen Merab’ın da kaderi bu şekilde başkalarınca yazılmış durumda. Çok çalışacak, görevini layıkıyla yerine getirip ülkesini gururlandıracak! Ne var ki bir gün Batum’dan küpeli, öğretmenden korkmayan bir yedek dansçı geliyor, Irakli (Bachi Valishvili), ve ikili arasında hiçbir örfün durduramayacağı bir çekim oluşuyor.

Film, birbirine sürüklenen iki erkeğin yaşadıkları üzerinden Gürcistan’ın dünya sahnesindeki duruşunu sorguluyor: Geleneksel kıyafetler, geleneksel dans figürleri ve gelenekler. Rusya’nın tehditkâr gölgesinden dünyanın geri kalanına göstermek istedikleri çehrelerine, öne çıkardıkları kendilerince en kıymetli malzemelerine ve meziyet sandıkları prangalara kadar yığınla veriyi Mustang (2015) ahlaksızlığına düşmeden ele alıyor. Ana hikâyenin yanında, düşündükçe fark edilen değerli detaylarla da bezeli film. Örneğin turistlerden para toplamak için bilip bilmeden figürler sergileyen topluluğu görünce ülkelerinin vitrini olduklarını bilen ana karakterlerin koşup dans etmeye başlaması çok iyi düşünülmüş. Irakli’nin babası ölünce annesine yoldaş olsun diye bir kadınla nişanlanması, babaannesine yardımcı olan komşu kadın, namus için evlenmek zorunda bırakılan gençler, servetini kaybeden Gürcü ailenin standartlarını koruma çabası, kimse bakmıyorken yabancı müzikle eğlenmek gibi; ülkenin mevcut durumunu göze batmadan aktaran, küçük ama arka planı başarıyla dolduran sahneler var. Filmin görmediğimiz karakteriyle ilgili anlatılan hikâye de işlevsel: Ulusal folklor ekibinde ülkeyi temsil eden dansçılardan biri eşcinsel ilişki sırasında yakalandığı için manastıra gönderilmiş ancak orada da Rahibin biri onu taciz etmiş. Düzcinsel olmayanların kimin ahlakı olduğu belli olmayan uydurma “Genel Ahlak”a uymadığı için hasıraltı edilme çabasının nafileliğini bir çırpıda anlatan, harikulade bir yan hikâye. Billy Elliot’ın memleketi İngiltere’ye düzülen methiyelerinse ne kadar bilinçli olduğunu kestiremedim.

Herkesin dilindeki final sekansına gelirsek… Film boyunca takip ettiğimiz hikâyeyi tamamlayıp Merab’a yeni kapılar açan ve Gürcistan’a da ne yapması gerektiği konusunda iyi fikirler veren, neredeyse diyalogsuz bir final bu ve Merab’ın kendisine giydirilen geleneksel kıyafeti çıkarmasıyla biten, geleneksel figürleri kendince yorumladığı harikulade bir dans içeriyor. Final diye buna denir.

Not: Basın gösterimi sonrası “bizim ülkemizden neden böyle filmler çıkmıyor” serzenişinde bulunan sinema yazarları And Then We Danced’in ülkesinde topa tutulduğunu bilmiyor olamaz. Film İsveç adına Oscar yarışında, Gürcistan değil. Türkiye’de de böyle bir film çekilse kaderi aynı, belki daha talihsiz olurdu. Başlıkta söylediğim gibi, birbirine çok da benzeseler, her ülkeye böyle bir film lazım. Umudum olmasa da darısı başımıza diyeyim.

HENÜZ YORUM YOK