Kanal-E (Yeni adı CNBC-E olmuştu ama biz henüz adapte olamamıştık yeni isme) Profiler adlı diziyi yayınlamayla başladığında 2000 yılı civarıydı sanırım ve bizim “Profiler”ın ne olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yoktu. Profilo satıcısı deseler inanacağız. Bugün öyle mi? Sayısı ayyuka çıkan polisiye diziler sayesinde artık her evden bir “Profiler” çıkacak neredeyse. Aşağıdaki yazı  Ağustos 2001’de yazıldı. Ve siz okuduktan sonra kendini beş saniye içinde yok edecek. Etmezse, alıcınızın ayarlarıyla bir oynayın. Yine mi etmedi. Kalkıp oynayın bu kez. Horon tepin. O zaman kesin edecektir. Valla. Edecektir.

İlk başlarda anlayamamıştım “Profiler” kelimesinin ne anlama geldiğini. Bu adı taşıyan dizinin fragmanlarını NBC kanalında görürdüm. Sonra CNBC-E’de de başladı aynı dizi. O zaman öğrendim ne demekmiş Profiler. Zaten çoktan beri bildiğim bir şeymiş meğer. Kriminal psikoloji diye bir şey var hayatta. Bu bilim dalı sayesinde, gerek suç mahallinde bırakılan ipuçlarından, gerekse izlenen metodlardan yola çıkılarak suçlunun olası bir profili çıkarılıyor. “Profiler”, yani “İz Sürenler” dizisindeki Samantha Waters ya da Rachel Burke karakterleri gibi, işi profil çıkarmak olan uzmanlara “profiler” deniyor. Suçlunun iç dünyası, sosyal çevresi ve hatta dış görünüşü hakkında çok yararlı bilgiler edinilebiliyor. Kriminal psikoloji uzmanı bu profilciler sayesinde.

Copycat (Kopya cinayetler) adlı filmde Sigourney Weaver‘ın canlandırdığı karakter de bir kriminal psikoloji uzmanıydı. Profiler dizisinde ise uzmanımızın kendisi polis, daha doğrusu bir VCTF ajanı. FBI gibi polisüstü kurumların ajanları bu eğitimi kaçınılmaz olarak alıyorlar. Bazıları ise bu konuda uzmanlaşıyor.

Kriminal psikoloji ile bağlantılı birçok film daha hatırlanabilir ama ben bir çizgi romandan söz etmek istiyorum; Julia. Aksoy Yayıncılık‘tan (yeni ek: sonra bir dönem de Oğlak yayınlarından) çıkan ama kriz sonrası yayını durdurulan talihsiz bir çizgi roman Julia, tıpkı Nathan Never, Dylan Dog, Nick Raider gibi. Zagor, Teks, Mister No gibi herkesin aşina olduğu çizgi romanların yayıncısı olan İtalyan yayınevi Sergio Bonelli Editore‘nin  dizisi olan Julia, efsanevi yayınevinin ilk sürekli ve ilk gerçekçi kadın kahramanı. Tip yaratırken Hollywood yıldızlarından esinlenme geleneğini sürdüren yaratıcıları Julia’yı Audrey Hepburn‘den yola çıkarak hayata geçirmişler. (Teks‘e Gregory Peck‘ten, Ken Parker‘a Robert Redford‘dan, Dylan Dog‘a ise Rupert Everett‘ten esinlenerek tip verilmiştir.) Julia New Jersey’deki hayali bir kent olan Garden City’de yaşayan bekar, güzel (oldukça güzel!) bir bayan. Üniversitede kriminoloji dalında dersler vermektedir. Savcılık ve polis kuvvetleri zaman zaman Julia’dan yardım almaktadır.

Öykülerin ve karakterlerin çok gerçekçi olduğu bu sürükleyici çizgi-roman dizisinin yaratıcısı Giancarlo Berardi‘nin, Cenova Adli Tıp Enstitüsü’nde aylar boyunca gözlemci olarak kriminoloji derslerini takip ettiğini belirtelim. TV’de oynayan “Cinler ve Periler” tarzı aptal saptal yerli polisiyelere katlanamıyorsanız, ne yapıp ne edip bir iki Julia okumanızı öneririm.

Örümceğin Maskesi (Along Came a Spider) adlı filmde de benzer bir karakter var, Dr. Alex Cross. Hem polis dedektifi, hem de kriminal psikolog olan Cross yazdığı kitaplarla mütevazı bir üne sahip. Öyle vurduyla kırdıyla işi yok kendisinin. Suçluları yakalamakta en güvendiği silahı tecrübeleri, zekası ve içgüdüleri.

Kızları Öp (Kiss the Girls) filminin devamı olan Örümceğin Maskesi’nde yine Morgan Freeman başrolde. Sözünü ettiğimiz Alex Cross oluyor kendisi. Her filmde olduğu gibi yine tipine uygun dingin, abartısız ve etkili bir oyunculuk sergiliyor Freeman. (Sanırsınız ki adamın sinirleri alınmış.) Canlandırdığı tam da buna uygun bir karakter (her zamanki gibi) zaten. Hollywood’ta ne zaman bir “wiseman” rolü çıkıyor, önce Freeman’ın telefonu çalıyor herhalde. Freeman sıkılmış bu durumdan ama ne yapsın ekmek parası. Öğreten adam olmaya devam. Bakalım kendisinin sinirlendiğini, kötü bir şeyler yaptığı bir filmi ne zaman göreceğiz. (yeni ek: Sonraki yıllarda gördük bir iki tane)


Bir devam filmi olarak karşımıza çıkan Örümceğin Maskesi birincisi kadar sofistike değil. Daha kolay tüketilir, daha kolay unutulur bir film. Gerilim ve polisiye klişelerine daha çok yer verilmiş. Belki hikaye ilki kadar kuvetli değil ve bu yüzden klişelerle kapatılmaya çalışılmış bu açık. James Patterson’un Kızları Öp kitabını okuduğum için öyküsünün sağlam olduğunu biliyorum. Daha sonra seyrettiğim filminden anladığım kadarıyla kitap fazla bir değişikliğe maruz kalmadan aynen aktarılmıştı sinemaya. Sonuç başarılıydı. Bu kez tartışma götürür bir başarı söz konusu. Karşılaştırılacağınız iyi bir ilk film varsa, devam filmini çekerken öncekinden iki katı kaliteli malzemeyle çalışılmalı bana göre. Ama öyle olmuyor işte.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA