Kaplan ve Ejderha / Crouching Tiger and the Dragon
“Yabancı olmak”, “dışlanmak”, “toplum baskısı altında yaşamak” kavramları daha o doğmadan Ang Lee’nin hayatının en önemli gerçeği olmuştu. Ailesinin politik sebepler yüzünden Çin’den göçtüğü Tayvan’da büyürken, ABD’de eğitim görürken, kimbilir belki de cinsel kimliğini özgürce yaşayamıyorken bu gerçekle bizzat yüzleşti.

sisko-ninja Ege Görgün (Landlord)

1992 tarihli ilk filmi Pushing Hands’de (Tui Shou) New York’a göçen yaşlı bir tai chi ustasının batı medeniyeti ve değerleri karşısındaki bocalamasını konu aldı. Onu ünlü eden ikinci filmi Düğün Yemeği‘nde (Hsi Yen, 1993) toplumsal baskıları bertaraf etmek ümidiyle göstermelik bir evlilik yapan bir geydi hikayesinin kahramanı. Bir başka toplumsal baskıyı gündeme getirdiği, toplumun cinsel tercihler konusundaki ikiyüzlülüğünü kaşıdığı film ise Brokeback Dağı (Brokeback Mountain) oldu tabi. Gey lobisi, Akademi’de ve sektörde ne kadar söz sahibi olduğunu müthiş bir gövde gösterisiyle, bu film için Lee’yi gereğinden fazla onore ederek ispat etti.

Ang Lee

Lee’nin içerik konusundaki bu teamülünün farkında olunca, Jane Austen romanlarının Ang Lee için eşsiz eserler olduğunu fark etmek için alim olmaya gerek kalmıyor. Bu manada, Lee’nin 1995’te Sense and Sensibility adlı romanını sinemaya uyarlamak üzere kamera arkasına geçmesi bilinçli bir tercih de olabilir, şanslı bir rastlantı da. Ama Çinli bir yazarın romanından esinlenmiş olmasına rağmen Kaplan ve Ejderha’nın bir yönüyle bir Jane Austen romanı uyarlamasından farksız olması, rastlantısallıkla açıklanabilecek bir şey değil.

Filmin diğer yönünü ele alırsak da karşımıza Çin’in hem geleneksel, hem de popüler kültüründe önemli bir yere sahip olan Uzakdoğu Dövüş Sanatları çıkıyor. Bu yönüyle 60’lı yıllarda çevrilmeye başlanan, 70 ve 80’li yıllarda ülkemizi olduğu gibi dünyayı da etkisi altına alan, halk dilinde basitçe “karate filmi” olarak tabir edilen Çin yapımlarının modifiye bir reenkarnasyonu Kaplan ve Ejderha. Çocukluğundan beri bu filmlerle haşır neşir olan, bu kültürün içinde büyüyen Ang Lee’yi de etkilemişti bu filmler.

Kaplan ve Ejderha / Crouching Tiger and the Dragon

Bir çocukluk fantezisini gerçekleştiriyor olmanın ciddiyetiyle işe koyulan Ang Lee, karate filmi denince Asya’da akla gelen ilk isimleri bir araya getirdi. Dövüş koreografilerini bir efsaneye, Yuen Woo-ping’e emanet etti. Efsanesine ihanet etmeyen Woo-ping, Kaplan ve Ejderha’da kablolarla mucizeler yarattı ve insanları düz duvarlarda, incecik dalların ya da suyun üstünde olabilecek en estetik biçimde yürüttü. Filmdeki dövüş sahneleri yalnızca türün meraklılarını değil, herkesi cezbedecek güce sahip. Çünkü bu dövüş sanatları filmde tangodan çok daha sert bir dans türü olarak da izlenebilecek, mükemmel bir uyum, konsantrasyon, efor ve estetiğin sergilendiği evrensel bir dil olarak sunuluyorlar. Bu noktada dövüş sahnelerine eşlik eden, olaya müzikalite katarak bizde dans hissiyatının uyanmasını sağlayan müziklere imza atan Tan Dun’u da anmak gerekir tabi. Dun’un aynı şekilde filmin diğer sahnelerine döşediği müziklerin, görüntülerle ve o sekansların tetiklediği duygularla ahenkleri de Kaplan ve Ejderha’yı eşşiz yapan unsurlardan bir diğeri.

Kaplan ve Ejderha / Crouching Tiger and the Dragon

Karate filmlerinin yaşayan en ünlü kadın oyuncusu Michelle Yeoh’un filme katkısı yalnızca tecrübesini ve bir dansçı olmasının ona kazandırdığı estetiği ve rahatlığı dövüş sahnelerine kanalize etmesi değil. Filmin hikayesinin seyirciye taşınmasında da en önemli rolü üstlenip bir oyuncu olarak en başarılı performansını ortaya koyan kişi Yeoh. Bu çok önemli bir işlev çünkü Kaplan ve Ejderha sırf aksiyon içeren o eski karate filmlerinin aksine aşk, gelenek, sadakat, yaşam, ölüm gibi kavramları derinlemesine inceleyen bir hikaye içeriyor.

Kaplan ve Ejderha / Crouching Tiger and the Dragon

Zhang Ziyi, dünya piyasasına bu filmle açılan genç bir yetenek olsa da, onun canlandırdığı Jen karakteri aslında hikayenin baş kahramanı. Her şey onunla başlıyor, her şey onunla bitiyor. Dövüş sanatlarını öyle olağanüstü şekilde icra ediyor ki narin ve minyon fiziği yüzünden ortaya çıkan tezat ve mantıksızlık göze hiç batmıyor. Ama derinlikli hikayenin merkezinde yer alan bir karakteri seyirciye gerçek göstermek için dövüşmekten daha fazlasını yapması gerek ki, o da öyle yapıyor zaten. Oyunculuk olarak Yeoh’tan aşağı kalmıyor.

