Konu Türk sineması ve Yeşilçam olunca kayıtsız kalmam çok zor. Bu vesileyle konuya hemen giriş yapayım. Ege Görgün’ün Cinbaz1öykü kitabından sonra yeni çıkan Bana Onun Portresini Getirin2 kitabından söz edeyim. [Bu arada daha önce okumamış olanlar için Cinbaz’la ilgili yazım şuradadır: http://www.tersninja.com/ege-gorgunun-cinbazi-ustune-edebiyat-hayati-essiz-kilar/] İlk tespitim Tony Gatlif, Emir Kustarica filmleri gibi hüzün, acı ve neşenin iç içe geçtiği bir kitap var karşımızda. Ege Görgün’ün hemen kitabının önsözünde yazdığı şu dizeleri okuyalım: “İki şeyi hep çok sevdim, hikaye ve kurgu. Önce bir okur ve seyirci, sonra gazeteci/dergici ve yazar olarak. İkisini ayrı değil, bir arada sevdim.” [s.7] Bana Onun Portresini Getirin kitabının alt başlığı, ‘Sinemanın ustaları, dahileri, hayalperestleri’ adını taşıyor. Kitapta, yirmi dokuz portreyle karşılaşıyoruz. Kimler yok ki? Ağah Özgüç, Atıf Yılmaz, Erkan Can, Lütfi Akad, Muzaffer Tema, Sari Alışık, Tuncel Kurtiz, Türkan Şoray, Vedat Örfi Bengü, Yılmaz Güney, Sezen Cumhur Önal, Erol Büyükburç, Suphi Kaner ve daha birçoğu. [İçindekilerde, Yeşilçam’ın Öldürdüğü Evladı‘nda Aykut Oray yazıyor ama o Suphi Kaner olarak kitabın 206. sayfasında doğru yazıldığını görüyoruz. Kitabın yeni baskısında düzelir. O kadarı da, bu kadar müstesna bir kitabın nazar boncuğu olsun!]

Rengarenk Bir Portreler Galerisi

Ege Görgün’ün edebiyat, sinema yazarlığı, koleksiyonculuk ve çizgiroman gibi çok geniş bir yelpazesi vardır. Bulamadığınız bir kitap için hangi sahafa gitmeniz gerektiğini, geçmişte aklınızda kalan bir nesneyi arıyorsanız hangi bit pazarında bulunacağını anında size söyler. Çizgiroman kahramanlarını, soy kütüklerine kadar ezbere bilir. İyi bir arşivcidir. Bir detektif gibi çalışır. Öylesine küçük ayrıntıları size anlatır ki şaşırır kalırsınız. Bir de, futbol konusunda onunla aşık atamazsınız. Bugün, benim diyen spor yazarlarının, iki cümlesiyle façasını alır. İyi bir Kocaelispor’ludur. [Ben, Sakaryalıyım. Malum, Kocaelispor ve Sakaryaspor arasında rekabet büyüktür. İkisinin rengi, yeşil-siyahtır. İkimiz, o rekabeti sahada severiz. Bir gün beraber bu rekabeti izlemek için sözleşmişliğimiz vardır. Benim Kocaelispor, Ege’ninde Sakaryaspor formasını giyip o maçı da izleyeceğimiz gün mutlaka olacak, eminim.] Mesela “1981-1987 yıllarının Kocaelispor’unda, Senad Ibrić’i anlatır mısın?” deseniz size şeceresini çıkarmanın yanında, attığı golleri bile tek tek anlatacak bir dimağı vardır. Onur Ünlü gibi, Tuncer Kurtiz gibi Kocaelilidir. [Bu arada, Tuncer Kurtiz’in bu kitapta Kocaeli’nin Behçecik nahiyesinde doğduğunu öğreniyoruz. s. 148] Velhasıl, Ege Görgün’ün skalası çok geniştir, bilgi ağacı gibidir. İşte bunun için yazdığı yazılara, yaptığı söyleşilere, yayınlamış olduğu kitaplara kulak kesilmekte çok yarar var. Neden peki? Hemen yanıtını vereyim, müthiş nitelikli, incelikli ve zengin ayrıntılar var da ondan.

Peki, Bana Onun Portresini Getirin kitabında incelikli, zarif, şaşırtıcı, ilham verici ve zengin ne gibi ayrıntılar var? Kitabın başından anlatayım, Ağah Özğüç’ün anlatıldığı harikulade bir saygı/sunuş girişinde yazarında söylediği gibi, “alçakgönüllü bir beyefendi” [s. 15] portresi, Rize’de evinden ayrılırken annesine, “Anne sen yine de bana bir yer ayır yanında sürekli. Ne olacağı belli olmaz” diyen Ali Atay, Atıf Yılmaz’ın hiç bilinmeyen ve benim ilk defa öğrendiğim karakolluk hikayesi [s. 26], çevirdiği filmlerin galasına giden Aydemir Akbaş’a, “ekmek paramız geldi” diye karşılanması [s. 31], Cüneyt Arkın’ın oynadığı Battal Gazi’nin Oğlu filminin çekimlerinde zaman zaman set işçiliği yapan biri tarafından gerçek mermiyle sol baldırından vurulmasına [s. 36], Erdal Beşikçioğlu’nun, “Biz karakteri anlatıyoruz. Onun çektiği sıkıntıları, acıları, hayal kırıklıklarını anlatıyoruz” [s. 49] deyişine, Erkan Can’ın hayatını değiştiren, Ressam İbrahim Abi’sine duyduğu o içtenliğe [s. 54], “İşimi iyi yapıp ortadan kaybolmayı seçen bir adamım” [s. 64] diyen Fikret Kuşkan’a, “Çalışma izni olmamasına rağmen garsonluk, barmenlik yaparak hayatını kazanmış” [s. 74] Halit Ergenç’e, “Koç, Sabancı, Eczacıbaşı gibilerin sırf paralarıyla yönettiği bir dünya yerine, benim gibi bir sanatçının yönettiği bir dünyayı tercih etmez misiniz? Bu daha ideal değil mi?” [s. 81] diyen İlyas Salman’a, kişisel olarak Türk sinemasında bir zirve olarak gördüğüm Lütfi Akad’ın, “Ustasız Usta” [s. 85] yazısına, tuhaf ve şaşırtıcı bir Mehmet Günsür söyleşisine [s. 91], 10 Yönetmen ve Türk Sineması kitabımda uzun söyleşi yaptığım Memduh Ün biyografisiyle yeniden karşılaşmamın mutluluğuna [s.106], Yeşilçam’ın özel ve kayıp yüzlerinden Mesut Engin’e [s. 109], bana Önder Somer’den sonra Türk sinemasının en fiyakalı ruhunu anlatan hatta Bernardo Bertolucci’in Paris’te Son Tango filminde figüran olarak oynamış Muzaffer Tema’nın biyografisine [s. 112], “Kardeşim, biz bu dünyada mutsuz olacağız bu kesin” [s. 117] diyen Nejat İşler’e, Yavuz Özkan’ın Yengeç Sepeti filminde çalıştığım büyük oyuncu Sadri Alışık biyografisine [s. 126], Zeki Müren’e saygısı olan Seyfi Dursunoğlu’na [s. 132], bana göre Yeşilçam’ın, Kuzey Vargın’la beraber en fiyakalı jönü Murat Soydan’ın hayatına [s. 142], Türk sinemasının bir oyunculuk zirvesi Tuncel Kurtiz’e [s. 147], Yusuf Kurçenli’nin çektiği Gönderilmemiş Mektuplar filminde çalışkanlığına, içtenliğine ve nezaketine doyamadığım Türkan Şoray’a [s. 154], Yeşilçam’ın kayıp yüzü Uğur Güçlü’ye [s. 160], Türk sinemasına değil Türk edebiyatına çeviriyle büyük renk katan Vedat Örfi Bengü’nün hikayesine [s. 167], “Bir köle olarak yaşamaktansa, bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek iyidir” diye Spartaküslere Cannes’da yumruğuyla selamını gönderen Yılmaz Güney biyografisine [s. 170], bilenler bilir -ama en iyisini Ege Görgün bildiği- ortaokullu yıllarımın Bulvar gazetesinin fotoromancısı Yener Çakmak’ın hayatına [s. 175], evet yazarın dediği gibi ‘Muazzam Bir Ego’ olduğu yeni öğrendiğim Sezen Cumhur Önal röportajı hakikaten hayatımda okuduğum çok acayip röportajlardan birisine [s.178], “Bana devrim içermeyen bir şey yaptıramazsın. O konuda çok soyluyumdur” [s. 192] diyen Erol Büyükburç’a, “Beşiktaşlıyım ölene kadar. Kimse bana Aykut döndü demeyecekler” [s. 204] diyen büyük aktör Aykut Oray’a, “Bu ülkedeki bütün kameraları sırtımda taşıdım” [s. 208] diyen Yeşilçam’ın en fiyakalı aktörü Suphi Kaner’e kadar…

