Almanya’da yaşayan Türk asıllı, her daim gurur duyduğumuz yönetmen Fatih Akın’ın bu yıl Cannes’da Diane Kruger’a En İyi Kadın Oyuncu Ödülü getiren filmi Aus dem Nichts (Paramparça / In the Fade, 2017) eşi ve çocuğu terör kurbanı olan Alman bir kadının yaşadıklarını anlatıyor.

Ufak ve sıcak filmleriyle yaklaşık yirmi sene önce hayatımıza giren Fatih Akın’ın kariyeri uluslararası başarı kazanıp farklı türler denemeye başlayınca sarsıldı. Bazı yönetmenler hangi türde ürün verirlerse versinler kendi dokunuşlarını hissettirir, sinematografilerine yabancı bir senaryo ile çalışsalar bile filmi kendilerine ait kılmayı bilirler. Aus dem Nichts ise açılış jeneriğine eklemlenen sahnesi dışında kamera arkasında Fatih Akın’ın olduğunu hissetmenin mümkün olmadığı bir iş. Hapishanedeki el kamerasıyla çekilmiş düğün sahnesi heyecan verici bir başlangıç olsa da çok geçmeden mesafeli, steril, soğuk renklerle örülmüş ve dümdüz bir görüntü yönetimiyle kimliksiz bir görsel dokuya teslim oluyor film.

Görsel yapısı memur bir yönetmenin Alman televizyonuna çekeceği gündüz kuşağı TV filminden üstün olmayan Aus dem Nichts’in oyunculukları da dikkat çekici bir noktada değil. Bomba saldırısına kurban giden Kürt asıllı kocasıyla çocuğunun yasını tutarken polis, dedektifler, avukatlar ve mahkeme salonlarıyla boğuşarak katillerin yakalanmasına yardımcı olmaya çalışan Alman anne rolünde Diane Kruger’ın rakiplerinden üstün bir performans çıkarıp ödülü hak ettiğini düşünmüyorum. Bir iki cesur sahne ve filme en azından bir ödül verme çabası sonucu bu karar alınmış olabilir.

Amerikan FOX kanalının vasat gizem/mahkeme dizilerinin izle-unut bölümlerinden üstün olmayan senaryo ise en büyük hayal kırıklığı. Üç parçalı epizodik bir yapıyla anlatılan hikâyenin kendisi de montajı da görüntü yönetimi gibi dümdüz. Terör olayı ve yas sürecini anlatan ilk bölümde atılan “kim öldürdü, uyuşturucu satıyor muydu, Kürt olduğu için mi öldü” tohumları ikinci bölümün tamamına yayılan mahkeme sahnelerinde filizlenemiyor. Yabancı düşmanlığı, Neo-Naziler, bireylere milletlerine bakılarak yapıştırılan etiketler gibi konular yeni bir şey söylemek ya da izleyiciye bakış açıcı kazandırmak şöyle dursun, gizem malzemesi olarak kullanılmanın ötesine geçemeyip sos olarak kalıyor, kıvamı bile tutmadığından tabaktan aşağı akıyor. Mahkeme sahnelerinde avukatlar arasında yaşanan “kim daha zekice cümleler edecek” yarışı filmin türünü sorgulatacak kadar ön plana çıkıyor ve başkarakterin yalnız kalıp geleceğine yön vermeye karar verdiği üçüncü bölümse bir Amerikan bağımsızı havasında kararsızca savruluyor.

İlk paragraftaki sarkastik cümlenin işaret ettiği acı gerçeğe dönersek, biz (Türkiye halkı) Fatih Akın’dan gerçekten daha fazlasını bekliyoruz. Bu kitabı herhangi biri uyarlayabilirdi. İçinde “Kürt, Türk, Nazi, terör” kelimeleri geçiyor olması Aus dem Nichts’in anlatılmaya değer bir hikâye olduğu anlamına gelmiyor. Madem anlatılmak için bu konu seçildi; geliştirilmeli, televizyonda vakit öldürmek için izlenip “evet böyle şeyler var” dedikten sonra unutulacak kıvamda çekilmek yerine şiddetli tartışmalar açacak güçte detaylarla dolu bir senaryo ile yola çıkılmalıydı.

Sadece Gegen die Wand’ın (Duvara Karşı, 2004) intihar sahnesiyle Aus dem Nichts’in intihar sahnesi arka arkaya izlenerek bile karşımızdakinin ne kadar başarısız ve kişiliksiz bir film olduğu anlaşılabilir.

HENÜZ YORUM YOK