Kaplan ve Ejderha’yı bir Uzakdoğu Jane Austen romanı yapan ise hikayenin karakterleri ve anafikri:

Jane Austen

Jen’in, Sense and Sensibility’in 17 yaşındaki kahramanı Marianne ve Pride and Prejudice’in Elizabeth’i ile olan benzerliği gözden kaçacak gibi değil. Yetişkin olmanın sınırındaki özgür ve maceraperest ruhlu, kuralları erkeklerin koyduğu bir toplumda tek çıkış yolları aşkın değil, sağduyunun yönlendireceği evlilik olarak görülen genç kızlar. Elizabeth’in durumunda evlilik gerekçesi ekonomik nedenler, Jen’in durumundaysa soylu aileler arası güç birliği arayışı. Jen tıpkı bir Austen karakteri gibi toplumsal baskılar yüzünden duygularını bastırmak, gerçek kişiliğini (örneğin dövüş konusundaki yeteneklerini) gizlemek zorunda kalır.

Jen’in ablası olarak gördüğü Shu-Lien (Yeoh) ise romanda duygusallığı temsil eden Marianne’nin ablası Elinor gibi, ya da Elizabeth’i adam etmeyi kendine görev edinen diğer kadınlar gibi sağduyuyu ve gelenekleri temsil etmektedir. Geleneklere bağlılığı ve sadakat anlayışı gereği ne o, ne de Li Mu-bai (Chow Yun-Fat) yıllardır birbirlerine olan aşklarını açıklayamamışlardır. Shu-Lien toplumda edindiği saygınlığı bir kadın olarak değil, maskulin özellikleriyle elde etmiştir. Erkeklerle özdeşleşen bir sanatın ustasıdır ve babasının varisi olarak genelde erkeklerin yaptığı bir işi yapmaktadır. (kervanlar için güvenlik şirketi)

Kaplan ve Ejderha / Crouching Tiger and the Dragon

Jen de saygınlığını evlenerek değil, benzer şekilde elde etmek istemektedir. Li Mu-bai’nin ünlü kılıcını çalması çok manidardır. Aslında son derece keyfi, nedensiz yapılmış gibi görünen bu hareket, kılıcın penisi temsil ettiği düşünülürse, Jin’in bu eylemi toplumda erkeğin doğal olarak sahip olduğu haklara sahip olmak için yaptığı okunabilir. Kılıcın Mu-bai’ye iadesi için çırpınmak ise, geleneklerle barışık olan Shu-Lien’e düşer.

Filmin kötü adamı (daha doğrusu kadını) Yaşlı Tilki ise Ang Lee’nin (ve Austen’in) yapmaya çalıştığı toplumsal eleştirinin bir başka tezahürüdür. Yaşlı Tilki, Mu-Bai’nin ustasını öldürüp onun dövüş sırlarını çalan bir suçludur. Mu-Bai’ye suçunu itiraf ederken pişmanlık emaresi göstermez. Şöyle der: “Ustan biz kadınları küçümsüyordu. Benle yatardı ama sanatını bana öğretmezdi. Bir kadın elinden ölmeyi hak ediyordu.”

Li Mu-Bai’nin, Jen’e öğrencisi olmayı teklif ederek bu karamsar tabloya biraz umut getirir. Wudang okulunun, kadınlara bu sanatı öğretmeme konusundaki kuralını çiğnemekte sakınca görmemesi kadın-erkek eşitliği lehine yapıcı bir mesajdır.

Not: Bu yazının bir kısmı SİYAD’ın hazırladığı 40 Yılın Serüveni – Sinema Yazarlarının Seçtiği En İyi Filmler kitabında yer almıştır.

Kaplan ve Ejderha / Crouching Tiger and the DragonKaplan ve Ejderha

Crouching Tiger, Hidden Dragon

Yön: Ang Lee
Oyn: Chow Yun-Fat, Michelle Yeoh, Zhang Ziyi, Chang Chen

3 YORUMLAR

  1. Sinema yazarı dostumuz Tunca Arslan bir hatırlatma yaptı bu yazıyla ilgili, sizlerle paylaşıyorum.

    …çok sık yapılan bir hataya bu yazıda da düşülmüş. Çinliler "Karate" yapmaz, karate Japon dövüş sanatıdır. Çinliler Kung-fu yapar…

  2. haddim olmayarak birkaç düzeltme de ben yapayım. "dövüş sanatı" yerine "savaş sanatı" demek daha isabetli olacaktır.

    "dövüş sahneleri" derken dövüş işteş fiil([karşılıklı] dövüşmek) değil, isim(dövme durumu, ya da tdk'ya göre "Dövme işi.") olarak duruyor. bu kullanım dövüşün tek taraflı olmasına (birinin karşısındakini dövmesi), döven ve dövülenin, özne ile nesnenin kesin bir ayrımına işaret ediyor. oysa bu sahnelerde vücut bulan eylem karşılıklı mücadeledir. bu yüzden "mücadele sahnesi" daha doğru olur gibi geliyor bana.

    yine de türkçede bunlara çok iyi karşılık olmuş, kulağımızı tırmalamayan kullanımlar yok sanırım.

CEVAPLA