İşte Ege Görgün, bu rengarenk portreler galerisini öylesine içten anlatıyor ki kitabı okumaya doyamıyorsunuz. Onun içindir ki bu kitap, bir kitaptan daha fazlası. Ege Görgün, bu kitaba müthiş bir emek vermiş, iyi ki de vermiş. Hafızlarda -tam da- unutulmaya yüz tutmuş belki de hiç bir zaman öğrenemeyeceğimiz sinemaya ve hayata dair küçük ama önemli ayrıntıları, doğru sorularıyla öyle güzel ortaya çıkarmış ki. Başarı işte budur. Ama o başarı için Ege Görgün’ün yazı veya söyleşi yapacağı kişi öncesinde yaptığı çalışkanlığı daha büyük başarıdır.

Peki Nereye Geldik?

Şuraya; Ege Görgün’ün hikayelerine ve ustaca kurgusuna. Ama daha çok çalışkanlığına ve sabrına. Neden mi? Kitabı okudum zaman Sezen Cumhur Önal ve Aykut Oray söyleşi süreleri özelinde Guinness Rekorlar Kitabı‘na kitabına aday olabilecek nitelikteler de ondan. Bana Onun Portresini Getirin, yazarın ifadesiyle zamana yayılmış yazı ve söyleşilerin toplamı. Ege Görgün ne iyi yapmış bu söyleşilerin, yazıların ayrı ayrı yerlerde durmamasını ve bir araya getirmesini sağlamakla.

Tabii şundan da bahsetmekte yarar var; kitaptaki portreler bir şekilde bu toplumun ortak hafızasında bulunan renkler, yüzler, görüntüler dahası özne kişilikler. Hemen hepsini bir şekilde sinema salonlarının perdesinde, televizyon ekranlarında izledik, söyleşilerini, yazılarını veya kitaplarını okuduk. Bana Onun Portresini Getirin’i çok büyük keyifle tekrar tekrar okudum. Bu okumanın keyfini evet Ege Görgün’ün çalışkanlığı, doğru soruları, içtenliği, samimiyeti, dedektifliği vs. hepsinin bir toplamı.

Bana Onun Portresini Getirin hiç ama hiç abartısız söylüyorum, olağanüstü hikayelerle örülü hayata, sinemaya dahası Yeşilçam’a dair rengarenk duygu/duyguları olan müthiş bir kitap.

Ertekin Akpınar

1 Ege Görgün, Cinbaz,Marjinal Kitaplar, 2013, 168 s.

2 Ege Görgün, Bana Onun Portresini Getirin, Karakarga Yay., 2017, 212 s.

HENÜZ YORUM YOK