54. kez düzenlenen Uluslararası Antalya Film Festivali son yıllarda olduğu gibi yine henüz başlamadan tartışmalara yol açtı ve karşıt görüşlerde grupların çatışmalarının gölgesinde sürüyor. 2014 yılında Reyan Tuvi’nin belgeseli Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’e uygulanan sansürün bir uzantısı olarak yorumlanan Ulusal Yarışmanın iptal edilişi sonrası gerçekleşen protesto ve karalama kampanyaları festival ruhuna zarar vermiş durumda.

Gezi Parkı olaylarını anlatan Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek 51. festivalde programdan çıkarılmış, biri diğerini doğuran olaylar sonrası Belgesel Yarışması tamamen kaldırılmıştı. Aradan geçen üç yılın ardından uluslararası bir festival olma niyetiyle geleneksel Ulusal Yarışmayı da iptal eden Antalya’nın bu tavrı muhalif görüşleri bastırma ve çıkabilecek hükümet karşıtı sesleri önleme isteği olarak okununca sinemacılar ikiye bölündü. Festival programının açıklandığı İstanbul’da gerçekleşen basın toplantısında Antalya Belediye Başkanı ve Festival Başkanı Menderes Türel’e kararın gerekçeleri soruldu, yanıtlar alındı ancak kızgın sinemacılar tatmin olmadı ve çatışma büyüdü.

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Ak Parti’ye ait bir belediye oluşu ve son üç yıldır yaşanan sansür krizinin yarattığı hassasiyet sonucu Ulusal Yarışmanın kaldırılışının siyasi bir hamle olduğunun düşünülüyor oluşunu anlıyorum ancak bu görüşün –henüz- hiçbir dayanağı olmadığı için niyet okumaktan fazlası olmadığına inanma taraftarıyım. Antalya’nın son üç yıldır yaptığı hatalar ortada olsa da bundan sonraki her adımlarının negatif bakış açısıyla değerlendirilmesini hakkaniyetli bulmuyorum. Bence yerli filmlerimiz nitelik olarak çoğaldıkça, kalitesini kaybetti. Son beş yıldır dört büyük festivaldeki (İstanbul-Adana-Antalya-Malatya) neredeyse tüm yerli yarışma filmlerini izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki; gördüklerimizin yarısından fazlasına film dememiz bile mümkün değil. İzlerken acı çektiğimiz, sinema yazarı arkadaşlarımın hayata küsmesine sebep olan ve festivalde izleyen maksimum 600 kişiden sonra kimseye ulaşamayan bu utanç verici filmlerin gösterilecek mecra bulamamasını o kadar da hayırsız bir haber olarak yorumlamıyorum. Bakın bu yıl Antalya Ulusal Yarışmayı iptal ettiği için Adana’da olağanüstü bir program izleyebildik. Yarışmadaki on filmin dokuzu görmeye değerdi ve bu rakama daha önce hiç ulaşılamamıştı. Gelecek ay düzenlenecek Malatya Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünde 12 film gösterilecek ve bunların 6 tanesi geçen ay Adana’da aynı başlık altında yarışan filmler. Geri kalanlardan 4 tanesinin de daha önce çeşitli mecralarda yarıştığını düşünürsek geriye 2 film kalıyor. İki ay arayla gerçekleştirilen Malatya Film Festivali için bile kalburüstü gösterilmemiş film bulunamazken, bir de aynı filmler Antalya’da mı yarıştırılmalıydı? Yoksa farklı film gösterebilmek adına yüzüne bakılmayı hak etmeyen filmlere gösterim şansı verilmeli, izleyicilere işkence edilirken film ekipleri lüks içinde ağırlanmalı mıydı? Bir festivalde ismi geçti diye sonraki beş yılın tüm after party’lerinde sabaha kadar içip dağıtan sinemacılarımız(!) bu prestijden mahrum kaldılar diye Ulusal Yarışma iptalinin siyasi nedenlere bağlanarak saldırıya uğrayışını işte bu nedenlerle ciddiye alamıyorum.

Öte yandan Beyoğlu Sineması’nda gayet demokratik bir eylem düzenleniyor. İsmine 54. Ulusal Yarışma diyen ve Antalya’nın bıraktığı Yeşilçam geleneğini sürdürmeyi amaçlayan bir film haftası mevcut. Bu alternatif festival katılan filmlerin seyirciyle buluşması ve yakın zamanda büyük bir çabayla kapanmaktan kurtarılan Beyoğlu Sineması’nın trafiğini artırması açısından çok kıymetli. Ne var ki bu demokratik eyleme de aşırı uçtaki taraftarları zarar veriyor. Kraldan çok kralcı isimler sosyal medyanın gücünü kullanarak Antalya’ya yalan haber ve içerikle saldırıda bulunuyor. Örneğin Antalya’nın gerçekleştirdiği ve benim büyük bir hata olarak gördüğüm Kurtlar Vadisi: Vatan özel gösterimine kimsenin gelmeyişi ve boş salon görüntüsü bazı çok kıymetli isimler tarafından “festivalde seyirci yok, salonlar boş” nidalarıyla tüm filmler bu şekildeymiş algısı yaratılarak servis edildi. Ben ilk günden beri festivali takip edip yetişebildiğim kadar çok filme girdim ve söylemeliyim ki bu tamamen yalan. Neredeyse tüm seanslar dolu, boş koltuk yok, hatta biletsiz girmeye çalışan sinemaseverler nedeniyle tansiyon sık sık yükseliyor, merdivende oturmak zorunda kalan insanlar oluyor. Kurtlar Vadisi filmine gitmedikleri için halkımızı tebrik etmemiz gerekmez mi?

Bir diğer büyük yalan da Cumhuriyet Gazetesi’nin İnsan Seli (Human Flow) belgeselinde yaşananlarla ilgili yazdıkları. Gerçeği o sırada gösterimde olanlardan dinlemeniz mümkün ancak Cumhuriyet’in yazdığı her kelimenin yanlış yönlendirme amacıyla kaleme alınmış bir provakasyon olduğunu bilmelisiniz. Yandaş gazetelerin böyle şeyler yapmasına alıştık artık ama Cumhuriyet benim için büyük hayal kırıklığı oldu. Bir de 54. Ulusal Yarışma ekibinden birilerinin sahte sosyal medya hesapları açarak Antalya’daki sinemaseverlere hakaret etmeleri var ki, evlere şenlik.

Bütün olumsuzlukların sonlanıp, az bulunan kültür sanat etkinliklerimizin siyasi oyunlardan arınarak –en azından- son tüketiciye haz verebilmesi dileğiyle…

HENÜZ YORUM YOK