Kimi zaman görmezden gelinen, düşük bütçeli, etkisi düşük bir film, kimi zaman da oldukça ses getiren, yüksek kalibreli, gündem belirleyen bir eser tartışma konusu olabiliyor, tıpkı Denis Villeneuve‘ün son filmi Arrival: Geliş gibi. Biz de bu tartışmalara kayıtsız kalmayarak sinemaseverlere Arrival: Geliş‘i sorduk, film hakkındaki fikirlerini belirtmelerini istedik.

Dosyamızın birinci bölümüne ulaşmak için tıklayın.

3

Hasan Nadir Derin

Arrival, özetini anlattığınızda Kurtuluş Günü tarzı bir film izlenimi verebilecek bir yapım. Buna rağmen aksiyon sahnelerine hiç prim vermiyor. Tek aksiyon sahnesi olarak görünebilecek patlama sahnesi bile film içinde çok fazla yer işgal etmiyor. Bunun yerine, dünyadaki gelişmeleri haber bültenlerinden izlememize olanak vererek işin bilimsel yönüne odaklanıyor. Bunu yaparken, uzaylılar ile iletişim kurma meselesini de bir anda oldu bittiye getirerek çözmüyor. Uzaylıların dilini adeta karakterler ile birlikte biz de adım adım çözüyoruz.

Filimin sürprizi ortaya çıktığı zaman aslında pek çok yerde ufak ufak bunun hissettirildiğini anlıyorsunuz. Sürpriz son olayı son yıllarda, farklı türlerde filmlerde sıkça kullanılsa da gerçekten filmin geri kalanına ihanet etmeyen ve seyircisi aptal yerine koymayan bir senaryo içine yedirilmesi çok karşımıza çıkan bir şey değil. Söz konusu gizemi çözdüğünüzde senaryoya hayran kalmaktan kendinizi alamıyorsunuz.

Filmin uzaylı hikâyesinde de dünyalıların kendi aralarındaki ilişkilerde de iletişimin önemine verdiği önem ve mesaj da yabana atılamayacak kadar önemli. Bu mesajı verirken hikâyeyi duygusal bir noktaya götürüyor ama gereksiz bir duygu sömürüsü yapmayacak bir mesafede bırakmasını biliyor.

Tüm bunların yanında Denis Villeneuve’ün filmin başından beri kurduğu atmosfer, uzaylılarla ilk kez karşılaşan insanların yaşadığı merak ile karışık korku duygusunu yansıtmakta çok başarılı. Jóhann Jóhannsson’un çok başarılı müziklerinin de bu atmosferin oluşmasına katkısı büyük.

İnsanların kurduğu birlikten ilk çıkan ülke ve onu takip edenler kafamızın bir köşesinde bir soru işareti olarak kalsa da filmin pek çok meziyeti yanında ufak bir nazar boncuğu olarak düşünülebilir.

Tüm bu unsurlar birleşince karşımızda modern sinemanın başyapıtlarından birinin durduğunu düşünüyorsunuz.

Kerem Akça

Arrival’ın yeni milenyumda izlediğimiz en iyi uzaylı istilası filmlerinin arasına girmesi garanti… Bu sebeple de filmi beğenenlerin tarafında duruyorum. Denis Villeneuve, genel anlamda taptığım bir yönetmen değil. Ama burada kendini geliştirmiş ve Blade Runner 2049 için iyi bir sınav vermiş.

2016’ya damga vuran bilimkurgu filmi; Malick, Kubrick, Resnais, Shyamalan ve Tarkovsky gibi yönetmenlere teğet geçen eklektik görsel yapısıyla, yaratıcı durmayı beceriyor. Uzaylılarla yaşanan ilk temasla ilgili ikonik sahneler kazandırıyor sinema tarihine. Alt türün milliyetçi damarını yıkarken, dilbilimci kadın ana karakteriyle de Yerçekiminin Sandra Bullock‘u gibi büyük kahramana dönüşen klişe astronotları unutturuyor. Johan Johansson‘un yaylı çalgılarla piyano ezgilerini birleştiren etkileyici besteleri ile Bradfrod Young‘ın renk ayarında incelik barındıran sinematografisi de bu dünyaya çok şey katıyor.

Arrival, Mesaj (Contact) ile yüzleşme niyetine izlenen, özgün, şiirsel, sürprizli, felsefi, eklektik ve psikolojik bir uzaylı istilası filmi. ‘Yeni bir alt-alt tür yaratacak mı?’ sorusuyla izlenirken, şaşırtıcı finaliyle de uzun süre konuşulacak.

