Kimselere duyurmadan, sessiz sedasız Türkiye’nin Oscar aday adayı yapılan Semih Kaplanoğlu’nun son filmi Bağlılık – Aslı’nın, sosyal medyadaki tepkiler üzerine önce apar topar fragmanı yayınlandı, ardından da geçtiğimiz günlerde basın gösterimi yapıldı. Filmi izleyince Oscar yarışına sokulabilecek çok daha güçlü adaylar varken neden bu filmin aday gösterildiğini daha iyi anladık.

Bağlılıküçlemesinin ilk filmi olan Aslı, lüks bir sitede yaşayan, yeni bebek sahibi olmuş orta/üst sınıf bir çiftin bakıcı arayışlarıyla açılıyor. Bu dümdüz açılışın ardından dakikalarca istediği gibi profesyonel bir bakıcı bulamayan ama kariyer peşinde koşarken “kutsal annelik” görevini yerine getirmeye de pek gönlü olmayan Aslı’nın bebeğini sütten kesmek için verdiği mücadeleyi izliyoruz. Çünkü Aslı annesiz büyümüş, anneliğin kıymetini idrak etmekten aciz, bebekle anne arasındaki bağın kıymetinden habersiz bir beyaz yakalı. Hatta bu bağın önemini ve sütten kesilmenin bebek üstünde yaratacağı travmayı doktorunun ağzından da dinliyoruz ki şüphemiz kalmasın. Zira tıp dünyası bebeklerin ilk altı ay anne sütü almasının yeterli olduğu üzerinde fikir birliğine ulaşmış olsa da toplumumuzda bir kadının sütü geldiği sürece emzirmesi kutsal annelik görevinin vazgeçilmez bir parçası. Hangi sınıftan olursa olsun kadınlar üzerinde yaratılan bu dayatma film boyunca tekrar tekrar gözümüze sokuluyor. Kaplanoğlu karşı mahalleden iyi eğitimli, beyaz yakalı, orta/üst sınıf bir kadını sırf anneliğin ötesinde de bir varoluş derdi olduğu için kendine hedef seçerek, film boyunca adeta şeytanlaştırıyor.

Yemek tarifine bakmadan salata yapmaktan aciz bir kadını kusursuz bir şekilde rujunu sürerken gösteriyor ki nasıl bir kadınla karşı karşıya olduğumuzu iyice anlayalım. Yönetmen bunu yaparken Aslı’nın karşısına da sağduyu timsali kocası Faruk’u koyuyor. Faruk altı tamamen boş, karakter olmaktan ziyade tip olarak kurgulanmış hayalet bir koca. Erkek egemen toplum ağzıyla söylenmesi gereken doğru(!) sözler oldukça Faruk sahneye giriyor, söylemesi gerekenleri söylüyor ve çıkıyor. Gelgelelim Faruk’un Aslı’dan önemli bir farkı var. Faruk onu yetiştirmek için her daim evde olan cefakâr bir anneyle büyümüş; ev yoğurdu, ev keki gibi nimetlerin kıymetini bilen ancak evliliğinde bunlara hasret kalan, evin yardımcısı yemek yapmamışsa yorgun argın işten geldiğinde tarife bakılarak yapılmış salataya talim etmek zorunda kalan tipik bir Türk erkeği. Faruk’un bir diğer özelliği ise aseksüel oluşu, tıpkı filmdeki tüm karakterler gibi. Doğum sonrası çiftler arasında cinselliğin bitmesi bizimki gibi toplumlarda oldukça yaygın bir sorun olsa da filmde bununla ilgili en ufak bir göndermeye bile rastlamıyoruz. Faruk’la Aslı karı koca mı yoksa ev arkadaşı mı anlamak güç. Zaten bebekleri de leylekler getiriyor.

Bağlılık – Aslı’nın en güzel detayı şirin mi şirin Zeynep bebek (Almina Kavcı). Daha birkaç aylık olmasına rağmen kuşkusuz filmin yıldızı. Bebekli sahneler o kadar iyi ve gerçekçi çekilmiş ki hayran kalmamak elde değil. Diğer yandan Zeynep’in tüm beslenme sahnelerinde memeye ya da biberona iştahla sarılması dileriz açlıktan değil doğru zamanlamadandır.

Filmin ikinci yarısında karşımıza çıkan bakıcı Gülnihal karakteriyse adeta Aslı’nın antitezi. Alt sınıfa mensup, genç yaşta görücü usulüyle evlenmiş ama kocasını seven, Aslı gibi kariyer tutkusu ya da kişisel hırsları için değil ekmek parası için çalışmak zorunda olan, bebeğini kayınvalidesine bırakıp başkasının çocuğuna bakıcılık yapan ama bundan da gocunmayan, ideal, vefakâr, cefakar Türk kadını. Yönetmen, Gülnihal’in eve gelmesiyle beraber ona yeterince güvenmeyen Aslı’nın önce evi kameralarla donatması, ardından da Gülnihal’i ufak tefek testlere tabii tutmasıyla; ikisi de anne olan iki kadın arasındaki sınıf farkının altını kalın çizgilerle çiziyor. Hatta yeri geliyor Aslı’nın ağzından Gülnihal’e “kocanla birbirinizi seviyor musunuz” diye sordurup hemen ardından Aslı’nın gözünde alt sınıftan bu kadının sevgiden, aşktan anlamayacağını göstermek istercesine sorusunu “anlaşıyor musunuz” diye düzelttiriyor. Doğruyu söylemek gerekirse filmde altı boş, yönetmenin söylemek istediklerine hizmet etmeyen tek bir kare bile yok. Belli ki Semih Kaplanoğlu karşı mahalleyi içerden çökertmek için bir hayli kafa yormuş. Aslı’nın sabahtan rakı içmeye başlayan Kemalist babasından, iş için değil bisikletle gezmek için bebeği bakıcıya terk etmesine kadar her sahne aynı mesajı veriyor. Sonuç olarak film, Semih Kaplanoğlu’nun kendi deyimiyle anneyi anne, babayı baba, çocuğu çocuk, dedeyi dede olmaktan çıkartan modernizm (1)” le hesaplaşması olarak arz-ı endam ediyor.

Yönetmen Kaplanoğlu, film boyunca yaptığı tüm göndermelere rağmen hala anlamayan varsa diye kurguladığı muhteşem finalle de noktayı koyuyor. Talihsiz olansa bazı entelektüel çevrelerin bile Amerika’nın yüz yıl önce tartışıp çözümlediği bir konuyla Akademi’nin gönlünü çalarak Oscar’a yürünebileceğini zannetmesi. Dileriz Türkiye sinemasının yurtdışındaki temsili gelecekte, kadının tek varoluş sebebinin annelik olduğunu düşünen, anne olsun olmasın her kadının iş hayatında var olma hakkı olduğunu benimsemeyen, ebeveynliğin sadece annenin görevi olmadığını idrak etmeyen, anneyi anne, babayı baba, çocuğu çocuk, dedeyi dede olmanın ötesinde birer birey olarak kabul etmeyen ellere kalmasın.

(1) https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/baglilik-asli-evrensel-bir-hikaye-anlatiyor/1584866

HENÜZ YORUM YOK