4

Murat Dural

Son zamanlarda sinemada izlediğim en etkileyici film olan Arrival’ın en büyük başarısı, bir insan türü eleştirisi olması. Çizgisel düşünen, birbirleriyle sınırlı iletişim kuran ve daha çok iletişimsizliğin ön planda olduğu bir dünya yaratan, türünün çıkarlarını korumak için ötekileri tehlikeye atmaktan çekinmeyen bir türe ait olduğumuz, bir sanat eserinden yüzümüze yansıyor; utanıyoruz. Chiang’in öyküsü, Heisserer’in senaryosu ve Villeneuve’nin yönetmenliği; Amy Adams’ın yüzündeki duru ifadelerle birleşince, ortaya tüm canlılarla bir olduğumuzu hissettiren bir film çıkıyor. Senaryonun muhafazakâr ya da kaderci olduğu yorumlarına katılmıyorum. İnsan, ölümünün farkında olan tek canlı olarak yaşarken diğerlerini öldürmekten çekinmiyor ve film de ölüm dışındaki sorunların diyalogla-empatiyle çözülebileceğini iddia ederken insanın ölüme, sevdiklerinin ölümüne rağmen yaşamla bir bağ kurabileceğini gösteriyor. Diğer yandan filmin Çin karşıtı –dolayısıyla keskin bir şekilde ABD yanlısı- bir politik mesaja sahip olduğunu da düşünmüyorum. ABD askerlerinin de tek boyutlu düşünen insanlar olduğunu gösteren birçok diyalog ya da sahne mevcut ve dolayısıyla evrensel bir anti-militarist mesajın daha güçlü olduğu söylenebilir. Arrival’ın, bilmediği bir canlıyla tanışarak onunla dost olan bir kahramanın anlatıldığı bir animasyon filmi öyküsüne de yakın olduğunu düşünüyorum. Burada çocukça bir barışçıllık vurgusu, gizem ve gerilim duygusuyla harmanlanıyor. Tıpkı heptapodların dil sistemlerindeki döngüsellik gibi işleyen filmin kurgusu tamamlanınca, filmin eksikleri ya da boşlukları olarak düşünülebilecek ayrıntılar yerine yoğun bir duygu kalıyor izleyende… Interstellar’da çiğ olduğunu ve gişe odaklı Hollywood sinemasının kodlarıyla ilişkili olduğunu düşündüğüm duygusallık; bu filmde şu dizelerin etkisini bıraktı bende: “Nasıl başa çıkar bu azgınlıkla güzellik. / Bütün gücü bir çiçeğin açışı kadarsa eğer” (Shakespeare)

Murat Karakuş

Arrival, uzaylılara dair daha doğrusu uzaylı-insan etkileşimine dair yapılmış en iyi filmlerden, belki de en iyisi. Türün klişelerinden olabildiğince arındırılmış katmanlı senaryosu izleyeni benzerine pek rastlamadığı bir yolculuğa çıkarıyor. Görsel ve işitsel etkileyiciliği sayesinde içerik ve biçim arasında kusursuza yakın uyum sağlanmış. Denis Villeneuve’ün Hollywood’a geçer geçmez yakaladığı bir tarzı var ve üstüne katarak devam ediyor. Blade Runner 2049 için heyecanlanmayan yoktur muhtemelen.

Onur Kırşavoğlu

Son yıllarda sinemasının hep üzerine koyan Villeneuve, bilim kurgu denemesinden de alnının akıyla ve tarihe geçecek kalitede bir işle çıkıyor. Arrival, anlatım açısından özgün ve kusursuz. Meseleye bakış açısı ve yönlendirmeleri ise sarsıcı. Zaman, doğa ve birlik üzerinden ilerleyen senaryosu ileride çok daha fazla önemli ve değerli olacak. Villeneuve‘nin gidişatı görülmeye değer ama Arrival sonrası yükselen bu çıta bakalım onu nasıl etkileyecek.

Serdar Durdu

Denis Villeneuve’un filmi uzaylılarla ilk temas filmine zekâ aşılıyor. Tıkanan bir alt türü yeni fikirlerle tazelemeye çalışıyor. Interstellar’ı neden sevdiysek, Arrival’ı da aynı sebeplerden sevdik. Elbette çok daha fazlası var: İnsanoğluna dair söyledikleri, eleştirel tavrı, naif yaklaşımı, kurgusu ve Villeneuve’un anlatısını bir daha muhtemelen erişemeyeceği bir noktaya taşıması gibi. Sinematografisinin ve yönetmenliğinin kusursuz olması ve her bir detayının çok iyi planlanmasını da eklemeden geçmeyeyim.

Dosyamızın üçüncü bölümüne ulaşmak için tıklayın.

2 YORUMLAR

Comments are closed.